|
| Gönderen | Mesaj |
|
6 Mayıs 2008 Salı
22:19:13
|
|
|
|
herkes gider .herşey biter,;bir ben kalırım kendimde kendimle bir ben ölmem.tamda olması gerektigi gibi.
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
17:44:34
|
|
|
Dostluk Nedir? Dostluk her gün 2-3 kere telefonla konuşmak değildir..
Dostluk bu yapılması gereğine inanılan telefon görüşmeleri sırasında diğer insanların dedikodusunu yaparak karşılıklı birşeyler paylaşıldığını zannetmek değildir...
Dostluk; dost bildiğin kişininen ince detaylarını bilme ihtiyacı ve gereği değildir...
Dostluk; dostbildiğin kişinin senin en karışık detaylarını bilmesi gerektiği değildir...
Dostluk her hafta 3-5 kere görüşmek değildir...
1 ay, 1 sene, 5 sene seni aramayan, senin de aramadığın bir insani birden bire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve o insan da seni geri çevirmez ve sanki daha daha konuşmusun gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da önemlisi bu 1 ay, 1 sene, 5 sene ayrılığa rağmen bu insanın başı gerçekten sıkıştığında yardımına koşacak ilk insanlardan biriysen ve aynı şekilde onun da öyle oldugunu biliyorsan EMIN OL KI..... O kişi senin dostundur... Sen de O`nun...
" Her tür ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir. Avucumuzu sıkmadan, gevşekce tutarsak, kum taneleri kaymaz, durur.
Avucumuzu kapatıp, sıkmaya başladığımız an kum taneleri parmaklarımızın arasından akmaya baslar. Bir kısmını tutmayı basarsanız da, çoğu akıp gider.
İlişkiler de böyledir. Esneklik varsa, diğer insana saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler bozulmaz. Ama diğer insanı çok bunaltırsanız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter.
Hayatta pek cok insanla karşılaşırsın Ama sadece gerçek dostlar senin kalbinde bir iz bırakır
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
17:45:01
|
|
|
HEY DOSTUM , SANA SÖYLÜYORUM GÜLÜMSE. ))))))))) > > Hey dostum, sana söylüyorum; gülümse! > Tatlı bir kahkaha ile kalk yatağından > Aynada gördüğün yüze, bir öpücük at > Aç perdelerini sonuna kadar > Çek içine uyanan günü > Çıplak ayak ile dolaş bir kere > Belki de bilmediğin bir evdesin > Belki de "evim" dediğin yerde, sadece "misafirsin" ! > Dokun sana ait olan her ne varsa > Bırakma hiçi bir düşü yarınlara > Yıkarken yüzünü, suya iyi bak > Unutma, okyanuslar gizlidir o bir tek damlada > Yeter ki , yüreğinde tutuşsun bulutlar > > Hey, dostum ! > Hiçbir ölü, ödeyemedi borcunu, > Hiçbir ölü doğurmadı, bir çocuğu, > Hiçbir çölde yetişmedi, düşen bir tohum, > Yaşamın içindeysen içinde ol ! > Yaşıyorsan eğer, adam gibi yaşa, > Kitaplarda yazan gibi değil > Veya "o dedi", "bu demiş" gibi değil > El için değil, âlem için değil > Kendin için, doya doya… > > Hey dostum, sana söylüyorum gülümse! > Bak Güneş ve Ay, hiç beklemedi seni, > Her gün ne olacaksa oluyor, > Ve her gün, ya senle ya da sensiz doğuyor > O zaman, doldur ciğerini ve haykır > "Ben diriyim" diye > Yaşam benim ve bana ait, özgürüm diye > Bırak "mışlar" ve "mişler", > Korkular ve endişeler kaybolsun > Sen yeter ki, yeşert düşlerini… > İsterse saksıda bir tek ot olsun, Senin olsun ! > Ama, istediğin olsun… > > Pişmanlıklara değil, umutlara aç > Seni dimdik tutan kalbini ! > Kullanılmadık hiçbir eşyanı bırakma > Söylenmemiş bir sözde > Seninle yürüyenler olacaktır, önüne dikilenler olduğu kadar > Onlara sıkı sarıl > Çünkü hiçbir el boşlukta, asılıp kalmamalıdır! > > Bir hayatı kucaklamak ne güzel > Ne güzel,bir hayale sahip olmak > Hey dostum,sana söylüyorum > Kafesinin içinde çırpınan, serçe değil > Küllerinden dirilen "Zümrüt-ü Anka" ol > Yaşamın kıyısında dolanma, > Taa içinde ol > Hadi dostum, gülümse ! > NE OLMAK İÇİN DOĞDUNSA > ONU OL ! > >
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
17:46:01
|
|
|
güneşi ısıtıyor yüreklerimizi, buz kesen yüzlerimiz durgun ırmaklarla buharlaşıyor. Bir Pazar akşamı yitip giden sevdalarımız, o kahredici yalnızlıklar mevsimlerin içine düşüyor. Sen yoksun! Sen belki çok uzaklarda, çiçekler ormanında tek başına şarkımızı söylüyorsun. Ağlıyorsun hiç farkında olmadan gümüş renkli bir hüznün bahçesinde. Şarkılar yürekte buluşmanın gizli fırtınasını anlatırken sanki bulutlar sevişiyor, mevsimler bir düşün yol bitiminde buluşuyor. Sen varıp gittiğinde yağmurlu bir geceydi. Yine gece şimdi, yine ay karanlık. Yine yıldızlar, yıldızlarla ağız ağıza. Sen varıp gittiğinde yinelenen bir kıştı. Hayalinle uyuyorum geceleri, hayalinle uyanıyorum soğuk sabahlarda. Yüreğin uçan bir kuş gibi yükseliyor. Yalnızlık şarkılarını ben söylüyorum sen yoksun. Yüreğim katlanıyorsa eğer senin sevdandır beni tutan. Senin olsun bunca geçtiğin yollar, bu gözyaşları, düşlerimi yok eden geceler. Ey seni benden alan gece beni dinle; “Hayat fırtınalarının dalgalarını gene de ben mühürlerim, ben çizerim kahverengi gözlerin resmini, ürkek yüreklerin hüznünü ve sevincini” Bak kış güneşi tepemizde, yüreklerimiz sıcak, durgun ırmaklar akıyor buz kesen yüzlerimizden. Ağlamak neye yarar şu gümüş renkli hüznün bahçelerinde. Sanki bulutlar sevişiyor bizim yerimize, sanki geceleri yüreklerimiz taşıyor, hüznün penceresinden. Yeni ayrılıları, yalnızlıkları baştan yazıyoruz, belki de yaşadığımızı sanıyoruz. Son aşkımdır bu benim; dalgın ve hüzünlüyüm. Son köprüden geçerken seyrettiğim yamaçlar bizim şarkımızı söyleyecek, dudaklarımızın ucunda sevgi sözleri olacak, kış güneşi şehrin üstünde kahverengi gölgeleri çoğaltacak, yarım kalmış sevdalarla oyalanacağım mevsimleri geride bırakarak ve ben yağmur altında rüzgarı dinleyeceğim
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:18:52
|
|
|
http://img115.imageshack.us/img115/5238/dokununzs7.jpg
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:22:20
|
|
|
|
HIM
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:23:54
|
|
|

|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:26:19
|
|
|
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:27:32
|
|
|
Dinle sana bir nasihât edeyim Hatırdan gönülden geçici olma Yiğidin başına bir iş gelince Anı yad ellere açıcı olma
Mecliste ârif ol kelâmı dinle El iki söylerse sen birin söyle Elinden geldikçe sen iyilik eyle Hatıra dokunup yıkıcı olma
Dokunur hatıra kendisin bilmez Asılzâdelerden hiç kemlik gelmez Sen iyilik et de o zâyi olmaz Darılıpta başa kakıcı olma
El âriftir yoklar senin bendini Dağıtırlar tuzağını fendini Alçaklarda otur gözet kendini Kâtî yükseklerden uçucu olma
Muradım nasihat bunda söylemek Size lâyık olan onu dinlemek Sev seni seveni zây etme emek Sevenin sözünden geçici olma
KARAC’OĞLAN söyler sözün başarır Aşkın deryasını boydan aşırır Seni bir mecliste hâcil düşürür Kötülerle konup göçücü olma
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
20:00:11
|
|
|
Sana baktığım zaman gözlerim kamaşıyor. İnce bir rüzgar esiyor saçlarının arasından, bütün denizler deviniyor .. binlerce güneş parlıyor gözbebeklerinde.. senin ışığın öyle parlak ki gökyüzündeki utancından eriyor Sana dokunduğum zaman sudan geçer gibi ellerim, senin beyazlığınla arınıyor.
Yüreğimin içinden ırmaklar akıyor. Sana dokunduğum zaman nefes alamıyorum, soluğum kesiliyor.Sana dokunduğum zaman boyut değiştiriyorum.. bütün renkler yenileniyor. Bir masanın başında oturuyorsun, elinde her zamanki gibi sıcak çikolata bardağı… Diyelim ki çikolata içiyorsun. Senin oturduğun masa birden anlam kazanıyor.
Çikolata daha lezzetli, masa daha sevimli, bulunduğun oda huzur veriyor. Sen yürüdüğün zaman bastığın kuru toprakta çimen bitiyor, çevrende güller açıyor. Kuşlar havalanıyor sevinçle mavi gökyüzüne. Senin el sürdüğün yerden bereket fışkırıyor.
Ah türkü gözlü sevgilim.. yüreğimin ateşi, başımın dumanlı yüce dağı, dinim kadar imanım kadar güvendiğim ey güzel sevgilim.. seni kimse benim gözlerimle görmüyor. Sana sıradan biriymişsin gibi, yüzüne bile bakmadan bir söz söylüyor, cevabındaki gizemi fark etmiyor. Seninle kurulan cennet umurlarında değil..Ama senin yüzüne bakıyorlar, onlara gülümsüyorsun, sana uzanıyorlar ses etmiyorsun. Verdiğin nimetin farkında değiller….
Ben sana niçin onlarla berabersin diye hesap sormuyorum. Ama onlar senin değerini bilmiyorlar. Bunun adı kıskançlıksa evet.. Seni kıskanıyorum.. Ama bu, sana layık olmayanların vurdumduymazlığından kaynaklanıyor. Kimse seni bulunduğun yerden bir santim aşağıda göremez, görmemeli..
İşte o zaman çıldırıyorum. Sana uzanan elleri kırmak, sana bakan gözlere mil çekmek istiyorum. Sen burada, benim dünyamda, teksin, ulaşılmazsın. Sana ulaştığını sanan herkese lanet ediyorum. Çünkü onlar seni benim gözümle görmüyorlar. Dedim ya Türkü gözlü sevgilim seni her şeyden, kendimden bile kıskanırken seni nasıl olurda bir başkasıyla paylaşa bilirim.Nasıl kabullene bilirim sana bir yabancı elin dokunmasını, dokuna bilir mi benim sevgime ait olan ellere, gözlere, dudaklara ve sende olup bana ait olan her şeye kızma bana türkü gözlü sevgilim kıskanmak sevginin bir parçası ise eğer bu can bu sevgi seni ölene kadar kıskanacak. Çünkü Kömür gözlün seni kimseleri sevmediği kadar çok ama çok seviyor… SENİ KİMSELERİ SEVMEDİĞİ KADAR ÇOK AMA ÇOK SEVEN KÖMÜRGÖZLÜNDEN, TÜRKÜGÖZLÜSÜNE SONSUZ SEVGİLER…. SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUM AŞKIM SEN BENİM HERŞEYİMSİN….. SENDEN AYRI GEÇEN GÜNLERİ BEN GÜNDEN SAYMIYORUM…..HAYAT EĞER NEFES ALMAK KADAR GÜZELSE …. O NEFES SENİNLE ALINDIĞI TAKTİRDE GÜZEL
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
04:57:24
|
|
|
Bu derin mor sabahlı geceleri sana sakladık Umudun kükreyişi idi kıyılara vuran dalgalar Bu yüreği başka yüreklere bil ki yasakladık Sağanaktı yüreğimize iliz iliz yağan yağmurlar
Bıktım artık kurşun yemekten yaralar kangren Yasa boğduğum güllerden ismini aldım yediveren Bahtsız çalı kuşu ellerindi beni her sabah seven Yokluğunda bir yıldızdı içimi dişi kırık kemiren
Dumanlara boğmuşum dağındaki başımı Ömrümü dudaklarına ismini solumuşum Baktım ki ömür denilen alıp gidiyor yaşımı Seni yedi kat göğün başına taç diye koymuşum
Umuda haykırıştır kırık özlemden kalan Gidişimdir damarlarımın ısınıp soğuduğu an Her mektubun arkasında bir acı burukluk Bil ki göz pınarlarımdan incileri sana dizilmiştir…
Böylesine derin dibi olmayan sevda düşer mi kuyulara Zannetmeyinki içimdeki acıları kavuran halsiz yara Böylesine sebepsiz kaç akşamı böler uykulara Savurur küllerini rüzgara inat darmadağın yıldızlara
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:35:01
|
|
|
Askti o! Degistiren tum gecelerimi Askti o! Beni durup durup yenileyen Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi Oydu, doludizgin gidisime dur diyen
Bir bicakin keskin yuzunde kan lekesiydim Askti yine beni yikayan, aritan su Boyle ak pak olacagimi bilir miydim? Icimde acmasaydi o sevmek duygusu
Ben bir tutsagim simdi sevgiye, gonullu Cozmeyin ellerimi, zincirlerim kalsin Gorsun prangalarim o dogacak gunu
Ve bu dunyaya ask dolu siirlerim kalsin Seninle her yerde guzel, her zaman yeni Istemem, sensiz hatirlamasinlar beni
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:35:28
|
|
|
üşüyor kuşlarIt itches: the left ear of His Lordship the Grand Vizier Like nobody`s business itches that ear The Grand Vizier is a most eminent peer He thinks about the nation sitting here
Now itching is a function of the ear And thinking behooves the Grand Vizier Yet it so happens that in our land What itches is the Grand Vizier And who thinks is the left ear
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
14:59:37
|
|
|
Seni Sensiz Yaşamayı Düşündüm Dün Gece
seni sensiz yaşamayı düşündüm dün gece yapayalnızdı kimsesiz bir sokak çocuğu gibi sokaklarda kalmış soğuktu içimi titretiyordu bu gece yarısında dedimya sensizliği düşünüyordum ayyaş bir şarapçı gibi köşe başlarında parklarda sızıvermiş ve hayata küsmüştü başıma dünyaların yıkıldığını hissettim diyorumya sadece düşünüyordum ve bu düşünceyle heran daha iyi kavrıyordum sensiz hayatın anlamsızlığını ve her saniye seni daha çok seviyordum belkide güneşin doğmayacağından dünyanın dönmeyeceğinden belkide sensiz karanlığın soğuğundan korkuyordum seni sensiz yaşamayı düşündüm dün gece deliydi ne yaptığını ne yapmak istediğini bilmiyordu karanlıktan yalnızlıktan kaçmaya çalışıyor bir çıkar yol bulamıyordu sefildi sensizlik yoksul ve sefalet içinde bir aileden farksızdı huzursuz mutsuz ve umutsuzdu bütün bunları düşündükten sonra sensiz zenginlikleri mutlulukları sevinçleri düşündüm bir şeye yaramazdı ki sensiz mutlu olmak ki zaten sensiz mutlu olamazdım ki...
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
18:19:25
|
|
|
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
18:20:11
|
|
|
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
18:20:34
|
|
|
en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel , Herkesin sevmeyi haketmeyeceği kadar özelsin.
Bir nasihat: Kendine dikkat et. Bir rica: Sakın değisme! Bir Dilek : Beni unutma. Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum. Bir Gercek : Seni çok özlüyorum.
Gecenin karanlığında, güneşin ışığında, Suyun damlasında, selin coşkusunda Kimi yanımdasın kimi rüyamda Ama hep aklımdasın sakın unutma......
Senin kanadın olmak isterdim Ben olmadan uçma diye Senin baharın olmak isterdim Ben olmadan açma diye
Benim için seni görmek suya benzer Seninle yasamak ise nefes almaya Susuz üç gün yaşarım ama nefes almadan asla
Sana ne demeliyim bilmiyorum, Güneşim desem güneş batıyor, Hayatım desem hayat kısa, Gülüm desem oda soluyor, Sana canım demeliyim. Çünkü bu can seninle yaşıyor..
Sen kurumuş yaprak olsan Çıkmaz tozlu sokak olsan Ölsen kuru toprak olsan Yine seni seveceğim..
Bir an buruk bir acı saplanırsa yüreğine, gözlerin zamansız takılırsa, kulakların zamansız deli gibi çınlarsa bil ki bir yerlerde özlemişsindir.
Güneşin doğduğu da bir gerçek battığı da... Kalbimin attığı da bir gerçek, günün bittiği de.. Ne çıkar tüm gerçekleri saysak tek tek. Seni Seviyorum ya, iste o en büyük gerçek...
Sen bir pınarsın içilen ama kanılmayan, Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan, Varlığına doyulmayan, yokluğuna dayanılmayan..
Canımdaki her nefes nefesine eklensin, İçimdeki her nefes hayalinle demlensin, Bırak bu gönlüm varlığınla renklensin, Sen benim gönlümde yaşadıkça özelsin!
Acı ve huzun bir yildiz kadar uzak Mutlulugun gozbebegin kadar yakin Umutlarin gercek gerceklerin mutluluk Mutluluklarin sonsuz olsun
Mehtap sularda gümüşten bir iz bırakırken, Gökte yıldızlar parlıyordu. Yalnız kaldığım günler ve geceler, Kalbim her yerde seni arıyordu.
Eğer birgün bulusacağımız yere gelemezsem. Dünyanın bütün renklerinden oluşan bir demet çiçek yaptır. Çünkü beni senden ayıracak olan tek kuvvet, Ölüm beni yakalamış demektir.
Sevgilim bilki senden uzak ne güzellikleri avutur beni bu şehrin, nede yıldızlı akşamları!... özlemin bir nehir olmuş YARAR GİDER İÇİMDEKİ DAĞLARI
Kağıt önümde kalem elimde, Duygular kalpte düşünceler yazıda, Ay gökyüzünde yıldızlar daha ötede, Tanrı yukarıda kullar aşağıda, En zoru da canım sen orada ben burada
Önce düştügümde kalkmayı, sonra aleve dokundugumda acıyı sevmeyi öğrendim Sonra terkedilip beklemeyi sayende unutulmayıda ögrendim Herşeyi öğrendimde yalnız unutmayı öğrenemedim...
Cennet dedikleri yer eğer senin gözlerin ise, Hep açık bırak gözlerini ölünce geleceğim yeniden, Yaşamak için senin cennet gibi gözlerinde....
Hayatın bir sevgi öpücüğü kadar doyumsuz, Sevinç gözyaşları kadar güzel, Seven bir kalp kadar heyecanlı, Aşkın dokusu kadar masum, Bir gül kadar gururlu olsun...
Eğer bir gün biri senin için, İsmini güneşe buzlarla yazabilirse, Bilki o seni benden daha çok sevmiştir...
Şarkıdaki melodi, doğadaki bahar. Kalbimdeki yara, hepsi senin için. Çoğu kez duygular anlaşılmaz ifadeler tutuk. Eğer söyleseydin sevdiğini benim olurdu mutluluk
|
|
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
03:07:16
|
|
|
İstediniz mi hiç istemediğiniz kadar mutluluk yüzü görebilmeyi. Burası bir dünya… Burası kalabalık bir meyhane. Burada erkekler hep çogunlukta. Umutsuzluk da öyle… Birileri camları kırıyor. Dışarı bakıyor bir adam. Sokaga, geceye bakıyor… Öldügüne bir türlü inanmak istemedigi sevgilisine bakar gibi bakıyor hayata… Öyle bir bakıyor ki, sevmeye hak kazanmak için bile savaşmak gerekiyor, gecikince insan ömür boyu ölü bir sevgiliyi kollarında taşımaya mecbur kalıyor, der gibi bakıyor… Bir kadın kucagına gelen kedinin tüylerinde arıyor kaybettigi sevginin büyüsünü… Karşı kösedeki eski duvara vuran sarı ışıgı seyrediyor iki adam. Sanki suçlu, sanki yasak bir sevisme yaşıyorlarmış gibi mahçup, ama yine de hiç konusmadan seyrediyorlar duvardaki o sarı ışıgı. Bu gece bana gelmeni istiyorum, ya da sana gelmeyi, ama telefonun hep mesgul. Böyle anlarda hep tasavvufa sarılırım ben. Sabrın yüceligine… Telefonun mesgul çalarken eski duvardaki sarı ışıgı seyreden adamlara bakiyorum bir taraftan… Lodos rüzgarları vuruyor o sarı ışıga. Tenteler uçusuyor. Biliyorum, bosuna bekliyorum bu telefonun önünde, burada, bu dünyada; ama olsun, yine de ümitsizce seviyorum seni…
Sizin hiç biranda bütün hayallerinizin yıkıldığı oldu mu. İzlediniz mi büyüttüğünüz bütün ümitlerin yıkılışını. Hiç kendinizde boğuldunuz mu siz. Aniden varlığınızın yokluğa dönüştüğünü hissetiniz mi. Kırıldımı pamuktan kalbiniz,bir anda. Lanet edesiniz geldimi bazı şeylere. Olmaz olsun dediniz mi en çok olmasını istediklerinize. Haykırmak istediklerinizin sessizliği altında kaldınız mı hiç. Aslında hiçbirşeyin elinizde olmadığının farkına vardınız mı bir anda. Kör kuyularda aramaya başladınız mı kendinizi. Çekip gidesiniz geldimi bilmediğiniz diyarlara. Sizi avutacak hiçbirşeyin kalmadığını düşündünüz mü hiç. Sarıldımı duygularınız boğazınıza. Yaşadınızmı hiç yaşamak istemediklerinizi. Ağlamak isteyipte gözünüzden bir damla yaşın gelmediği oldu mu hiç. Fırtınalar koptumu yüreğinizin tam ortasında. Savaş alanına döndü mü yüreğiniz. Anlatılamayacak kadar büyük acılarında olduğunu anladınız mı bir anda. Hiç bu kadar büyük bir çaresizlik duvarı gördünüz mü hayatınızda. İstediniz mi hiç istemediğiniz kadar mutluluk yüzü görebilmeyi. Anladınız mı aslında bunca süre kendinizi kandırdığınızı. Bir an neler yapabileceğini gösterdimi size.
|
|
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
04:06:03
|
|
|
resmin rehindir gurbetimde gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin
alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...
ve akşam, bir kez daha saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara “bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”
çekmiyorsun!
akarsuları imrendiren yüzün de sabahçı kahveler de biliyor görüşmeyeli yorgunum yıkık kentler kanadı sevinçlerimle görüşmeyeli ya sen nasılsın adım, adresim durur mu defterinde? şimdi siirt`te koyun kokulu bir gecedeyim beynimde iklimsiz papatyalar ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde
sokakların gün batınca neden boşaldığını ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık
sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara gurbetini rehnetme özlemimde…
YILMAZ ODABAŞI
|
|
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
04:07:12
|
|
|
Seni özlemenin kitabını yazabilirim Seni özlemenin Ne demek olduğunu sor bana, Yetmiş iki dilde anlatabilirim Kitabını yazabilirim sayfalarca. Yalnızlığın rezilliğini Kokuşmuşluğunu Ve çıplaklığını da. Ama hiç kimse Kavuşmanın güzelliğini Sormasın bana anlatamam. Ben sana hiç kavuşmadım ki!
Bilmiyorum Dudakların nasıldır. Sıcak mı ateş topu kadar, Yoksa soğuk mu Buza kesmiş bir bardak su gibi? Kıvrımlarına, Kırmızı karanfiller mi tutunmuş, Küle gizlenmiş kor mu var? Tenime değdiğinde dudakların Cemre mi düşer bedenime, Mızrap değen bir saz teli gibi Titrer mi yüreğim bilmiyorum. Ben hiç dudaklarına dokunmadım ki!
Bir kadını sardığında kolların, Ürkek ceylânlar Nasıl kurtulur tuzağından? Dolu yemiş yaprak gibi Nasıl titrer bir yürek? Ellerin nasıl okşar bir bedeni, Goncalar Nasıl güle döner sıcaklığınla bilmiyorum. Hiç sana sarılıp yatmadım ki!
Kısacası: Tatmadım kavuşmayı anlatamam. Ama, Seni özlemenin kitabını yazabilirim. Anlatabilirim daldaki kuşa topraktaki solucana. Yokluğunda yıllardır Özlemine dayanmayı öğrendim Yokluğuna katlanmayı Aşağılık avunmayı öğrendim nasılsa Ustası oldum beklemenin Tükenmek pahasına.
Ama hiç kimse kavuşmayı, İki derenin birbirine karışıp Sarmaş dolaş aktığı yatağın yorgunluğunu Sormasın bana anlatamam. Çünkü senle ben, Ayrı kaynaktan doğmuş Sularında hasretleri taşıyan Başka denizlere koşan iki ırmağız. Birbirimize uzak topraklarda tüketirken yılları Aynamızda ayrı gökleri yansıtırız. İşte onun için İki dere nasıl karışır birbirine Nasıl sığar iki nehir bir yatağa bilmiyorum. Seninle Hiç aynı yatakta coşmadım ki!
Sen bana yalnızca Ve sadece Kahpe sensizliği sor Rezil beklemeyi özlemeyi sor. Tanrı şahidimdir Kurda kuşa Dağa taşa bile anlatabilirim. Demem o ki uzaktaki yakınım: Vuslatlara yabancıyım, Ama, Seni özlemenin kitabını yazabilirim.
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|