|
| Gönderen | Mesaj |
|
9 Mayıs 2008 Cuma
05:02:11
|
|
|

Taze aşıkların, kan torbaları ellerinde; benimse tek ziyaretçim rüzgar bu ara. " Şimdiye değin işitmedim hiçbir kapı gıcırtısının "bekle, ben de geliyorum" dediğini gidenin ardından Ve göremedim de, bir şimşeğin silkeleyebildiğini kösnül geçmişlerin hazan tozlarını. Taze aşıkların, kapsama dışı anıları sergilerde ; benimse tek intibam dinmez bir içyel bu ara. " Mırıltıları uysallığın kendisi sayılır kedilerin bilinmez aslan hırıltılarını tüy diplerinde sakladıkları ve pençelerinin karanlıkta çalıştığı... - Başlarında boynuzlu halkalar, tırnakları lir çalar kapı gıcırtılarına. - Taze aşıkların, örtbas edilmiş kurmacaları gammazda; benimse dost muhabbetlerine katılmışlığım yok bu ara. " Kanın kırmızı inlediği söylenir. Bir kör noktadadır bu - Arka fon kızıla çaldıkça parçalayan bir rüzgar olur yalnızlık. Yalnızlık olmuş o rüzgar gıcırdattıkça kapıyı karanfil yapraklarına işlenmektedir ayrılık. " Taze aşıkların, zevkleri çivili duvarlarda; benimse tek resmim prangaya vurulu bir yürek bu ara. " - Dokunsalar kopacak gibiyim -
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
05:04:13
|
|
|
Gülüşlerin yalnızıyım desem kim inanır ki bana? Komik hayatlar antolojisinde yerimi alabilir miyim? Üstelik yokuş aşağı iniyorken hayat.. (Yalnızlık yağmur anlamlıdır; ıslatırken çoğaltır, üşütürken gülümsetir insanı) Denizin kıyıyı döven iniltisi bugünlerde her gece! Beyaz yüzlerde kara gözler izliyor, durmaksızın, ki nasıl katlanılır buna! Karabiber pembelerine inat bordo bordo begonviller, vişnebeyaz ve bazen sarı (turuncuyu bahçemde unuttum, birileri sulasa keşke), beyaz yansımalardan mavinin çeşitleri, mavilerden fırtınalar.. Uzaklarda bir balıkçı motoru yalnızdı ağlarıyla, ağlattı.. Duvarı dönmüş bir hanımeli, tırtılı yemiş onu! Her öykü kendisine aittir ve her kısırdöngü. Olmayacak düşlerin peşine takılamayacak kadar yorgun ayaklara sahip olmanın ne demek olduğunu bilir misin kuşkuluyum, su kıyıyı dövmeye devam ediyor, onun sesini seviyorum, fon müziğim.(‘Yalnızlık nasıl bir duygudur, rengi nedir?’ diye düşünmekten kendini alamadığın zamanların oldu mu? Gözlerini tekil yumruk ellerine dikerek, ve eşlik ettin mi şarkılara sessizce etrafa duyurmaktan korkup? Ya da dostlarla bir rakı masasında kahkahalar mı attın belli olmasın diye çaresizliğin? Ne zaman vardın ağızlıkla sigara içmenin keyfine? Pembe taşlar toplamayı iş edinip ve üstelik onlardan ‘pembetaşlarkoleksiyonu’ yapmaya ne vakit karar verdin? Hem canım, sen yetişebilir miydin zaten bir koleksiyonu tamamlamaya?) Adını burcundan almışsın, sana yakışmasından anladım, hani o çok seyrek yalnızlıklarımızdan birinde dediğim gibi ‘tıpkı adın gibisin..’, yüzündeki çizgileri okşamıştım ‘bunları seviyorum’ diye; hep aynı durağanlıkta geçecek sanırsınız bazı günleri ve haftaları ve hatta ayları, ama ansızın alabora! Öyle oldu. Suçumu ve suçunu affettirecek bahane yok. ‘Yer’li aşklara burda inandım, hep İstanbul sanırdım, ve Kadıköy, uzaktan baktığım denizlere inanmak ne kadar da zordu, sanki onlar yoktu.. Evim çok güzeldi ama sanki böyle bir ev olamazdı.. Pamuk ipliklerle ördüğüm deniz diplerinde boğulmayı ummayarak, aklıma bile getirmeyerek sevdim. Aşktı, bir bahçeyi bahçe yapan, denizleri birbirine karıştıran, vahalarda huzur bulan..(alıntı)
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
05:05:46
|
|
|
|
Hiçbir şey olmadı sanıyorsun Sen gidince... Ben boyamadım. Duvarlar kendiliğinden sarardı Birden bire... Kedi yanıma gelmiyor artık. Soldu saksıdaki karanfil. Hani Edip Cansever okurduk da Adını Yerçekimli Karanfil koyduyduk... Aslan ağzı, deve tabanı, gülle sümbül de soldu. "Dilek ağacım bu benim" diye saksıya diktiğin limon kurumuştu da Sen dilek çaputları bağlardın ya dallarına... "Dilek tuttum, çaput bağladım.. Limon ağacına... Dileğim yerine geldi" derdin ya hani hep... Ben de, dün kesip mavi gömleğin altından bağlayıverdim bir parça... Kurumuş limon ağacına... "Gidenle gidilmez, çık evden hayatın içine at kendini" diyorlar Ben evde biryerde saklandığını biliyorum. Hani nasıl saklanmıştın bir keresinde yemek masanın altına... "Ben çocukken hiç saklambaç oynamadım.." der saklanırdın ya... Baktım her yere Evde olduğunu biliyorum. Dolabını açtım Kokunu saklamışsın Sindirip elbiselerine... Geçen akşam arkadaşlar uğradı "Biraz çıkaralım seni.." dediler "Evde saklanıyor, sevgilimi bırakıp çıkmam" dedim.. "Sen kafayı yedin.." deyip gittiler.. Parçamızı koydum, en sevdiğimiz şarkıyı Başladım evde dolaşmaya.. Elma dersem çık Armut dersem çıkma... Sonra sobeledim seni kapının yanındaki aynada.. Aynanın içine gizlenmişsin. Gördüm gözlerini Öptüm dudaklarını Nerde olduğunu biliyorum artık.. Aynalara gizlemişsin kendini Bütün çiçekleri dizdim aynanın karşısınaSaksılar canlanıverdi, can yürüdü yapraklarına, dallarına Kediyi aldım yanıma, oturduk karşısına.. Üst kattan ablam uğradı "Bak, gitmemiş burda.." dedim. Deliymişim gibi baktı bana "Yok bir şey burada.." öyle dedi. Limon ağacına mendilini bağladım. Aynanın resmini çektim. Aynada benden başka kimse görmüyor seni. Basınca resmi gördüm ki oturuyorsun Aynanın içinde. Biliyordum gitmeyeceğini Bir sen kaldın Yalnızlık gelince.
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
05:09:51
|
|
|
Sebebim Sensin Gitmeden Önce
Acılarımı yüreğimin bir kenarında bıraktım, unutmadım asla
Sarhoş gecelere yasladığım kopası başımı, yorgun sabahlarda zor ayılttım güne.
Kunduramın çivisi çıkmış, voltalarımın vuslatı yok. Sensiz sabahladığım gecelerin tırnakları yüzümde bir iz ve sensiz gelen günler ayrılığın katıksız şahitleridir
Şiirlerin, türkülerin ve bütün edebi sözlerin kifayeti, namlunun ucunda ki yaşamı söndüren mermiye kadar.
Dost nefesli kokan sözcükler şeytanın yalancısı, kabristanlarda ayaklanan taşlar, vefasızlığın baş kaldırışı ve ruhun cesede büyük huzursuzluğudur.
Acı nedir?.. Bir kere tatsaydın, pamuk şeker helvalardan arındırılmış acı dediğin bütün şekerlerden sonra yaslasaydın kuduran gecelere başını, o zaman görürdüm yüreğinde ki asıl yaşı.
Acılarım her geçen gün yüreğimin bir kenarını daha doldurmakta, korkuyorum sevgili, umudumun gelmeyişine direnişinin tükeneceğinden. Umut nedir sevgili?.. Dayanmak nereye kadar?.. Ve ben taş mıyım sevgili?..
Sebebim sendin bu şehir kararmadan önce
Sevincim, gülen gözlerim ve mutlu yanlarım vardı sen yüreğimi vurup gitmeden önce
Çay ve kahve bir başka kokardı, sen başımdan aşağı kaynar suları dökmeden önce
Şer bir haber gibi düşmüştü yüreğime ayrılık, ayrılık ölüm gibi bir şeydi sen gitmeden önce
Gittin işte, elma kokulu sohbetlerimizi unutarak, çay ve kahvemizi içtiğimiz ince belli bardaklarımızı kırarak
Günle birlikte bende doğardım, kuşlarla arkadaş olur, sokak köpekleriyle konuşurdum sen sırtını dönmeden önce
Kuşlar suskun, buruk bir matemi yaşar gibiler, köpekler avucumdan ekmek yemez, sokaklarda görünmez oldular ve ben her doğan günle, sensiz bir günü öldürürken, bir gün daha nefes almak istiyorum, ölmeye böylesine razıyken
Umudumu hissedebilen yüreğine rehin bırakıyorum, bellimi olur belki yeni günle gittiğini hatırlar, burada kalbimizi kıran bardaklarımızın hüznünü hisseder, sevincimin ve gülen gözlerimin hicranına mutluluk sürmek, dönüp boynuma sarılmak istersin diye
Satır başından mutluluğumun kaynağı hep gözlerindi, gülen yüzünle hayata bağlayan, bu şehri sevdiren sebebimdin ve en demli muhabbetimdi elma kokulu sözlerin sen sırtını dönüp gitmeden önce
Murat İnce
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
05:13:16
|
|
|
herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar kendi külünde söner bütün rüzgarlarına yazıldığın akşam
ateş tadında kum tadında kalarak derinleştirir bazı ayrılıkları zaman
al ağrını git burdan en uzun eylülü ömrümüzün
uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur ne göğsündeki kaplan
seçilmiş taş milyonlarca taş arasından başını vurduğun çok gençti genç olmak için bile kendi zamanına muhtaç kendiyle dargın
daha yolun başında görülüyordu menzilindeki noksan
ömrünce sızlayacak kayıplar sarayında ateşte unuttuğun ferman.
Murathan Mungan
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
09:00:56
|
|
|
Yol Ayrimindan .-hey nereye gidiyorsun böyle -düsünmedim hiç -oraya birakayim seni gelsene
pesindeyim. biraktigimiz iz yüregimin disindaki pençeli kafes her çirpinisi beni sana götürür sen nereye gidersen git tinisini yitiren ezgiler tamamlarim türküler mutluluga kavusur ben söylencelerin yitiren kahramani olurum örnegin don quijote alonso quijano yeniden yazilir roman
hey nasil da savruluyoruz
pesindeyim biraktigimiz iz çigliginin suda halkanan yalnizligi her kulacim beni sana götürür sen nereye gidersen git istersen bir ates gemisi ol her atista bir digerini yitir istersen bir pieta basini meryem`in dizlerine yaslamis isa
ey nasil da agariyoruz günesle
pesindeyim, biraktigin iz pesittanin ilk satiri her göze gelis beni sana götürür sen nereye gidersen git göle dalan karabataklara yem olur çikar o kadim süryani mardin beni bagislar belki deyrüzzeferan asla tbargelia senliginin son günah keçileriyiz biz kötü yazgiyi kovmanin bedeli günbe gün ah nasil da ölüyoruz sevinçle
pesindeyim iz birakmasam da asi çocuk, yorulmadim asi çocuk asi çocuk asiiiiii
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
10:45:02
|
|
|
O Çocuklar Öyle Mahzun
. I. Duy ey bahari bagrinda tasiyan çiçek Inanir olmustum artik solmayacagina O çocuklar öyle mahzun aglamaya gittiler Azgin canavarlarla artik kimler pençelesecek Ölmeye hazir umutlarim vardi mektuplar okudum Gördüm satirlarda nisanli gençkizlar aglardi Bir baba sikardi kasketini kahirdan, gözyaslari Uçardi satirlarda ak saçli bir ananin Ve bacilar avuçlarini gözlerine yamardi Benim ölmeye hazir umutlarim vardi Bana aska ve sana dair mektuplar yazarlardi Simdi saçmasapan sözler dolaniyor dilime Kurumlarim yasli bir adamin sakallarini asiyor Delikanli raconlari, bitpazarlari ve gençkizlar Aciz çiraklari insanligin, imdada kosuyorlar Çatliyor damarlarim, utançtan esgalim sarariyor Duy ey bahari bagrinda tasiyan çiçek Beni kimler anlayacak artik, kimler sevecek. Korkuyorum tasalarim artiyor. O çocuklar öyle mahzun aglamaya gittiler Beni kimler anlayacak artik, kimler sevecek
II. O çocuklar öyle mahzun aglamaya gittiler Senin soldugun bahçeleri görsem dayanamam Anlatiyorlar bir karanfilin herkese açtigini Çok agladim sarsilarak saklamam O çocuklar öyle mahzun aglamaya gittiler Gecelerin ürkünç karanligina bulastim O nurdan yüzlü asiklari unutamam Duy ey bahari bagrinda tasiyan çiçek Sensiz yasamaya alistim artik Bilmem idamlik kefenimi kimler biçecek.
.Ilhami Atmaca
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
13:54:57
|
|
|
GÖNÜL KUŞLARI Kuşlar döner mi? Kuşlar ayaza soğuğa dönmez ki? Onlar minicik yüreklere benzerler. Kuşlar; gittikleri yere yalnızlığı bırakmak için giderler. Anlaşılmayışı, üşümüşlüğü minicik yüreklerinde hissederek,arkaya bakmadan dönmek için giderler. Bir sıcak gönül bıraksalar arkalarında,bir güneş ışığı hissetseler acaba giderler miydi? Onlardan; soğumuş insanlardan, buz tutmuş ağaçlardan kaçıyorlar. Bir sıcacık, toprağın şefkatine sığınıyorlar. Bir ağacın yeşiline, umuduna dalıyorlar. Kuşlar; tatlı esen rüzgarı almak istiyorlar kanatlarının altına. O tatlı esen rüzgarın şarkılarını söyleyeceklerini, o rüzgarların, söyledikleri şarkıyı, don tutmamış gönüllere ulaştıracağını biliyorlar... Kuşlar,ancak yürekler ve toprak ısınınca şarkılarının işitileceğini biliyorlar. Tellere değil, ağaçlara kavuşmanın mutluluğunda, sonsuza kadar aşk çığlıklarını duyacak birilerini arıyorlar…
Binbir nameyle bağırıp o namelerle gönüllere girmek sıcaklığı hissetmek istiyorlar... Kuşlar bize göçmenliğimizi hatırlatıyorlar...
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:05:15
|
|
|
Satır başından mutluluğumun kaynağı hep gözlerindi, gülen yüzünle hayata bağlayan, bu şehri sevdiren sebebimdin ve en demli muhabbetimdi ÇİLEK kokulu sözlerin YOSUN BAKIŞLI GÖZLERİN sen sırtını dönüp gitmeden önce
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:05:40
|
|
|
DOGRU SÖZE ŞAPKA ÇIKARTILIR.
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:08:05
|
|
|
Aşkta Yarın Yoktur SevgiliAşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan`da Ganj Nehri`nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork`ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili.http://null/hikaye/yazarlar.asp?id=22 http://null/hikaye/hikayeler.asp?id=22
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:10:05
|
|
|
Bir hikayemiz var mı?
(bence var../ yoksa bu hasret neden tüter..? ..)
imgelerin izdüşümünde dansa kaldır beni uyuklayan bedenimi uyandır yüreğimi uçuklatan satırlarına sarıldım hadi beni yeniden kandır
hala çocuğum sevdalarda yalpalayarak yürürsem yüreğinde, ayağım takılıp da düştüğümde adını sayıklarsam, mimiklerim çıldırırsa seni görünce, beni bağışla her şeyin sebebi hasretindendir
hangi geceydi, her gece miydi susuzluğum sarılmalara..? gökten üç elme düştüğünde, biri de bana değmiş miydi..? kaç yaşında fark ettim unuttum hatırladım kadın olduğumu..? hangi şarkı kesti göbek bağımı, bağladı beni hayata..? beni bu soruların cevaplarından tutar mısın..?
gecenin bilmem kaçı aklımın kaçışı sorgu sual dinlemiyor saatler önce hangimizin yüreğinde yıldız kaydı..?
tuttuğum dileklerde unuttum kayıplarımı kime baksam üzgün ağlamaklı yaralı haydi gel şu uzaklığın kopçasını tek bir hareketle çıkart üzerimden şehveti bir bıçak gibi sapladım bedenime göğüslerim değil, yüreğim dirileşiyor sana öyle bakma demiştim, beynim tahrik oluyor
zaten kandıramadım geceyi gündüzün koynuna girmek için hızla geçiyor gecelerde benim gibi sevgilim sabırsız isyankar laf dinlemez işin ucunda sevda olunca, saatleri bile saymıyor.. ......... ...... ....
ama sen../..bir hüzzam makamında uyut beni adını sayıklayan dudaklarımı ıslat gözlerimi güldüren renkli düşlerine sarıldım haydi../..bana hikayemizi anlat
hazan/ `03 Pelin Onay
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:25:00
|
|
|
USTALARIN İÇİNDE BENİM YAZILARIM RENK VERMEZ BUGÜN OKUYUCU OLMAYI TERCİH EDERİM YASMİN ABLA.VE ABDULLLAH HOCAM
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:25:28
|
|
|
VEFASIZ SEVDİĞİM Ben ne sevgiler gördüm ne aşklar yaşadım. Ne senin kadar güzeldi, nede senin kadar vefasız. Ne bir umudum kaldı aşkından nede yüreğimde sevdan. Birtek tesellim var artık oda birdaha sevmemek. Hep seninle geçmesini istedim ömrümün, sana aşkım dedim canım dedim sende bana umut verdin ama gönlünü veremedin! Vefasız aşkım. sen varsın gece gündüz aklımda, gözyaşımda, o kadar sevda yaşasamda, hiç birinde ağlamadım sende ağladığım kadar vefasız aşkım. İlk görüşte vuruldum sana, yüreğime yara yaptım seni ama ne sen kıymet bildin, nede ben sensiz olabildim. Hergün doğdun güneş gibi içime aşkıma verdiğin umut düşürmüştü beni dile, kendimide kaybedince bıraktın beni hem sensiz hem çaresiz. Artık yok ne senden sonrası sevmek ne ağlamak ne bir başkası için ömrümü harcamak. Artık gidiyorum çaresizim belki ama duygusuz değilim hissiz değilim sana karşı, yine içimde sevgi var senden yana. Bırak beni bana şimdi sen istediğin gibi yaşa. Ama beni yaktığın gibi bir başkasınıda yakma.
Ne benim gibi severler! nede ettiğini yanına bırakırlar vefasız aşkım. vefasız aşkım hergünün sana mutluluk bana umutsuzluk versin, senden sonra dilimde ne bir öfke nede lanet var! vefasız aşkım sadece sadece
geldin yaktın ve gittin. GÜLE GÜLE ..!
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:44:58
|
|
|
|
Estafurullah Yiğt.Senin yazdıklarını da zevkle okuyoruz.
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:55:15
|
|
|
tşkler hocam
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
19:11:19
|
|
|
Elinize yüreğinize sağlık arkadaşlar,
valla harika paylaşımlar oluyor bence, ne bir eksik ne bir fazla,
her birini keyifle okuyorum ben kendi adıma...
Çok mütevazisin Yiğitcim, öyle düşündüğünde öğretmenimize saygına veriyorum kendimi hiç katmıyorum bile...
Sonuç olarak ne olursa olsun paylaşılınca güzel, kendine saklayınca ı ııı... güzellik paylaşmakta zaten...
Sevgiyleeee....
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
19:15:56
|
|
|
eyvalllah abloş
sen dogrusunu bilirisin
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
19:17:02
|
|
|
Yine maviler içindesin Benim ve senin, en sevdiğimiz En güzel mavilerin içindesin Yine yüreğin sevgi dolu Yani, masmavi gökyüzü gibisin Ve incecik ipek yumuşaklığında ellerin var senin Bedenin kadar zarif ve narin Bir de gözlerin var; Herkesi kıskandıran kahverengi gözlerin Ve biliyor musun; Ege`nin sahillerinden esen tüm rüzgarlar O güzelim tel tel dalgalı saçlarını arar Her biri kendi halinde eser Ve sana ansızın dokunabilmek için Birbirleriyle yarışırlar. Her güzelliğinde bütünleşen, seni bana anlatan Bir adın var senin Ve bilmeni isterim; Ben seni, adın kadar çok sevdim
senin adını mavi koydum eylem koydum
|
|
|
10 Mayıs 2008 Cumartesi
04:24:09
|
|
|

Al yalnızlığımı ört üzerine Al yalnızlığımı ört üzerine . Al yalnızlığımı, ört üzerine. Belki o vakit bırakıp her şeyi, gelirim biryerlerden başlamak için yeniden. Hani yalnızlığa pek alışmışların cesareti de gün gün kırılırmış da aydınlıktan dahi korkar olurlarmış. Bir yaprak hışırtısı, en şiddetli yağmurlardan birinde gökte damar damar çizilen şimşek ve ardından patlayan gürültü, konuşmalar, konuşmalar, konuşmalar...
Korkular çok, bil ki korkular ille de sebepli . Al yalnızlığımı ört üzerine. Bitsin benliliğin hükmü üzerimde. ’Sevdiğini incitir insan’ diyenleri haklı çıkaracak kadar kapanışım. Rüzgar ektiğim günlerin sonrasında biçilen fırtınalarım. Geceleri katettiğim menzillerim. Bir şiire vurulup da hiçbir şiiri çözemeyişim. Yapmak istediklerimi yaptıklarımla bir türlü örtüştüremeyişim. Hepsi bir ‘yaşandı bitti’ noktasının etrafında gezinen cümlelerim. Al yalnızlığımı ört üzerine .
Buralardayım uzun zamandır. Birgün’ü bekliyorum sanırım, Birgün’ü. Öyle büyük fırtınalarım var ki, o fırtınaların birinde ‘artık yeter’ feryadına kapılıp kaybolacağımı sanıyorum. İzin vermeyeceğimi bile bile dik duruşların ardında bir söğüt eğikliği tavrında, hemen apartmanın ucunda kıvrılan sokak köşesinde, önümden gelip geçen her şeyi derin bir huşû içinde göz hapsinde tutuyorum. Sonbaharın yaprak dökümünde her yer sarı rengin hükmünde. Bu yüzden işte, al yalnızlığımı ört üzerine .
Orhan Pamuk’un dediği gibi, doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor . Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla yırtarken yazılmışları, hani ‘niye mutlu olmaya bu kadar çaba’ cümlesiyle kol kola geçiyorum ara yolları bir bir. Biliyorum ki artık, kendi istemedi mi gelmiyor, konuk olmuyor hayatımıza . Bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine. Al yalnızlığımı.
’İnsanın hiç unutmadığı şeyler var’ diyor Jean-Christophe Grange. Ya unutamadığından, ya unutmaya meyli olmadığından, ya da hep hatırlatmaya hevesli ayrıntıların bir boşluk bulup gözlerle buluşuverdiğinden... Ben zihin çıkınımı karıştırdığımda öyle çok unutulmuşlarla karşılşıyorum ki, ‘Hayret’ diyorum kendi kendime. ‘Nasıl olmuş da bir çizgi geçmişim üzerinden.’ Bu bir zihin oyunu. Bu benim zihnimin bana oyunu şiraze. Oyunlarım. Ben oyun oynamayı sevdiğim günlerin peşine takıldım bak yine. Hemen. Bir cümlede kayıverdim anıların içine. Anılarda mutluluk göz kırparmış. Hani insan mutlu olduğunu mutluluk anında değil de sonraları anlarmış. oyun oynayalım seninle. Oynayalım ama, içinde yalnızlık olmasın. Al yalnızlığımı ört üzerine . Al yalnızlığımı. Ört üzerine. Ve uyut ninnilerle.
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|