|
| Gönderen | Mesaj |
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:15:08
|
|
|
Kalbinin Gizini Söyle" "Kalbinin gizini kendine saklama dostum! Gizlice söyle bana, yalnız bana. İnce gülümseyişinle sen, usulca fısıldarsın, kulaklarım değil, kalbim duyar seni. Gece derin, ev sessiz, kuş yuvaları uykuyla kefenli. Kararsız gözyaşların, çekingen gülümseyişin tatlı utancın, acınla kalbinin gizini söyle bana
|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:15:37
|
|
|

|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:16:32
|
|
|
BEN KÜSKÜN ÇİÇEK MİMOZA, Unutup küskünlüğümü, seninle açtığım yapraklarımı, Yine senle kapanacağımı bilsem sever miydim hiç. Bir gün bu açılıp kapanan yapraklarımın sebebi sevda sonum olacak. En son sende açtım, sende kapandım, Söyle kolay, kolay açar mıyım?
Mimozaları sevme, Küskün olurlar, Belki senden öncesi küskünlükleri de vardır, Yeniden açmaları zaman alır. Güller, leylaklar, sümbüller kokusunda, Mimozaların sonunun korkusuyla yaşa sevdalarını, Hep senden sonrasını düşün. Şimdi benim kapanmış yapraklarıma bakıp da acıma. Senle değil, ama zamanla döneceğim kendime
|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:17:08
|
|
|
|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:20:39
|
|
|
|
YAŞAM FELSEFEM... varsın marka olmasın ..... ama uzuvlarımı örtsün yeter......giydiğim ucuz abam... giderken götüremeyeceğim değil.......götürebileceğim şeyleri..........kazanmak içindir bütün çabam
|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:21:19
|
|
|
Gitgide alışıyorum sana.... Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz... Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin... Yanımda olduğun zamanlar; sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor, alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun... Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan... Alışkanlıklar daima korkutur beni... Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim... Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır... Fakat şimdi sana alışıyorum... Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor. Yalnız içimde garip bir korku var. Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum... Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini daha değerlisini verememekten korkuyorum... Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...
Oysaki her zaman ve günün her saatinde yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı... Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni... Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz. Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim... "Bana alış" demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün... Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin, o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla, sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!
İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum... Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi. Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım. Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum. Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.
Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor... Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım. Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa seni görecekler içimde... Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun? Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz. İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan. Her yerde iki olduğumuz için bir bütün haline geliyoruz durmadan...
Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni... Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden... Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor... Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri... Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum... Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...
Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz.... Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum... Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun. Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde... Uzun süren bir baygınlık sonrasının o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim... Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman seninle vardığım yüksekliğe erişemez...
Açılmış bütün kuyuların derinliği içimde seni bulduğum yer kadar derin değil... Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi. Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz. Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde. Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu. Alev almayan bir yerimiz kalmadı. Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor. Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık. Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum. Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek. Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız... Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde bizden güçlüsü olmayacak! En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle... Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır. Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...
Sen varsın ya, her şey bambaşka gözlerimde...Gitgide alışıyorum sana.... Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz... Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin... Yanımda olduğun zamanlar; sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor, alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun... Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan... Alışkanlıklar daima korkutur beni... Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim... Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır... Fakat şimdi sana alışıyorum... Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor. Yalnız içimde garip bir korku var. Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum... Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini daha değerlisini verememekten korkuyorum... Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...
Oysaki her zaman ve günün her saatinde yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı... Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni... Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz. Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim... "Bana alış" demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün... Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin, o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla, sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!
İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum... Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi. Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım. Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum. Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.
Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor... Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım. Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa seni görecekler içimde... Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun? Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz. İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan. Her yerde iki olduğumuz için bir bütün haline geliyoruz durmadan...
Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni... Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden... Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor... Kokunun tenime si
|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:40:58
|
|
|
MİMOZA AĞACIM Sokağımın başında duran Mimoza ağacımsın. Duruşun saklıdır gölgesinde Varlığın gizlidir sarı çiçeklerinde Ve ben; Baktıkça umutlanırım o ağaca Yapraklarını sallayan rüzgâr, Kokunu alıp getirir Sırça sarayımın balkonuna
Salkımsaçak çiçeklerle kök saldın Bilmeden görünmeyen gizli yanıma Göz kırpması kadar kısa an gibisin Ansızın gelip geçen bakışlarımdan. Düşerse dalından bir yaprak, Savrulur gidersen yellerle uçarak Bil ki can kopar canımdan- canım. Takılır giderim ardından.
Sen benim göremediğim düşlerimsin Geç kalan ben miyim sevgilere Gelmeyen, geciken sen miydin sevginle.. Oysa... Henüz vakit erken ,hazır gelmişken Kal biraz anlat ...Anlat Sonbaharlara inat... Mimozalar açılsın düş bahçelerimde
|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:41:37
|
|
|
Sevmenin mavisinde Kaçmanın çocuksu neşesindesin Bensizlikte kaybolup Sebebsiz savaş çıkartırsın
Demedi deme Sonra çok üzülürsün Çıkarttırma bana savaş baltamı
Gayen topraklarını istila ettirmek Belki de kalbini bana hapsettirmek İstediğin galiba bana yenilmek Demedi deme Bendeki idare böyle
Sözler,mısralar ve dünya bir tarafa Sen buğulu YEŞİL gözlerinle Sarı saçlarınla Solmayacak Sarı MİMOZAmsın...
|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:43:05
|
|
|
dalgasın; gün ışığı ile, çarşaf çarşaf yayılan gün batımı ile, kumları yıkayıp, kayaları döven, yalayıp yutan, sessizce akan, durulan, iz bırakmadan hoşçakal edasıyla, gecenin gizinde suspus, derinden giden, tarumar eyleyen, dalgasın; dalgakıran, dalgavuran, dalgasavuran, dalga dalga hasretin, özlemin kıvılcım kıvılcım çakan, kavuran, öbek öbek, köpük köpük akan dalgasın; sessiz, derinden yüzmetrede tepecik yaratan, her saniyesinde farklı boğuşan, koşan, coşan, çılgınlaşan. sabırsız kaldığında yorulan, lal olan.
Dalgasın! Dalgacı değilsin sevdam, inancım ondan.
|
|
|
15 Mayıs 2008 Perşembe
19:01:35
|
|
|

Hoşgeldin masumiyet.
Biliyorum kapıdasın, uzun yoldan geldin;
biraz yorgun, biraz aç,
kapıyı çalmak üzeresin.
En son geçen yüzyıl,
bir Eylül sabahı görmüştüm seni;
çok özlemişim, nerelerdeydin?
Sen gitmeden önce de azdı kazancımız
ama daha mutluydu yuvamız.
Sayısallaşmamıştı henüz sevdamız, umutlarımız;
doğum – dersane - ölüm diye üçe bölünmemişti hayatımız.
Daha basitti sözlerimiz, küçüktü hesaplarımız;
kurşun kalemle çizgili sayfalara yazılırdı borçlarımız.
Eski, siyah beyaz bir Türk filmi;
sıradan, kıt kanaat geçinen
ama birbirlerine son derece düşkün aileleri,
delikanlı taksi şoförleri,
bomboş Boğaz sırtları,
kabarık saçlı mahcup kızları,
kötü ama yeri geldiğinde son derece vicdanlı adamları,
çekimden sonra evlerine belki de hep aynı koltukta
otobüsle dönen “zengin” anaları,
hep masumiyet, hep masumiyet...
Film bittiğinde
ve sen karelerini, beyaz perdeni toplayıp gittiğinde,
bizler derin uykudaydık.
Gözlerimizi açtığımızda, filmin ikinci yarısında değil,
bambaşka bir filmin tam ortasında,
on sekiz yaşından küçüklerin girebildiği
ancak masumiyetin alınmadığı,
kara camlı bir salondaydık.
Ayrı ayrı oturtulmuştuk.
Bizim mahalleden olmayanlarla,
rengarenk başka senaryoları, başka hayatları,
başka aşkları, başka kahkahaları izliyorduk.
Hoşgeldin masumiyet;
nicedir özlemişim seni.
İyi ki geldin.
İyi ki kapının önünde,
biraz yorgun, biraz aç,
yanında bembeyaz perden,
kapıyı çalmak üzeresin;
iyi ki dışarıda duyduğum tıkırtı sensin...
|
|
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
23:28:12
|
|
|
Gerçek bir dost... (uzun deyip geçmeyin.)
Umarım herkesin böyle gerçek dostları vardır veya en kısa zamanda olur...
Gerçek bir dost` unuz var mı?
"Bir dost, bir post yeter bana..." Ne de güzel bir söz bu ya...
Dünya malı, dünyada kalıyor. Her şey fani! Yani... Hani, diyorum da, insanin gerçekten mükemmel bir dostu olsa...
"O nu", şöyle, içine sindire-sindire, öpe koklaya, kocaman bir sarılsa... Uff!.. Ne iyi olur değil mi?
Dostunuz! "Can" dostunuz var mı? Kadın ya da erkek... Hiç farketmez. Gerçek dostun cinsiyeti olmaz. Paylaştığınız birileri var mi? Var ise mesele yok. Yok ise, gidin bulun hemen!
Sırlarınızı paylaştığınız. Özlediğinizi çık yüreklilikle söylediğiniz.
Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri...
"O" nu görmediğinizde yüreğinizin "pıt-pıt" attığını hissettiğiniz, bir dostunuz var mı? Dert ortağı, sohbetlerinizi paylaştığınız, yalnızlığınızı anlattığınız, sevincinizi hisseden biri...
Yalnız kaldığınızı düşündüğünüzde, birilerine öfkelendiğinizde, sevdiklerinizi özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı? Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Arayan, soran,"Seni özlüyorum" diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz.
Yanıltmaz!
Anlayışla karsılar her şeyi... Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... Hiç yalnız kalmazsınız...
Böyle bir dost bulmak için fazla bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten. (Elektrik olayı yani...)
Bir gün bir bakarsınız karşınızda...
Önce "Hadi lan! Kim bu" denir. Ardından, ısınmaya başlarsınız. Sonrasında bir bakmışsınız sıcacık sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi,sadece ona anlatır olursunuz.
Bir dost bulun!
Ama gerçek olsun.
Aradığında iİşinizi değil, aşınızı soran...
Kötü gününüzde ev sahibi, iyi ününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın.
Güvensin!
Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin.
Gerçekci olsun.
Yanıltmasın, kandırmasın! İçten, sevecen, sempatik, sevdaları, özlemleri anlayabilen biri olsun.
Anlasın!
Ağzıyla değil, gözleriyle konuşsun.
Yaşasın!
Doya-doya yaşasın doya-doya yaşatsın. Beyninden değil, yüreğinden versin.
"Olsun varsın! Paylaşırım." desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın... Dost olsun!
AMA... GERÇEK BİR DOST
|
|
|
19 Mayıs 2008 Pazartesi
18:44:32
|
|
|
Olsun varsın! Paylaşırım." desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın... Dost olsun!
AMA... GERÇEK BİR DOST
evet sözde benlik paylaşan kalbini paylaşan larla doluyuz toplum olarak .nafile dost gibi dostmu. abla ben dostum diyene gülerek bakmaya başladım.saatlerce yoklugunda aglayan feryadlar figanlar dünyaları yıkanlarda dostu .sözde dost.
özür dilerim abloş şimdi dostunum diyene soruyorum dotumun alıp gidecegi bişey kalmadı ilerdeki duraga adımlamasını rica ediyorum
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
17:36:08
|
|
|
|
Yokluğunda acı çektim gecelerce nöbet tuttum boş sokaklarda bir sokak lambası altında bir kurşun gibi daldim karanlığa. Sen yoktun yanımda gözyaşlarım aktı sen yoktun yanımda ızdırab çektim yalnızlıklarda bir müzik duydum gecenin karanlığından meğer taksicinin biri radyoyu açık unutmuş . Sitem ettim hayatıma Gözlerim şafakları aradı ama bir tek ışık doğmadı içimde. Rüzgar esti umutsuz hayallerde acı hatıralar çarptı yüzüme . Nasıl unuturm dedim geceyi gün eden gülüşünü nasıl unuturum dedim şimşekler çaktıran bakışını . Sevdanla tutuşurken terkedilenler diyarında ağladım geceler ağladı ardımdan
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
23:56:49
|
|
|
Bak bir ortak inancımız varmış meğer sevgili Yiğit..
ben inanırım ki dost bir Anka Kuşudur... Ancak hayaledilebilen..
güzel bir hayal ama dimi...
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
15:01:53
|
|
|
hayal edelebilen şuan için.
zaman ne gösterir onu
bilemem abloş
tşkler abloş
|
|
|
29 Mayıs 2008 Perşembe
19:44:58
|
|
|
İNADINA YAŞAMAK...
Gün oldu
Anılara yaktım türkülerimi.
Gün oldu
Umudu sardım
Özlemlerin üstüne.
Ayışığını takarken
Gitarıma tel diye
Yakamozlar tüttürdüm
Gecenin mavisinden
Gökyüzüne.
Yüreğimde boy verirken
Yediveren gülleri
Kimi zaman
Maviye boyadım geceleri.
Sevdamın rengi mavi
Masmavi tükettim
Yalnızlık türkülerini.
Ay ışığına tırmanırken gölgeler
Direndim
Kayalık yamaçlardan
Sevdalar derdim
Tarifeli seferlerine inat yaşamın
Sulu sepken
Geçip giden zamana
İnadına boşverdim.
İnadına yaşadım
Yaşamın dayatmalarına
Boyun eğmeden
İnadına açtım yelkenlerimi
Çataltepe''den
Poyraza karşı
Rüzgar fırtına dinlemeden.
Ve inadına güldü gözlerim
Yüreğim kan ağlarken.
Gün
Işıdı birgün
Gecenin
Mavisinden
Yeşile çaldı deniz
Bilseniz
Ne onulmaz sevdaların türküleriydi
O şafak söküşlerimiz
|
|
|
30 Mayıs 2008 Cuma
03:52:21
|
|
|
işte şiir burdayım, söyle derdin ne, yerle gök arasında, ahirle batıl arasında, nerdeyim, söyle ne var bilmediğim, bilipte göremediğim, hangi renk hangi ses ya söz ol kes başım ya bırak gideyim söyle nerdeyim.......
y.
|
|
|
2 Haziran 2008 Pazartesi
17:37:30
|
|
|
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
02:05:13
|
|
|
Zıtlıklar labirenti ördüm kendime
Mutsuzken mutlu, mutluyken mutsuz
Unuttum yine, buranın anahtarı nerde? İçime yolculuk Uzun zaman oldu, kendimi, hayatımı, çevremi düşünüp, düşünsemde yazmayalı..
Neler değişmedi, neler yaşanmadı ki.. aldatmalar, aldatılışlar, yenilikler, yıkımlar, yıkmalar..
Üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü şu hayatta yanlışlarımın götürecek doğru bırakmayışları, yenilişlerim, kaybedişlerim, pes edişlerim. Tüm bunlara rağmen sıkıca sarıldığım umutlarım, direnişlerim, doğrularım.. Bazen büyüdüğümü hissettim çocuk kalmışları gördüğümde, gururlandım.
Bazen ise küçüklüğümü fark ettim deneyim sahiplerini görünce, sustum.
Sustum ve dinledim. Nasihat almaktan nefret eden ama yine de haklı olduklarının bilinciyle dinledim, kafam karıştı, kararlar aldım.. Kendi ayakları üstünde durmanın zorluğunu, cazibesini, avantaj ve dezavantajlarını tüm çıplaklığıyla öğrendim. Kimi zaman korkup geri çekildim, hala çocuktum ya. Kimi zamansa hırs yaptım, başarı adına yeminler ettim, büyümüştüm ya. Dengeyi bulmaya çalışırken dengeyi yitirdim. Genel olarak neşeliydim, geveze, vurdumduymaz. Kimilerine göre aşırı rahattım, sorunsuzdum, kimilerine göre çok şanslı.. Şansım mı yardım etti bilinmez.. Görmeyi bilenler için apaçık ortadaydım aslında. Gülüşümün ardından apansız gelebilecek gözyaşlarım, kırılganlıklarım vardı oysa. Sakinliğimin ardında hırçınlığım, yaramaz çocukluğum ardında olgun büyüklüğüm. Tüm tezatları barındırıyorum kendimde. Hayat da bu değil midir zaten? Çok bunaldığım, bir dost eline ihtiyaç duyduğum anlar oldu, hiç yalnız kalmamama rağmen. Belki de alışamadığımdandı bu yeniliklere bilmiyorum. Bazen de yalnız kalmaya ihtiyacım oldu. Hareketliliğim ardında saklanan dinginliğim kendini hatırlattı. Ve adına şarkılar yazılan aşk denen oyun. Hiç inanmadım varlığına, bir bitiş ardından kanıtlandı da bu inancım. Sadece beraberken sözler verilip, iyi davranılıyormuş. Yazık! Ayrılığı kabul edip çekip gitmek mi daha iyi, sınırları zorlamak mı karar veremedim. Küfürlerim oldu, güzel cümleler de kurdum çoğu zaman. Olumlu tarafları görmek, olumsuzlukları yok etmek için uğraştım. Günahın, yasak olanın cazibesine kapıldım bazen, bazen ise sevabın, serbest olanın huzurunu yaşadım. Dedim ya tüm zıtlıkları barındırdım kendimde.
Bir gün ölüp gittiğimde istiyorum ki, yaşanmışlığın değil yaşamadıklarımın pişmanlığı olsun. İstiyorum ki, üç yanlışlarım doğruyu daha az götürsün. Ve istiyorum ki, kimsenin gücü içimdeki beni öldürmeye yetmesin..
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
20:05:23
|
|
|
Dolunayda,dolunaysız sevda
Bir sonbahar gecesi, Dolunay doğarken gökte Yüreğimde sensizlik Ellerimde boş bir yalnızlık
Dolunayda yaşamıştık Sevgilerin en güzelini Dolunaylı gecelerde Gündoğumunu izlemiştik Akdeniz kıyısında
Zeytin ağaçları Şimdi öksüz kaldı Rüzgar daha bir sert esiyor Dalgalar daha sert vuruyor sahile Dolunayda,dolunaysız yüreğime
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|