|
| Gönderen | Mesaj |
|
11 Temmuz 2008 Cuma
03:59:28
|
|
|

** şu an ne düşünüyorum
Ebruli saatlerdeki her bir paylaşımı okudum günün bu güzel ebruli saatlerinde, saate baktım bu arada, vakit epeyce ilerlemiş, farketmemişim, okudum, çokça vaktimi aldılar okuduklarım, ama değdi diye düşündüm, değdiler, ve zamanım boşa geçmedi düşüncesiyle kendi kendime gülümsedim, keyifliydim, iyi hissettiğimin hissini hissetmenin eşliğinde gülümsedim, kendi kendime gülümsedim bir gece vakti, iyiki dedim, iyiki okumayı biliyorum, iyiki okuduğumu anlayabiliyorum, iyiki dedim iyiki gözlerim görüyor, ve iyiki dedim iyiki geceler var günün dar vakitlerini genişleten, iyi ki dedim iyiki hayatta paylaşmayı sevenler var, paylaşanlar ve paylaşılanlar sessiz geceme eşlik ettiler bu gece, sessiz verandam bahçenin ışıklarıyla aydınlanıyor, mehtap gitmiş görüş alanımdan yada yitmiş olmalı birkaç yıldız ve kutup yıldızı görünüyor, uzaklarda bir yerlerde köpekler gecenin sessizliğini bozuyor.....dinliyorum, bizimkilerin sesi çıkmıyor, zaten onlar gerekmedikçe havlamaz, hafif rüzgar var, yün bir şal serinliğe kalkan oluyor omuzlarımda, çayım hala sıcak, gecenin güzelliğini kirleten sigaramın dumanı saymazsam keyifli ve huzurlu bir gece....
geceleri seviyorum..
yasmin.
|
|
|
12 Temmuz 2008 Cumartesi
19:56:42
|
|
|
Vurgun vakitlerimi, geçmişin tozlu raflarını unutmak için işte duy ; seviyorum seni... Sesini duymadan senin oldum.. Yüreğimin oldun... Şimdi bunları anlatmak bi hayli ağır gelir bana ... Korkağıyım bir aşkın esiri olmanın... Taşıyamıyorum bu yükü... Bi ucundan sende tutsan diyorum... Beyaz sevdam kelimelerim yüreğinin kuytularına vuruyor... Duyuyor musun? Meçhul bir yalnızlıktan titrek bir dalgayla geliyorum bu gece sana... Sessiz kalıyorum, oysa ta kendisindeyim hayatın... Beni seviyor olmana sessiz kalıyorum, enkaza dönüşmüş yüreğimi güzelleştirme çabasından, her ne kadar ihtiyacım olsa da kaçıyorum... Ben sanırım mutlu olmaktan korkuyorum... Gözleri umut dolu bir sevdanın, kör ebe oynamasına izin veriyorum... Nedenim yok bu oyunda... Yorgun düştüğüm için sana ait olmak beni korkutuyor... Senden şunu istiyorum bir dilekçe yazsan yüreğime... Kalbin emanetim olsa... En kanayan yerimden sevmeye başlasan beni... Gelsen sen en büyük çığlıkla git dediğim anda... Artık hayallerimi avuç avuç, kana kana içsem diyorum. Nedense sana beyhude bi özlemle kavuşmayı diliyorum. Sevda yokuşlarını tırmanıyorum senin için, belki yüzünü görebilirim diye... Çöl sürgünü yüreğime sevda ekiyorum filizlenir belki diye... Kan gölüne dönüşen yüreğimi kirlerinden arındırıyorum bu gün... Dezanfektan bir yalnızlıkla... Karaborsaya düşmüş yüreğimle... Çöl yangını edasıyla; sana yazılırım bu gece... Seni yazıyorum bu gece, akıl almaz hecelere varlığından bahsediyorum... Yokluğunu aheste yaşıyorum... Dargın ümitlerime güçlü cümlelerden bahsediyorum... Bavuluma tüm umutları dikkatlice yerleştiriyorum. Öyle derin ki soluğum tek nefeste içime çekebilirim seni... Bilirsin aşka olan hasretimi... Kızıl nehirlere olan tutkumu da... Canımı acıtmak için, nasıl da yaramı kurcalamayı sevdiğimi de bilirsin... Bir küçük çocuk inadıyla, nasıl telef ederim her defasında yüreğimi... Ve sana koşmak için çabaladığımı... Aslında bilmezsin bunları; sen bana hep vurgun saatlerimde gelmiştin... Artık korkmuyorum seni sevmekten, seni severken içimde ki beni de terk edip sevmekten...
Şimdi gecenin en sessiz en derinine seni yazıyorum...
Bir ufacık beyaz sevda diliyorum.
Çocuk kalbimle elimden tutmanı ve göz yaşımı silmeni istiyorum.İstiyorum ki kalbimi koru...
Kalbini avuçlarıma bırak...
Doğan güneşten de; gece hatırına, seni bana vermesini ve elimi hiç bırakmamanı diliyorum... Suretini bilmediğim... Biliyorum ki uzaklarda bir yerde beklediğin benim... Ey Aşk ! Yarala beni... Dağıt bedenimi, paramparça olsun ... Vur ! İstiyorum... En kanadığım yerden vur beni. İki kere ölmem ki ... Ölürsemde; varsın olsun... Gözlerine göm beni Gözlerinden akan ben olmalıyım Sen olup, bir müsaitsiz vakit yüreğine akmalıyım... Yüreğinin kıyısına vurup "beyaz sevda" zikretmeli dilim...
|
|
|
12 Temmuz 2008 Cumartesi
20:07:31
|
|
|
Durmaksızın yazıyorum senı mısralarıma, Kimsin nesin diye sormadan alıyorum seni yüreğime, Kırk yıllık dost edasında gulumserken sen gözlerime, Kazıyorum sevgını çıkartmamak adına yüreğime, Sen benim için özelsin her halinle..
Bak kendımden sozedeyım sozcuklerımle, Biraz anlarsın beni gülüşlerimde, Ellerime dokunmadan bulamazsın ki mavimi, Bulmak istersen beni yüreğinde, Yüreğimi hissedemezsen ,tadamazsın ki sevgimi benliğinde....
Dostlugunu yüreğimde yaşamak guzel bi hediye Aklımda hayallerım, Kalbımde sevgın, Avuclarıdma dostlugun ve sen olduğun sürece; Her daim kalacaksın benımle..
Seni çiziyorum sen yokken bıle mavılerıme, Biliyorum zor senı anlatmak kelimelerle Ama ne yapayım ki bildiğim üç beş hece, Ve en guzeli senı seviyorum işte...
|
|
|
12 Temmuz 2008 Cumartesi
20:10:14
|
|
|
Aşklardan öyle çok şey bekler hale geldik ki, beklentilerimiz yerine gelmediğinde kendi kendimizi yiyip bitiriyoruz. Tabii aşkta bitiyor. Ondan sonra gelsin acılar gelsin gözyaşı...
Bir başarabilsek beklentisiz sevmeyi öyle özgür hissedeceğiz ki kendimizi... bir öğrenebilsek aşkımızın başkalarına bağımlı olmadan sadece kendimizin içinde yeşerdiğini... bir anlayabilsek, aşkın başkalarını değil kendimizi mutlu etmek için gerekli olduğunu...
Hiç beklentisiz sevdiniz mi? Yani bugün telefon etmedi demeden, şu an nerede acaba diye kendi kedinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti içine girmeden... sevdiniz mi hiç?
Bitecekse biter
Onun, size ait bir mal olup olmadığını kabul edip onu özgür yaşama ile sevmeyi denediniz mi? Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip, ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan. ``Bitecekse biter, bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi`` diye düşünün.
Onu yersiz kıskançlıklara boğmadan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda onu karşınızda görmek ne güzeldir bilir misiniz? Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden... ve beklemeden gelen bir `seni seviyorum` mesajının tadına varabildiniz mi hiç?
Siz istediğiniz için değil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar? Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç?
Sürprizlerle mutluluk
"Bugün beni hatırlamadı" yerine "hiç beklemiyordum senin geleceğini" diyebilmek ne güzeldir oysa... onu boğmadan, kendinizi boğmadan, sevebilmek ne güzeldir..
Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendimizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?
Beklentisiz sevin... Ben beklentisiz seviyorum... niye aranmadım diye düşünüp kendi kendinizi yiyeceğinize hiç beklenmedik bir "seni özledim" mesajıyla aşkı yakalayın.
Beklentisiz sevin... Ben beklentisiz seviyorum. O sizin sevgiliniz olduğu için değil. Ona tapulu malınız gibi. Çantanız, arabanız gibi davranma hakkını olduğunu düşünmeden. Onu, sevdiğiniz, onun da sizin sevdiğiniz için sevin.
Yıllanmış şarap gibi
Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından.
Göreceksiniz ki, o zaman aşk başka bir güzel. Göreceksiniz ki, o zaman sevgili daha bir romantik. Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat yıllanmış şarap gibi. Beklenti zevkine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi
04:14:35
|
|
|
Diyaloglar;
Sevdiklerinize nasıl hitab edersiniz?
Sevdiklerime ne derim?
Öyle çok şey derim ki. Öncelikle diyalogda olduğum an konuşanın hangi ben olmasına bağlı ifade tarzım.......
Mesela günlük yaşam içerisinde yada resmi ortamlarda yada tanımadığım ortamlarda bir diyalog ise mutlak ben bir devlet memuruyumdur ve karşımdaki de mutlaka her halukarda siz dir, ötesi yoktur.........
Yine aynı mekanlarda ama tanıdığım insanlarla isem o zaman ben kocamın eşiyimdir, oldukça mesafeli ve hatta soğuk bir insanımdır ve beyler ve hanımlar dizilir karşıma mutlaka ve yine özellikle isimlerini de kullanmak isterim....
Tanıdık mekanlarda ve birlikte yaşanmışlıklarım olmuş insanlarla diyalogda isem hem babamın soyadını hem şimdiki soyadımı taşırım ve şuanki birikimlerimle ve yaşanmışlıklarımla benimdir ve karşımdakiler de sevdiklerimdir, o zaman ilk isimleri kullanmayı severim, önden sevgili kelimesini eklemeyi severim eklememişsem cım cim eklemeyi severim, daha güzelyüzlü bir insan olmuşumdur..........
Samimi mekanlarda ve samimi olduğum insanlarla diyalogta isem o zaman içimdeki ben nefes alıyordur, ve konuşmalar mutlaka gönül diliyle yapılıyordur ve karşımdakiler yine sevdiklerimdir, işte o zamanlarda yüreğimden caannn hattaaa üç aaaa lı bir caaannn kopar ki koparken içimi titretir........ hatta şarkı bile söyleyebilen bir ben olmuşumdur artık...
Sevgilim olduğu zamanlarda daha 16 yaşımda idim ve ne yazık ki ne dediğimi hatırlamıyoruummm, galiba daha çok susuyordum.........
Birde caaanı yüreklerim vardır, anne olduğum, kardeş olduğum, evlat olduğum, abla olduğum, sırdaş olduğum, dost olduğum, arkadaş olduğum, ah onlara neler demem kiiiiii.......... ciğerim, ciğerimin köşesi, nar danem nur danem bir tanem, iki gözüm, bercem bu kelimeyi severim iki kaşım arası manasındadır, yüreğimin köşesi, soluğum, şekerparem, gözüm nuru, akciğerim, karaciğerim, yürek sıvım, gözümün yağı, öööylece uzar gideerrr, he birde bir başladım mı en az üç tanesi arka arkaya geliiirrrrrr.................
Birde canım çocuklarıma bazen durup dururken her hangi bir zaman aralığında birdenbire canım kızııımmm, yada canıım oğluuuuummm deyiveririiimmmm, ve anında canım annecim ekosu gelir, bu aramızda öylece bebekliklerinden bu yana devam edegelen bir diyalogdur……..
yasmin..
Canım Yazmak İstedi...
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi
17:46:13
|
|
|
NEYİ ERKEN YAŞADIYSAM HEP ONA GEÇ KALIYORUM
Binmediğim hiç bir otobüs Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde Gittikçe azalıyor hayat Neyi erken yaşadıysam Hep ona geç kalıyorum Sana göçüyorum her sonbahar Yolların çıkmıyor aşkıma Unuttuğun yağmurların adı saklımda Seni içimden terk ediyorum
Susmaktan yoruldum Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri Efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp Seni içimden terkediyorum
Ne unutacak kadar nefret ettin Ne hatırlayacak kadar sevdin Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum Beni hep bulmamak için aradın Yanılgımdın Yandığımdın Yangındın
Sensizliğe yenilmek Sana yenilmekten zor olsada Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak Seni içimden terk ediyorum
Şimdi İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan İki yarım kaldık Tamamlayamadık bizi Elinden tutamadık yanlızlığımın Saçlarımıda uzaklarına gömdün
İçimin mavisi senin okyanusundandı Al! geri veriyorum. Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim Sana bensizliği terkediyorum
"Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?
Ne tuaf değil mi? İçimi acıtanda sendin Acımı dindirecek olanda "Ya öldür beni"dedim Ya da git benden İçi bulanık bir sevdanın ucunda Seni kaybettim Aldırmadın aldırmalarıma Bir gecede yakıp yârini Şafaklara sattın ihanetini Küllerime basanlar bile utandı yaptığından İşte soluk bir ömrün son nefesi
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi
17:54:52
|
|
|
Kaknüsün Öyküsü
iran mitolojisinden. feriddün attar’ın Mantıku’t-Tayr’ında geçer. Yalnız yaşar Kaknüs. Çünkü tektir yeryüzünde. Gagasında onlarca delik vardır. Ve öleceğini hisseden bir kuştur kaknüs. Son anlarını düşündüğünde, ormanda çalı çırpı toplamaya başlar, ve üst üste yığar bunları. Sonra üzerine çıkar. Sonra hayatının en acıklı ve en yakıcı şarkısını söylemeye başlar. Gagasındaki her delikten farklı bir tını yayılır ormanın derinliklerine. Orman ahalisi, onun bu yanık ve iç parçalayan nağmesini belki de son şarkısını ağlayarak dinlerler. Ve coşkusu giderek artar kaknüsün. Şarkının etkisiyle kendinden geçer, aşka gelir, coşar ve kanatlarını çırpmaya başlar. Kanatlarını çırptıkça kıvılcımlar saçılır dört bir yana. Tutuşur kaknüsün altındaki çalı çırpı. Tüyleri tutuşur kaknüsün. Sonra yanıp kül olur kaknüs. Ve sonra o küllerden yeni bir kaknüs kalkar ayağa...
Üstadımız Necdet Karasevda
|
|
|
15 Temmuz 2008 Salı
05:35:39
|
|
|
Simurg
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı`nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...
Kuşlar Simurg`a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg`u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg`un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg`un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg`un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg`un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı`nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);
Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
baykuş yıkıntılarını özlemiş,
balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı`na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg`un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;
"SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş.
Onların hepsi Simurg`muş. Her biri de Simurg`muş. Simurg Anka`yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.
Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...
|
|
|
16 Temmuz 2008 Çarşamba
03:01:02
|
|
|
Hoş geldiniz sefalar getirdiniz, Gönlümüz ne konuşuyorsa onu yazıyoruz,
Konuşmadıklarımızı kalem konuşuyor İçimiz neyi özlüyor, neyi çağırıyor, neyi bağırıyorsa,
Sevdiklerimiz, kızdıklarımız, bıktıklarımız neyse,
Hayallerimiz, umutlarımız, sevinçlerimiz, coşkularımızla,
Çöküşlerimiz, vazgeçişlerimiz,
Zamanlı zamansız dellenişlerimizi prangalayıp sustuklarımızı
İçimizden taşıramadığımız heyecanlarımızı
Sessiz ağıtlarımızı, üzülerimizi
Sevimizi, hiddetimizi
Sadece kendimizin görebildiği dudak kıvrımı keyflerimizi
Kabullenme, onaylanma, cevaplanma beklemeksizin,
Söyleşmeden, ,
Konuşmadıklarımızı, konuşamadıklarımızı,
Konuşmak istemediklerimizi yazıyoruz,
Hep birlikte yazıp, hep birlikte okuyoruz,
Aslında çooooookkkk konuşuyoruzzzz. Yazar olmanız, şair olmanız, çizer olmanız gerekmiyor
Herhangi bir sivil toplum örgütü de değiliz
Memleketi de kurtarmıyoruz
Geleceğide buradan şekillendirmiyoruz
Geçmişide yargılamıyoruz
Zaten yarışmıyoruz da
Ne kavga etmek istiyoruz, ne sevgili arıyoruz,
Yazdıklarımız ne bir teminat ne bir vaad,
Canınız bir şarkımı söylemek istiyor
Sizi duygulandıran bir yazı mı okudunuz
Yazarını bulmak zorunda da değilsiniz
Arama motorları merak edenler için icad edildi.
Biz duygularımızı yansıtıyoruz kalemde
Aynaya baktığımızda aynayı değil kendimizi gördüğümüz gibi,
Seçkilerimiz, ki baş tacı ettiğimize göre, içinde kendimizi bulduğumuzdandır
Yoksa ilk yazıldığı yerlerde küflenirlerdi değil mi Sözleri söyleyenlerin önemsiz olduğunu düşünmüyoruz asla yanlış anlaşılmasın. Esas olanın ve yoğunlaşılması gerekenin, sözü kimin söylediği değil, söylenen sözün kendisi olduğuna inandığımızdan sadece. Amacımız alıntıları kendimize mal etmeye uğraşmak değildir. Farklı kitap ve kaynaklardan kimin söylediği kolayca bulunabilir. "Gerçek ve mantık tüm insanlara açıktır ve onları ilk söyleyen kişiye, onları yineleyene ait olduğundan daha fazla ait değildir." "Sizi güldüren ya da ağlatan bir mektup alırsınız, bunun nedeni olan postacı değildir." Bu yazıyı okuduğunuza göre
Canın yazmak istediğini okumuş bulunuyoruz
Ne güzel
Öyle ise sizde bizdensiniz
Çokça dinleyenlerden,
Çokça düşünenlerden,
Muhtemelen önceliğini karşısındakine verenlerden,
Öyle olmasa bencileyiniz konuşmakla doymuş
Kaleminiz susmuş olurdu muhtemelen Hoş geldiniz sefalar getirdiniz,
Duvar panomuz ne kadar bizimse o kadar da sizindir
Sahiplenmemek adına kimseye birebir hitab etmiyor olacağız
Misafircilik beklemeyin zira evinizdesiniz,
Gönlünüzden geçeni bildiğimize göre
Bize gönül gözünüzü açtığınıza göre
Biz sizin içinizdeyiz bile Hoş geldiniz  Sevgilerimle Her şeyin gönüllerce olması dileğimle.. . yasmin Canım yazmak istedi..
|
|
|
16 Temmuz 2008 Çarşamba
12:06:27
|
|
|
Diller; kimi zaman Ferhat`ın Şirin`e olan tutkulu aşkıyla,kimi zaman insanlık tarihinin en büyük dramlarıyla,kimi zaman da bir şairin dudaklarından dökülen birkaç nağmeyle can bulmuşlardır.Şu bir gerçektir ki diller,insanlık tarihinin en büyük şahididir.Çünkü o aşkların da,dramların da,tutkularında başrol oyuncusudur.Harran Ovası`ndan yükselen bir ağıt,Sibirya Ovası`ndan yükselen bir feryat,Endülüs Ovası`ndan yükselen bir acı...Dil, aynı şeyi farklı biçimlerde ifade edebilmektir...
AHMET IŞIKGÖZ (Benden siz gönül dostlarına küçük bir deneme.Bizim olanların altına mührümüzü vurur,bize ait olmayanların altına sahibini işleriz muhakkak.Bizim çalmakla işimiz olmaz elbette.Biz ancak duygu çalarız şairden ve şiirden.Bizim olan da bizden çıktıktan sonra şairin deyimiyle "bizim olmakrtan çıkar,insanlığın malı olur"...)
|
|
|
16 Temmuz 2008 Çarşamba
19:12:43
|
|
|
Evinin seni içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin...
Sokaga firlayacaksin... Sokaklar da dar gelecek...
Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi...
Ne denizin mavisi acacak icini, ne piril piril gokyuzu... Kendini tasiyamayacak kadar cok buyuyecek, bir yandan da kaybolacak kadar kuculeceksin...
Birileri sana bir seyler anlatacak durmadan... "Onemli olan saglik." "Yasamak guzel." "Bos ver, her sey unutulur." Sen hicbirini duymayacaksin... Goz yaslarindan etrafi goremez hale geleceksin...
Ondan olmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarinda olmek isteyecek kadar cok seveceksin... Hep ondan bahsetmek isteyeceksin... "Olume care bulundu" ya da "Yarin kiyamet kopacakmis" deseler basini kaldirip Ne dedin?" diye sormayacaksin... Yalniz kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak... Ikisi de yetmeyecek... Gecmisi dusuneceksin... Neredeyse dakika dakika... Ama kotuleri atlayarak... Onunla gectigin yerlerden gecmek isteyeceksin...
Gittigin yerlere gitmek... Bu sana hic iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksin... Biri sana icindeki aciyi sokup atabilecegini soylese, kacacaksin... Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi yasamak icin direneceksin... Hayatinin geri kalanini onu dusunerek gecirmek isteyeceksin.... Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
Herkesi ona benzetip... Kimseyi onun yerine koyamayacaksin... Hicbir sey oyalamayacak seni... Ilaclara siginacaksin... Birkac saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan. Sadece bir muddet buzlu camin arkasindan seyrettiren... Butun sarkilar sizin icin yazilmis gibi gelecek... Bogazin dugumlenecek, dinleyemeyeceksin...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak... Sabahi iple cekeceksin... Bazen de "Hic gunes dogmasa" diyeceksin... Ne geceler rahatlatacak seni ne gunduzler... Olmeyi isteyip, olemeyeceksin... Belki civi civiyi soker diye can havliyle onune cikana sarilmak isteyeceksin
... Nafile... Dusuncesi bile tahammul edilmez gelecek... Ruyalar goreceksin, gercek olmasini istedigin... Her sicrayarak uyandiginda onun adini soyledigini fark edeceksin... Telefonun calmasini bekleyeceksin... Aramayacagini bile bile... Her caldiginda yuregin agzina gelecek... Aglamakli konusacaksin arayanlarla... Yuregin burkulacak... Canin yanacak... Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
Hayata dair hicbir sey yapmak gelmeyecek icinden... Onun sesini bir kez daha duymak icin yanip tutusacaksin... Defalarca aradigi gunlerin kiymetini bilmedigin icin kendinden nefret edeceksin... Yasadigin sehri terk etmek isteyeceksin... Onunla hicbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerlesmek... Ama bir umut... Onunla bir gun bir yerde karsilasma umudu... Bu umut seni gitmekten alikoyacak... Gel gitler icinde yasayacaksin... Buna yasamak denirse...
**** Razı mısın bütün bunlara...? Hazır mısın sonunda olup olup dirilmeye...? O halde aşık olabilirsin
CAN DUNDAR
|
|
|
27 Temmuz 2008 Pazar
05:18:06
|
|
|
Ihlamur Kokan Bahar
Bir sonbahar günü çay içerken Emirgan`da tanıdım seni. Bir tutam sevinci, bir tutam umudu ve bir tutam mutluluğu sıkıştırıvermişti elime ayaküstü. O anda içimde sana karşı susmak bilmeyen bir şarkı başladı. Bağıra bağıra herkese bu şarkıyı söylerdim aslında sırf sana duyurabilmek için. Kendine has kokun vardı. Bunu anlamın ve derin sessizliğin izlerdi. Sessizliğin de sana özeldi. Çünkü ben ondan bile bir sürü anlamlar çıkarıyordum. Sonra karar verdim. Yeryüzünde sadece sen ve ben vardık. Çünkü her bir köşende kendimi görmem için yerleştirilmiş kırık cam parçaların vardı. İşte bu parçalarla ruhuma işletmeye başlattın kendini ve gitgide bağımlın oldum herkesten habersiz.
Yürümesi saniyeler süren arnavut kaldırımlı dar sokaklarında buram buram kalkan ve uskumru kokan balıkçı tezgahları sana hediye edilmiş küçük bir armağandı. Bu yüzden balıkçılar senin için vazgeçilmez birer dosttu.
Bir de koynunda sakladığın dostların vardı. Kaldırımlarında yakana kırmızı karanfiller takan, hasır sepetlerinde çiçekler satan ve fal bakan vefalı çingenelerin...
Kim bilir... Belki de elimi kalbinin üzerine koyduğum zaman, kimsenin başaramadığı o sıcaklığı verdiğim için seni seviyorum “İstanbul!”
Sultanahmet`de ise sana ilk mektubumu vermiştim. Yakınıyordum, gökyüzünün rengini, dalgaların hırsını, yeşilin huzurunu ve daha bir çok şeyin senden çalınmış olmasına o bir tek kokunu çalamıyorlardı. Ayrı kaldığımızda istediğim kadar ciğerlerime doldurabiliyordum kokunu. Anlatılmaz ki... Çok uzaklardayken titreyen kalbimde yokluğun bir başka duygudur. Böyle zamanlarda bana bayramda verdiğin bir kutu çikolata yetiyordu.
Birden anlatmaya başladın Çamlıca`da o gizemli sessizliğini yırtarcasına aşklarını, savaşlarını, yeşil ve mavinin sende tanımlandığını. İşte o zaman zaten dünyayı istediğin renge boyamış ve bu rengi sevginle bütün insanlara dağıtmıştın. O anda kıskandım seni. Biliyordum “ulaşılması zor” olduğunu, bir sürü kelebeğin bir tek baharı aradığını.
Sen İstanbul`um, en büyük sevgiyi hak edecek kadar mükemmelsin. Ama herkesin seni sevmeyi hak edemeyeceği kadar özelsin.
Bir gülümsemen çölleri bile güle çevirirdi. Sen İstanbul`um, benim sevda çiçeğim gibisin. Seni koparmaya kıyamam. Hayret ederdim o gizemli ve şefkatli mehtabın en çirkini bile nasıl da güzelleştirirdi? Bazen bir çocuk olurdun, görünürdü çocukluğun Çamlıca`da. O zaman düş şatolarında bir söyleş olurdun “ulaşılması güç” rolünde. Bu yüzden ne senden vazgeçerim, ne de düşlerimden. Geri alamayacağım tek bir nefes olduğundan ne de gözlerimi kaparım hayalinle yaşarken.
Kimi zaman da dertsiz sevincine ortak ederdin bütün insanları. Bazen de yorulurdun bütün bu tempodan. Sonra yıldızlara haber gönderirdin. Onlar de yorgun gözlerini ağır ağır indirirlerdi geceye.
İşte o zaman bir masal anlatmaya başlardın ve sihirli bir kitap olurdun bu vakitlerde. Sayfaları tarih kokan, edebiyat kokan... Fakat çoğu zaman da kitabın anahtarını saklardın. İlk önce bir midyenin içine büyük bir titizlikle yerleştirirdin sonra da tüm gücünle suya atardın. Böylelikle kokun, tadın sokaklara, suya karışırdı. İşte o anda ben de bir balık olurdum ve onu bulmaya çalışırdım.
Anahtarını bulmaya çalışırken de gözüm Kız Kulesi`ne takılırdı. Bu sefer de kapkara bir gökyüzünün ağlamaklı birer damlası olarak vuruyordun camlarına. Öyle her bir damlada seni görünce ne isterdim biliyor musun? Her gün yağmur yağsın. Çünkü her gün sana dokunabilir, her gün sesini işitebilirdim.
Sessizliği bozan gülüşmelerde ise martıların sesi vardı, onlar da kavga ediyorlardı seninle, bir parça ekmek için. Sonra bir şeyler ters gitmeye başladı. Sorun bendeydi aslında. Şaşkınlığım ve senin muhteşemliğin bu aciz bedenime ağır geliyordu. Bu sefer de Boğaz`daydık. Bu yüzden senden özür diliyorum. Çünkü hüsran ancak bir yerde kabul edilebilirdi, o da İstanbul`um.
Hani bazı duygular vardır; anlatılamayan, sevgiler vardır; kelimelere sığmayan. İşte sen de böyle bir şeysin İstanbul`um. Gün bir gün sevdalanmış geceye, gece de yakamozları simler gibi düşürmüş denize. O günden bu güne gece ile gündüz ayrılmaz olmuş. Ta ki güneş tutulup gölge düşürene dek sevdalarına.
İşte bunun üzerine hayata ters yönde akan sular arasında birbirine sokulmuş kayıkları seyretmeye gittik. Çünkü ikimize de hüzün çökmüştü. Ve rüzgarla boğuşan dalgalar arasında anahtarını görüyordum. Akşm gitgide koyulaşıyordu. O sıra başkalarının da sesini duyar gibi oldum ve irkildim. Çünkü yalıların denize naz edercesine bir bir ışıklarını söndürüyorve denize birer mendil atıyorlardı. Anladığım kadar akşamı sevmiyor ve akşam bir hüzün gibi çöküyordu damarlarına. O anda ismini çoktan koymuştum senin. Yeni ismin “Sessiz Kalabalık”tı. Sonra da elveda dedim. Zaten içimdeki şarkı da yavaş yavaş susuyordu.
Ve bu son mektubumu sonlandırırken sana bir şey itiraf etmek istiyorum: “Belki de ben seni her semtinin ıhlamur kokan baharı için sevdim İstanbul!”
|
|
|
30 Temmuz 2008 Çarşamba
02:29:30
|
|
|
19 NISAN İçimizdeki Tanrı’dan
Yasam senden değişmeni istediğinde, neye ihtiyaç olduğunu gör ve her değişimin en yüksek hayrına olduğunu bilerek, direnç göstermeden değiş. Değişim her zaman rahat olmayabilir, özellikle de yeni yöntemler ve fikirler getirmiş insanlar için. Hoş, rahat, tam oturmuş fikirleri, birbiri ardına bırakmaya ve atmaya istekli olmalısın, ta ki tamamen özgür olup, tümüyle yeni ve devrim niteliğinde bir fikri almaya açık olana kadar... İşte zorluk da zaman zaman buradadır. Yeni bir şeyi hazmetmiş pek çok kişi, bu yeniliğe yapışmak ister ve bırakmayı reddeder. Neden bunu, sen onlara yer açtığın takdirde, orada hazır bekleyen daha büyük ve muhteşem ilham ve fikirlere bir atlama taşı olarak görmüyorsun? Dolu bir kovayı dolduramazsın; önce onu boşaltman gerekir. Eskilere takılıp kalmışsan ve onları bırakmıyorsan, yeniliklere ilerleyemezsin. O yüzden değiş, ve bu değişimi çabuk gerçekleştir, çünkü seninle yapılacak islerim var.
ICIMIZDEKI KAPILARI ACMAK / EILEEN CADDY / FINDHORN
Sevgiyle cevirdim, ipek cihan bilgin ----------------------
" Eğer bir dış etken seni üzerse, Duyduğun acı o şeyin kendisinden değil, Senin ona verdiğin değerden geliyordur. Onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır.
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
30 Temmuz 2008 Çarşamba
02:47:40
|
|
|
BEN SENİ ÖZLEMİŞİM
Şiir tadındaydın sevgili
Su gibi yudum yudum
Hava gibi nefes nefes
Ekmek gibi dilim dilim
Ben seni özlemişim…
Gözbebeklerinde yüzümü
Dudaklarında adımı
Hayalinde düşümü
Canım deyip gülüşünü
Ben seni özlemişim…
Niçin dolar gözlerim
Niçin bulurdum ben
Her şarkıda seni
Niçin her hüzünlü şiir
Derinden dağlarmış yüreğimi
Ben seni özlemişim…
Yokluğunda üç gece
Titrediğini ellerimin
Delice çarptığını
Yaralı yüreğimin
Saklasam bilmeyeceksin
Bilmelisin ki bir'sin
Her an benimlesin
Ben seni özlemişim…
Nereden baksan ayrılık
Nereden baksan yoksulluk
Nereden baksan sensizlik
Ölüm gibiymiş bana
Yaşayıp bilmeliymişim
Ben seni özlemişim…
Uykusuz gecelerde kalmayı
Senle sevdalara uyanmayı
Yangınlarda suya kanmayı
Yeniden sana sevdalanmayı
Ben seni özlemişim…
Ayrılık nasıl olurdu
Ölüm gibi yokluğun
Sensiz gecelerde benim
Bir şey var farkında olduğum
Ben seni…
Yanı başımda iken özlemişim...
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
30 Temmuz 2008 Çarşamba
02:48:39
|
|
|
Ne kolay olmuş herşey...
Seni seviyorum demek nede kolay olmuş artık! İki kelimeyi hemen söyleyebilmek Anlamadan hissetmeden degerini bilmeden.. Ne kadar kolay olmuş herşey Arkada bıraktıklarımızı düşünmeden Ne hissettiklerini ne düşündüklerini bilmeden Güle güle diyebilmek bunu söyleyebilmek... Ne kolay olmuş degilmi ne kolay! Herşeyi oldu bittiye getirebilmek Çekip gitmek biraz olsun bile düşünmemek Kendine iyi bak hep mutlu ol demek Aşık olmak.... Herhangi birini hemende kalbimizin en güzel yerine koymak Tercih etmek iki sevgiyi birbirinden ayırmak İşte bu demek ne kadarda kolay olmuş! Şimdi kimileri hayat zor diyecek Hayatta kolay olmuş artık hemde çok kolay... Kısa yoldan köşeyi dönmek Zengin olmak fakiri fukarayı ezmek Daldaki çiçekleri toplamak için Ayak altında gül ezmek... Hemde hiç vicdanen rahatsız olmadan Bundan zevk alabilmek Ne kadar kolay olmuş degilmi ne kadar kolay! Hayattan vazgeçmek,yenilmek Ne kadar kolay olmuş! Zorluklara karşı koyamayınca kendini bir köprüden atmak İntihar etmek....... Ne kadar kolay olmuş degilmi ne kadar kolay Herşeyden vazgeçmek Herşeyi bir kalemde silip atmak,atabilmek Ve bu hayatta gerçekleri unutmak,görmezden gelmek Çok kolay olmuş çok kolay! Herşeyi bilenler içinde ne zor bunları söyleyebilmek Üzülmemek,umursamamak!!!!!!!! Nerde eski sevgiler,aşklar demek Silinsede sahnemizden arzu ile kamberler leyla ile mecnunlar,kerem ile aslılar,aşkı için dağları delen Ferhat ile şirinler Eminim yaşamakta şu an gerçek kara sevdalar...........
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
02:49:34
|
|
|
Bekir Coşkun yazmış ama ne güzel yazmış...
Boynum bükülür...
YİNE boynumu büktüm. Sevgili Andree, ‘‘İstersen git’’ dedi. ‘‘Öbürünü’’ kıskandığını belli etmez, ben bilirim. Böyle zamanlarda insan ne kadar çaresizdir. Ne kadar küçük ve işe yaramaz beynimiz olduğunu ben böyle zamanlarda anlarım. ‘‘İstersen git’’ ile ‘‘gitmek’’ arasında kalıp, iki sözcük arasında çaresiz ve zavallı.Aklıma ‘‘Annan planı’’ gelir: ‘‘Sen Annen ile oturursun...’’
Yine büküldü boynum. İçimde dayanılmaz bir özlem, gözpınarlarımda damlalaşan bir hasret, yüreğim kapının eşiğinde kararsız. Gitsem... Başımı koysam dizlerine, saçlarını okşasam, o kokusunu çeksem içime, fısıldasam: ‘‘Seni özledim...’’ Ya da yalan söylesem:‘‘Kaç defa geldim... Seni aradım aradım, bulamayınca sonra baktım yoksun...’’
Kimi zaman ‘‘İstersen git’’ sitemi karşısında, herkesi kandırmak için ‘‘İşte gidiyorum’’ diyerek fırlarım yerimden. Zıplaya zıplaya kendi eksenimde döner, sonra içler çekerek otururum yerime. Bükülür boynum. Dalarım düşüncelere: O uzaklarda şimdi ne yapıyordur?..
Üzerinde yeşilbaş ördekleri uçmaya başlamıştır gölün. Yaban kazları şarkılarını söylüyorlardır. O sarı sazlardan saçları... Sulaklardan gelen parfüm kokusu... Başımı koymak istediğim o kayalık... Dalgalarda kalp atışını dinleyişim... Rüzgárla saçımı okşayışı... Gidebilsem fısıldardım kulağına sevdamın: ‘‘Seni özledim...’’
Ama otururum yerime. Boynum bükülür...
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
23:50:35
|
|
|
ADINI HASRET KOY
Eğer senden bir an ayrı kalırsam, Adını hasret koy, hasret kalayım, Özlemlerle yansın içim her gece, Adını hasret koy hasret kalayım.
Uzansan yanıma dokunsam sana, Bir yatakta olsak yatsak yan yana, Sen şiir okusan ben ninni sana, Adını hasret koy hasret kalayım.
Aşkımız büyüsün yıldızlar kadar, Gecemiz görünsün, gündüzler kadar, El ele tutuşup olsak kafadar, Adını hasret koy, hasret kalayım.
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
23:51:48
|
|
|
**Dolunayda***
dağılmış saçları yıldızların omuzlarına ışığı yansıtıyor geceye parlaklığında taş kum yosun ne varsa ortada deniz geçmiş kendinden efkârında müzik geliyor geçen gemilerden fısıltı gibi kim açmaz gönlünü bu sefada dolunaya
sahilde oturmuşum gönlümle bir başıma yağ satarım bal satarımı oynuyorum bırakıp mendilimi kumsala koşuyorum yakamozlara kırılgan ışıklar peşimde yansı onu takipte atıp bedenimi suların sakinliğine durulup dinginliğimi çağırıyorum ıslık dilimde
gelen gelmiş ardımdan gelmeyen yansın derdine yelkovan olmuşum akrebin çevresinde pervanesiyim ay ışığının kıskanmıyor yıldızlar bozamadım keyiflerini tutmadı bu kıskançlığım yıldızların tutulmadığını hatırladım kayarlar çünkü onlar ben dünya olmalıyım
üç çeyreğindeyken saatleri beklemeliyim görünsün diye venüsüm bir o anlar beni yıldız dünyasında ben onun kızıyım zaman aralıklarına güzel sızarım kalmaz o vakit ne derdim ne sızım bir içimlik su olurum dolunayda aşar duygu lezzetlerim doğduğum güne olur tüm minnetlerim
ver sırtını süt liman denize Gönül dönsün yüzün aya ve yıldızlar gezegenine saman yolundan yürü güven gözlerine menekşelendirdiğin sular seni salladıkça kucağında uçup gideceksin bindiğin düş salıncağında geç kendinden geç yakışır sana bu pırıltılar içindeki muazzam gökyüzü altında
bıraktığın boş mendil dönecek sana az sonra takibindeki yıldızın bakışına değecek temasıyla dokunacak tenine vuslatın ürpertisi olağan çıplaklığında yanacaksın ama ıslaksın denizdesin ve ağlayamayacaksın ruh teslim beden teslim yaz suya hikayeni her dolunayda okusun aşıklar melodisiyle gün gelecek okyanuslar yetmeyecek bu dizeleri şiir şiir okumaya dinlemeye söyle şarkını şimdi çıktığınca sesinle...
|
|
|
7 Ağustos 2008 Perşembe
01:54:48
|
|
|
Lacivert Geceden Arta Kalan İbrahim ÇAPAN Cumhuriyet Lisesi Edebiyat Öğretmeni/KARS“Kardır yağan, üstümüze, geceden, Yağmurlu, karanlık bir düşünceden, Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte Kar yağıyor üstümüze, inceden.”Gülüm, Ninniler susar...Erguvanî kar yağar sessizce notalar üzerine. Ve ardından firuze renkli ayrılıklar kopar keman konçertosundan. Tarlalar mor dağ sümbülleriyle selâmlar firuze renkli ayrılıkları. Göz bebeklerine düşer sol anahtarı.Yarım kalmış keman konçertosunun kulağına son kez kim bilir hangi duygu yüklü ninnileri fısıldar?Ve sonra erguvanî kar yağar sessizce notalar üzerine. Gülüm, Sevgiler, çoğu zaman bize kucağını açması gerekirken ne yazık ki firuze renkli ayrılıklara misafir olur.Bu misafirlik aynı zamanda sevginin hayat kaynağı, hatta ruhu olur.Coşar keman konçertosu ansızın.Erguvanî kar yağmazsa olur mu notalar üzerine?...Doğaldır ki üzerine düşeni yapacaktır şüphesiz erguvanî kar taneleri. Krallığını yaşayacaktır notalarda. Bu satırları okurken, sevgi yükü taşıyan minicik yüreğinde neler hissettiğini sormayacağım. Sorarsam, firuze renkli ayrılıklara rüyalarının kapısını açarsın ve rüyalarına apansız erguvanî kar yağar notasız. “Uğuldadıkça yüzü her yanın, Beyaz dokusunda bu saf rüyanın Göze uzanık tek ü tenha bir kamış, Sırf unutmak için, unutmak ey kış Büyülü yalnızlığını dünyanın!”Gülüm, Düşlerini masal mevsimleriyle süsle.Masal mevsiminin, masal başkentinde demirle.Günlerini orada geçirmeye gayret et. Masal mevsimini doyasıya yaşa. Her sabah güneşin doğuşunu masallarında seyret, gün batımını da. Masal kahramanlarını iyi tanı. Bukalemun gibi renk değiştiren, kıpkırmızı elma sunan kötülerin anası cadıdan kaç.Ne yazık ki her güzellik gibi masal mevsimi de biter bilesin.Şiddetli kasırgalara teslim etme masal mevsimini.Ninnilerini eksik etme Kaf Dağı’nın. Sıkı sıkı kapat firuze renkli ayrılıklara kapını.Erguvanî kar yağdırma masal mevsimine. Gülüm, Firuze renkli ayrılıklara yağan erguvanî kar, beyazlığın hâkimiyetini öldürür. Muhteşemdir ilk görünüşte ama bakımsızdır.Acımasızdır inanamayacağın kadar.Güneşe âdeta baş kaldırır ve erimez. Gülüm, Seni arıyorum, seni... Seni tanımlayacak kelime...Seni tanımlayacak cümle... Seni tanımlayacak şiir... Seni tanımlayacak şarkıyı arıyorum.Seni arıyorum gülüm, seni. Seni bulmalıyım. Sevginin bestekâr ruhlu kalbi kırılmadan seni bulmalıyım.Seni bulduğumda ninniler susmayacak...Firuze renkli ayrılıklar çalmayacak keman konçertosu... Ve seni bulduğumda notalar üzerine erguvanî kar yağmayacak.Çünkü... Seni seviyorum gülüm. Sedef renkli ilkbaharda su perileri aşk arıyor.Gelmemezlik etme...Gel... Kar, yağmura kendini teslim edip; yağmur, bulutları ağlatırken gel. Bekliyorum... O erguvanî kar tanelerinden birisine hatıralarımı yükleyip, yağmurla valse davet ediyorum.
|
|
|
7 Ağustos 2008 Perşembe
15:29:02
|
|
|

Ben vardım ve yüz çevirdi bulutlar. Ben vardım huzura, kapılar kapandı. Kapısında yattım, köpeklerle sabahladım, tiz bir çığlık gibi geçti içimden geceler, nemli bir rüzgar olsun okşamadı saçlarımı. Ben yürüdüm ve benle yürüdü uzaklar. Saralı değildim. Veremli değildim. Hummalı değildim. Yağmur susuzu dualarım vardı. Yüzüme mahsus hüzünlerim vardı. Bir damla gözyaşına muhabbetim ve hasretim vardı.
Ben geldim ve şehirden el etek çekti yağmurlar. Islak kaldırımlara sürdüm ellerimi, yüzümü oluklara uzattım… Allah’ım.
Ben vardım ve yüz çevirdi bulutlar. Ben vardım huzura, kapılar kapandı. Mücrimlerle anılmak yazıldı alnıma. Vebalılarla bir sürüldüm şehirlerden. Yağmur susuzu yüreğimle mecalsiz kalakaldım dağlar başında.
Bütün kapılar kapandı. Yolların sonu, dibi karanlık ve mustarip uçurumlar. Çok zamandır bulutsuzum. Sitemim var. Susunca dağları ürperten kahrım var. Hasretinden çatlamış dudaklarım var. Ah kimsenin geçmişe bir vefa borcu yok ve yarın, pek karanlık hep eyyam-ı buhur… Alnımda yağmursuz mührü var.
Yağmurla büyüyor dağlar. Tek ü tenha bir ağaçtan ummana el uzanıyor. Kıyılar, coştukça coşuyor şehrin çocuklarıyla. Yağmurla boğuluyor dünya, ben, toprakla boğuluyorum. Bu kirli, kaypak şehre, ucuz hesapların insanlarına yağıyor yağmur; caddeler, kirli çatılar yağmurla yıkanıyor; çocuğun, bebek arabasından düşen ayakkabısının teki logarlarda boğuluyor. Bebeğin ayakkabısına düşen yağmur için olsun nelere ihanet etmezdim. Ne kadar da çaresizim!..
Ben vardım ve yüz çevirdi bulutlar. Ben vardım huzura, kapılar kapandı. Tevbelerimden başka azığım yok. Siyaha çalan rengim ile cahiliyye Mekkesinin pazarlarında alınıp satılan bir kölesiyim yağmurdan uzak. Hava kuru ve sıcak. Öylesine sıcak ki gölgesi uzuyor güneş neye çarparsa. Yağmurlar uzuyor uzak… Kayalara yağan yağmur kadar nasipsizim. Yağmur uzak.
Bulutların benden beklediğini yüreğime yaz Allah’ım…
Alıntı: İbrahim Talha
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|