Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > - Dokunsalar kopacak gibiyim -

- Dokunsalar kopacak gibiyim -


GönderenMesaj

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 05:02:11



 

Taze aşıkların, kan torbaları ellerinde;
benimse tek ziyaretçim rüzgar bu ara. "
Şimdiye değin işitmedim hiçbir kapı gıcırtısının
"bekle, ben de geliyorum" dediğini gidenin ardından
Ve göremedim de, bir şimşeğin silkeleyebildiğini
 kösnül geçmişlerin hazan tozlarını.
Taze aşıkların, kapsama dışı anıları sergilerde ;
benimse tek intibam dinmez bir içyel bu ara. "
Mırıltıları uysallığın kendisi sayılır kedilerin
bilinmez  aslan hırıltılarını tüy diplerinde sakladıkları ve
pençelerinin karanlıkta çalıştığı...
 - Başlarında boynuzlu halkalar,
    tırnakları lir çalar kapı gıcırtılarına. -
 Taze aşıkların, örtbas edilmiş kurmacaları gammazda;
benimse dost muhabbetlerine katılmışlığım yok bu ara. "
Kanın kırmızı inlediği söylenir.
Bir kör noktadadır bu  -
Arka fon kızıla çaldıkça
parçalayan bir rüzgar olur yalnızlık.
Yalnızlık olmuş o rüzgar gıcırdattıkça kapıyı
karanfil yapraklarına işlenmektedir ayrılık.
" Taze aşıkların, zevkleri çivili duvarlarda;
benimse tek resmim prangaya vurulu bir yürek bu ara. "
 
- Dokunsalar kopacak gibiyim -


Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 05:04:13

 
Gülüşlerin yalnızıyım desem kim inanır ki bana? Komik hayatlar antolojisinde yerimi alabilir miyim? Üstelik yokuş aşağı iniyorken hayat..
(Yalnızlık yağmur anlamlıdır; ıslatırken çoğaltır, üşütürken gülümsetir insanı)
Denizin kıyıyı döven iniltisi bugünlerde her gece!
Beyaz yüzlerde kara gözler izliyor, durmaksızın, ki nasıl katlanılır buna! Karabiber pembelerine inat bordo bordo begonviller, vişnebeyaz ve bazen sarı (turuncuyu bahçemde unuttum, birileri sulasa keşke), beyaz yansımalardan mavinin çeşitleri, mavilerden fırtınalar.. Uzaklarda bir balıkçı motoru yalnızdı ağlarıyla, ağlattı..
Duvarı dönmüş bir hanımeli, tırtılı yemiş onu!
Her öykü kendisine aittir ve her kısırdöngü. Olmayacak düşlerin peşine takılamayacak kadar yorgun ayaklara sahip olmanın ne demek olduğunu bilir misin kuşkuluyum, su kıyıyı dövmeye devam ediyor, onun sesini seviyorum, fon müziğim.
(‘Yalnızlık nasıl bir duygudur, rengi nedir?’ diye düşünmekten kendini alamadığın zamanların oldu mu? Gözlerini tekil yumruk ellerine dikerek, ve eşlik ettin mi şarkılara sessizce etrafa duyurmaktan korkup? Ya da dostlarla bir rakı masasında kahkahalar mı attın belli olmasın diye çaresizliğin? Ne zaman vardın ağızlıkla sigara içmenin keyfine? Pembe taşlar toplamayı iş edinip ve üstelik onlardan ‘pembetaşlarkoleksiyonu’ yapmaya ne vakit karar verdin? Hem canım, sen yetişebilir miydin zaten bir koleksiyonu tamamlamaya?) Adını burcundan almışsın, sana yakışmasından anladım, hani o çok seyrek yalnızlıklarımızdan birinde dediğim gibi ‘tıpkı adın gibisin..’, yüzündeki çizgileri okşamıştım ‘bunları seviyorum’ diye; hep aynı durağanlıkta geçecek sanırsınız bazı günleri ve haftaları ve hatta ayları, ama ansızın alabora!
Öyle oldu. Suçumu ve suçunu affettirecek bahane yok.
‘Yer’li aşklara burda inandım, hep İstanbul sanırdım, ve Kadıköy, uzaktan baktığım denizlere inanmak ne kadar da zordu, sanki onlar yoktu.. Evim çok güzeldi ama sanki böyle bir ev olamazdı..
Pamuk ipliklerle ördüğüm deniz diplerinde boğulmayı ummayarak, aklıma bile getirmeyerek sevdim. Aşktı, bir bahçeyi bahçe yapan, denizleri birbirine karıştıran, vahalarda huzur bulan..
(alıntı)
 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 05:05:46
Hiçbir şey olmadı sanıyorsun Sen gidince... Ben boyamadım. Duvarlar kendiliğinden sarardı Birden bire... Kedi yanıma gelmiyor artık. Soldu saksıdaki karanfil. Hani Edip Cansever okurduk da Adını Yerçekimli Karanfil koyduyduk... Aslan ağzı, deve tabanı, gülle sümbül de soldu. "Dilek ağacım bu benim" diye saksıya diktiğin limon kurumuştu da Sen dilek çaputları bağlardın ya dallarına... "Dilek tuttum, çaput bağladım.. Limon ağacına... Dileğim yerine geldi" derdin ya hani hep... Ben de, dün kesip mavi gömleğin altından bağlayıverdim bir parça... Kurumuş limon ağacına... "Gidenle gidilmez, çık evden hayatın içine at kendini" diyorlar Ben evde biryerde saklandığını biliyorum. Hani nasıl saklanmıştın bir keresinde yemek masanın altına... "Ben çocukken hiç saklambaç oynamadım.." der saklanırdın ya... Baktım her yere Evde olduğunu biliyorum. Dolabını açtım Kokunu saklamışsın Sindirip elbiselerine... Geçen akşam arkadaşlar uğradı "Biraz çıkaralım seni.." dediler "Evde saklanıyor, sevgilimi bırakıp çıkmam" dedim.. "Sen kafayı yedin.." deyip gittiler.. Parçamızı koydum, en sevdiğimiz şarkıyı Başladım evde dolaşmaya.. Elma dersem çık Armut dersem çıkma... Sonra sobeledim seni kapının yanındaki aynada.. Aynanın içine gizlenmişsin. Gördüm gözlerini Öptüm dudaklarını Nerde olduğunu biliyorum artık.. Aynalara gizlemişsin kendini Bütün çiçekleri dizdim aynanın karşısınaSaksılar canlanıverdi, can yürüdü yapraklarına, dallarına Kediyi aldım yanıma, oturduk karşısına.. Üst kattan ablam uğradı "Bak, gitmemiş burda.." dedim. Deliymişim gibi baktı bana "Yok bir şey burada.." öyle dedi. Limon ağacına mendilini bağladım. Aynanın resmini çektim. Aynada benden başka kimse görmüyor seni. Basınca resmi gördüm ki oturuyorsun Aynanın içinde. Biliyordum gitmeyeceğini Bir sen kaldın Yalnızlık gelince.

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 05:09:51

 

Sebebim Sensin Gitmeden Önce



Acılarımı yüreğimin bir kenarında bıraktım, unutmadım asla

Sarhoş gecelere yasladığım kopası başımı, yorgun sabahlarda zor ayılttım güne.

Kunduramın çivisi çıkmış, voltalarımın vuslatı yok.
Sensiz sabahladığım gecelerin tırnakları yüzümde bir iz ve sensiz gelen günler ayrılığın katıksız şahitleridir


Şiirlerin, türkülerin ve bütün edebi sözlerin kifayeti, namlunun ucunda ki yaşamı söndüren mermiye kadar.

Dost nefesli kokan sözcükler şeytanın yalancısı, kabristanlarda ayaklanan taşlar,
vefasızlığın baş kaldırışı ve ruhun cesede büyük huzursuzluğudur.


Acı nedir?.. Bir kere tatsaydın,
pamuk şeker helvalardan arındırılmış acı dediğin bütün şekerlerden sonra yaslasaydın kuduran gecelere başını,
o zaman görürdüm yüreğinde ki asıl yaşı.


Acılarım her geçen gün yüreğimin bir kenarını daha doldurmakta, korkuyorum sevgili,
umudumun gelmeyişine direnişinin tükeneceğinden.
Umut nedir sevgili?..
Dayanmak nereye kadar?..
Ve ben taş mıyım sevgili?..




Sebebim sendin bu şehir kararmadan önce

Sevincim, gülen gözlerim ve mutlu yanlarım vardı sen yüreğimi vurup gitmeden önce

Çay ve kahve bir başka kokardı, sen başımdan aşağı kaynar suları dökmeden önce

Şer bir haber gibi düşmüştü yüreğime ayrılık, ayrılık ölüm gibi bir şeydi sen gitmeden önce

Gittin işte, elma kokulu sohbetlerimizi unutarak, çay ve kahvemizi içtiğimiz ince belli bardaklarımızı kırarak

Günle birlikte bende doğardım, kuşlarla arkadaş olur, sokak köpekleriyle konuşurdum sen sırtını dönmeden önce

Kuşlar suskun, buruk bir matemi yaşar gibiler, köpekler avucumdan ekmek yemez,
sokaklarda görünmez oldular ve ben her doğan günle, sensiz bir günü öldürürken,
bir gün daha nefes almak istiyorum, ölmeye böylesine razıyken


Umudumu hissedebilen yüreğine rehin bırakıyorum,
bellimi olur belki yeni günle gittiğini hatırlar,
burada kalbimizi kıran bardaklarımızın hüznünü hisseder,
sevincimin ve gülen gözlerimin hicranına mutluluk sürmek,
dönüp boynuma sarılmak istersin diye


Satır başından mutluluğumun kaynağı hep gözlerindi, gülen yüzünle hayata bağlayan,
bu şehri sevdiren sebebimdin ve en demli muhabbetimdi elma kokulu sözlerin sen sırtını dönüp gitmeden önce



Murat İnce

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 05:13:16

 

herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar
kendi külünde söner bütün rüzgarlarına yazıldığın akşam

ateş tadında kum tadında kalarak
derinleştirir bazı ayrılıkları zaman

al ağrını git burdan
en uzun eylülü ömrümüzün

uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur
ne göğsündeki kaplan

seçilmiş taş milyonlarca taş arasından
başını vurduğun
çok gençti genç olmak için bile
kendi zamanına muhtaç
kendiyle dargın

daha yolun başında görülüyordu
menzilindeki noksan

ömrünce sızlayacak
kayıplar sarayında ateşte unuttuğun ferman.

Murathan Mungan

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
9 Mayıs 2008 Cuma 09:00:56
Yol Ayrimindan .-hey nereye gidiyorsun böyle
-düsünmedim hiç
-oraya birakayim seni gelsene

pesindeyim. biraktigimiz iz
yüregimin disindaki pençeli kafes
her çirpinisi beni sana götürür
sen nereye gidersen git
tinisini yitiren ezgiler tamamlarim
türküler mutluluga kavusur
ben söylencelerin yitiren kahramani olurum
örnegin don quijote alonso quijano
yeniden yazilir roman

hey nasil da savruluyoruz

pesindeyim biraktigimiz iz
çigliginin suda halkanan yalnizligi
her kulacim beni sana götürür
sen nereye gidersen git
istersen bir ates gemisi ol
her atista bir digerini yitir
istersen bir pieta
basini meryem`in dizlerine yaslamis isa

ey nasil da agariyoruz günesle

pesindeyim, biraktigin iz
pesittanin ilk satiri
her göze gelis beni sana götürür
sen nereye gidersen git
göle dalan karabataklara
yem olur çikar o kadim süryani
mardin beni bagislar belki deyrüzzeferan asla
tbargelia senliginin son günah keçileriyiz biz
kötü yazgiyi kovmanin bedeli
günbe
gün
ah nasil da ölüyoruz sevinçle

pesindeyim iz birakmasam da
asi çocuk, yorulmadim
asi çocuk
asi çocuk
asiiiiii

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
9 Mayıs 2008 Cuma 10:45:02

O Çocuklar Öyle Mahzun

 
.
I.
Duy ey bahari bagrinda tasiyan çiçek
Inanir olmustum artik solmayacagina
O çocuklar öyle mahzun aglamaya gittiler
Azgin canavarlarla artik kimler pençelesecek
Ölmeye hazir umutlarim vardi mektuplar okudum
Gördüm satirlarda nisanli gençkizlar aglardi
Bir baba sikardi kasketini kahirdan, gözyaslari
Uçardi satirlarda ak saçli bir ananin
Ve bacilar avuçlarini gözlerine yamardi
Benim ölmeye hazir umutlarim vardi
Bana aska ve sana dair mektuplar yazarlardi
Simdi saçmasapan sözler dolaniyor dilime
Kurumlarim yasli bir adamin sakallarini asiyor
Delikanli raconlari, bitpazarlari ve gençkizlar
Aciz çiraklari insanligin, imdada kosuyorlar
Çatliyor damarlarim, utançtan esgalim sarariyor
Duy ey bahari bagrinda tasiyan çiçek
Beni kimler anlayacak artik, kimler sevecek.
Korkuyorum tasalarim artiyor.
O çocuklar öyle mahzun aglamaya gittiler
Beni kimler anlayacak artik, kimler sevecek

II.
O çocuklar öyle mahzun aglamaya gittiler
Senin soldugun bahçeleri görsem dayanamam
Anlatiyorlar bir karanfilin herkese açtigini
Çok agladim sarsilarak saklamam
O çocuklar öyle mahzun aglamaya gittiler
Gecelerin ürkünç karanligina bulastim
O nurdan yüzlü asiklari unutamam
Duy ey bahari bagrinda tasiyan çiçek
Sensiz yasamaya alistim artik
Bilmem idamlik kefenimi kimler biçecek.

 
.Ilhami Atmaca

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 13:54:57

 

  GÖNÜL KUŞLARI
Kuşlar döner mi?                                                
Kuşlar ayaza soğuğa dönmez ki?
Onlar minicik yüreklere benzerler.
Kuşlar; gittikleri yere yalnızlığı bırakmak için giderler.
Anlaşılmayışı, üşümüşlüğü minicik yüreklerinde hissederek,arkaya bakmadan dönmek için giderler.
Bir sıcak gönül bıraksalar arkalarında,bir güneş ışığı hissetseler acaba giderler miydi?
Onlardan; soğumuş insanlardan, buz tutmuş ağaçlardan kaçıyorlar.
Bir sıcacık, toprağın şefkatine sığınıyorlar. Bir ağacın yeşiline, umuduna dalıyorlar.
Kuşlar; tatlı esen rüzgarı almak istiyorlar kanatlarının altına.
O tatlı esen rüzgarın şarkılarını söyleyeceklerini, o rüzgarların, söyledikleri şarkıyı, don tutmamış gönüllere ulaştıracağını biliyorlar...
Kuşlar,ancak yürekler ve toprak ısınınca şarkılarının işitileceğini biliyorlar.
Tellere değil, ağaçlara kavuşmanın mutluluğunda, sonsuza kadar aşk çığlıklarını duyacak birilerini arıyorlar…


Binbir nameyle bağırıp o namelerle gönüllere girmek sıcaklığı hissetmek istiyorlar...
Kuşlar bize göçmenliğimizi hatırlatıyorlar...




 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 15:05:15
Satır başından mutluluğumun kaynağı hep gözlerindi, gülen yüzünle hayata bağlayan,
bu şehri sevdiren sebebimdin ve en demli muhabbetimdi ÇİLEK kokulu sözlerin YOSUN BAKIŞLI GÖZLERİN  sen sırtını dönüp gitmeden önce


Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 15:05:40

DOGRU SÖZE ŞAPKA ÇIKARTILIR.

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
9 Mayıs 2008 Cuma 15:08:05
Aşkta Yarın Yoktur SevgiliAşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir
ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan`da Ganj Nehri`nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork`ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...
İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...
Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili.http://null/hikaye/yazarlar.asp?id=22 http://null/hikaye/hikayeler.asp?id=22

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 15:10:05

 


Bir hikayemiz var mı?
  


(bence var../ yoksa bu hasret neden tüter..? ..)

imgelerin izdüşümünde dansa kaldır beni
uyuklayan bedenimi uyandır
yüreğimi uçuklatan satırlarına sarıldım
hadi beni yeniden kandır


hala çocuğum sevdalarda
yalpalayarak yürürsem yüreğinde,
ayağım takılıp da düştüğümde adını sayıklarsam,
mimiklerim çıldırırsa seni görünce,
beni bağışla
her şeyin sebebi hasretindendir


hangi geceydi,
her gece miydi susuzluğum sarılmalara..?
gökten üç elme düştüğünde,
biri de bana değmiş miydi..?
kaç yaşında fark ettim
unuttum
hatırladım kadın olduğumu..?
hangi şarkı kesti göbek bağımı,
bağladı beni hayata..?
beni bu soruların cevaplarından tutar mısın..?


gecenin bilmem kaçı
aklımın kaçışı
sorgu sual dinlemiyor saatler
önce hangimizin yüreğinde yıldız kaydı..?


tuttuğum dileklerde unuttum kayıplarımı
kime baksam üzgün
ağlamaklı
yaralı
haydi gel
şu uzaklığın kopçasını tek bir hareketle çıkart üzerimden
şehveti bir bıçak gibi sapladım bedenime
göğüslerim değil,
yüreğim dirileşiyor
sana öyle bakma demiştim,
beynim tahrik oluyor


zaten kandıramadım geceyi
gündüzün koynuna girmek için hızla geçiyor
gecelerde benim gibi sevgilim
sabırsız
isyankar
laf dinlemez
işin ucunda sevda olunca,
saatleri bile saymıyor..
.........
......
....


ama sen../..bir hüzzam makamında uyut beni
adını sayıklayan dudaklarımı ıslat
gözlerimi güldüren renkli düşlerine sarıldım
haydi../..bana hikayemizi anlat



hazan/ `03
 
Pelin Onay


 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 15:25:00

USTALARIN İÇİNDE BENİM YAZILARIM RENK VERMEZ BUGÜN OKUYUCU OLMAYI TERCİH EDERİM YASMİN ABLA.VE ABDULLLAH HOCAM

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 15:25:28

VEFASIZ SEVDİĞİM
Ben ne sevgiler gördüm ne aşklar yaşadım. Ne senin kadar güzeldi, nede
senin kadar vefasız.
Ne bir umudum kaldı aşkından nede yüreğimde sevdan. Birtek tesellim
var artık oda birdaha sevmemek.
Hep seninle geçmesini istedim ömrümün, sana aşkım dedim canım dedim
sende bana umut verdin ama gönlünü veremedin!
Vefasız aşkım. sen varsın gece gündüz aklımda, gözyaşımda, o kadar
sevda yaşasamda, hiç birinde ağlamadım sende ağladığım kadar vefasız
aşkım.
İlk görüşte vuruldum sana, yüreğime yara yaptım seni ama ne sen kıymet
bildin, nede ben sensiz olabildim. Hergün doğdun güneş gibi içime
aşkıma verdiğin umut düşürmüştü beni dile, kendimide kaybedince
bıraktın beni hem sensiz hem çaresiz. Artık yok ne senden sonrası
sevmek ne ağlamak ne bir başkası için ömrümü harcamak.
Artık gidiyorum çaresizim belki ama duygusuz değilim hissiz değilim
sana karşı, yine içimde sevgi var senden yana. Bırak beni bana şimdi
sen istediğin gibi yaşa. Ama beni yaktığın gibi bir başkasınıda yakma.


Ne benim gibi severler! nede ettiğini yanına bırakırlar vefasız aşkım.
vefasız aşkım hergünün sana mutluluk bana umutsuzluk versin, senden
sonra dilimde ne bir öfke nede lanet var! vefasız aşkım sadece sadece

geldin yaktın ve gittin. GÜLE GÜLE ..!

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
9 Mayıs 2008 Cuma 15:44:58
Estafurullah Yiğt.Senin yazdıklarını da zevkle okuyoruz.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 15:55:15

tşkler hocam

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 19:11:19

 

Elinize yüreğinize sağlık arkadaşlar,

valla harika paylaşımlar oluyor bence, ne bir eksik ne bir fazla,

her birini keyifle okuyorum ben kendi adıma...

Çok mütevazisin Yiğitcim, öyle düşündüğünde öğretmenimize saygına veriyorum kendimi hiç katmıyorum bile...

Sonuç olarak ne olursa olsun paylaşılınca güzel, kendine saklayınca ı ııı... güzellik paylaşmakta zaten...

 

Sevgiyleeee....

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 19:15:56

eyvalllah abloş

sen dogrusunu  bilirisin

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 19:17:02

Yine maviler içindesin
Benim ve senin, en sevdiğimiz
En güzel mavilerin içindesin
Yine yüreğin sevgi dolu
Yani, masmavi gökyüzü gibisin
Ve incecik ipek yumuşaklığında ellerin var senin
Bedenin kadar zarif ve narin
Bir de gözlerin var;
Herkesi kıskandıran kahverengi gözlerin
Ve biliyor musun;
Ege`nin sahillerinden esen tüm rüzgarlar
O güzelim tel tel dalgalı saçlarını arar
Her biri kendi halinde eser
Ve sana ansızın dokunabilmek için
Birbirleriyle yarışırlar.
Her güzelliğinde bütünleşen, seni bana anlatan
Bir adın var senin
Ve bilmeni isterim;
Ben seni, adın kadar çok sevdim

senin adını mavi koydum eylem koydum

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
10 Mayıs 2008 Cumartesi 04:24:09



Al yalnızlığımı ört üzerine
Al yalnızlığımı ört üzerine .
Al yalnızlığımı, ört üzerine.
Belki o vakit bırakıp her şeyi, gelirim biryerlerden başlamak için yeniden.
Hani yalnızlığa pek alışmışların cesareti de gün gün kırılırmış da
aydınlıktan dahi korkar olurlarmış.
Bir yaprak hışırtısı, en şiddetli yağmurlardan birinde
gökte damar damar çizilen şimşek ve ardından patlayan gürültü,
konuşmalar, konuşmalar, konuşmalar...


Korkular çok, bil ki korkular ille de sebepli . Al yalnızlığımı ört üzerine.
Bitsin benliliğin hükmü üzerimde.
’Sevdiğini incitir insan’ diyenleri haklı çıkaracak kadar kapanışım.
Rüzgar ektiğim günlerin sonrasında biçilen fırtınalarım.
Geceleri katettiğim menzillerim.
Bir şiire vurulup da hiçbir şiiri çözemeyişim.
Yapmak istediklerimi yaptıklarımla bir türlü örtüştüremeyişim.
Hepsi bir ‘yaşandı bitti’ noktasının etrafında gezinen cümlelerim.
Al yalnızlığımı ört üzerine .


Buralardayım uzun zamandır. Birgün’ü bekliyorum sanırım,
Birgün’ü. Öyle büyük fırtınalarım var ki,
o fırtınaların birinde ‘artık yeter’ feryadına kapılıp kaybolacağımı sanıyorum.
İzin vermeyeceğimi bile bile
dik duruşların ardında bir söğüt eğikliği tavrında,
hemen apartmanın ucunda kıvrılan sokak köşesinde,
önümden gelip geçen her şeyi derin bir huşû içinde göz hapsinde tutuyorum.
Sonbaharın yaprak dökümünde her yer sarı rengin hükmünde.
Bu yüzden işte, al yalnızlığımı ört üzerine .


Orhan Pamuk’un dediği gibi, doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor .
Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma
arzusuyla yırtarken yazılmışları, hani ‘niye mutlu olmaya bu kadar çaba’
cümlesiyle kol kola geçiyorum ara yolları bir bir.
Biliyorum ki artık, kendi istemedi mi gelmiyor, konuk olmuyor hayatımıza .
Bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine. Al yalnızlığımı.


’İnsanın hiç unutmadığı şeyler var’ diyor Jean-Christophe Grange.
Ya unutamadığından, ya unutmaya meyli olmadığından,
ya da hep hatırlatmaya hevesli ayrıntıların bir boşluk bulup gözlerle buluşuverdiğinden...
Ben zihin çıkınımı karıştırdığımda öyle çok unutulmuşlarla karşılşıyorum ki,
‘Hayret’ diyorum kendi kendime.
‘Nasıl olmuş da bir çizgi geçmişim üzerinden.’ Bu bir zihin oyunu.
Bu benim zihnimin bana oyunu şiraze.
Oyunlarım.
Ben oyun oynamayı sevdiğim günlerin peşine takıldım bak yine.
Hemen. Bir cümlede kayıverdim anıların içine. Anılarda mutluluk göz kırparmış.
Hani insan mutlu olduğunu mutluluk anında değil de sonraları anlarmış.
oyun oynayalım seninle.
Oynayalım ama, içinde yalnızlık olmasın.
Al yalnızlığımı ört üzerine .
Al yalnızlığımı.
Ört üzerine.
Ve uyut ninnilerle.


 

Sayfa:1 - 2 - 3 - 4 - 5İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa