Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > slm olsun tüm dostlara

slm olsun tüm dostlara


GönderenMesaj

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:15:08
Kalbinin Gizini Söyle"
"Kalbinin gizini kendine saklama dostum! Gizlice söyle bana, yalnız bana. İnce gülümseyişinle sen, usulca fısıldarsın, kulaklarım değil, kalbim duyar seni. Gece derin, ev sessiz, kuş yuvaları uykuyla kefenli. Kararsız gözyaşların, çekingen gülümseyişin tatlı utancın, acınla kalbinin gizini söyle bana

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:15:37



Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:16:32
BEN KÜSKÜN ÇİÇEK MİMOZA,
Unutup küskünlüğümü, seninle açtığım yapraklarımı,
Yine senle kapanacağımı bilsem sever miydim hiç.
Bir gün bu açılıp kapanan yapraklarımın sebebi sevda sonum olacak.
En son sende açtım, sende kapandım,
Söyle kolay, kolay açar mıyım?

Mimozaları sevme,
Küskün olurlar,
Belki senden öncesi küskünlükleri de vardır,
Yeniden açmaları zaman alır.
Güller, leylaklar, sümbüller kokusunda,
Mimozaların sonunun korkusuyla yaşa sevdalarını,
Hep senden sonrasını düşün.
Şimdi benim kapanmış yapraklarıma bakıp da acıma.
Senle değil, ama zamanla döneceğim kendime

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:17:08

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:20:39
YAŞAM FELSEFEM... varsın marka olmasın ..... ama uzuvlarımı örtsün yeter......giydiğim ucuz abam... giderken götüremeyeceğim değil.......götürebileceğim şeyleri..........kazanmak içindir bütün çabam

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:21:19
Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...

Oysaki her zaman ve günün her saatinde
yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
"Bana alış" demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!

İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.

Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
bir bütün haline geliyoruz durmadan...

Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...
Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...
Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...

Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....
Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...
Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.
Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...
Uzun süren bir baygınlık sonrasının
o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...
Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman
seninle vardığım yüksekliğe erişemez...

Açılmış bütün kuyuların derinliği
içimde seni bulduğum yer kadar derin değil...
Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.
Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.
Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.
Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.
Alev almayan bir yerimiz kalmadı.
Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.
Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık.
Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.
Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.
Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...
Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde
bizden güçlüsü olmayacak!
En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...
Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.
Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...

Sen varsın ya, her şey bambaşka gözlerimde...Gitgide alışıyorum sana....
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...
Yanımda olduğun zamanlar;
sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...
Alışkanlıklar daima korkutur beni...
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...
Fakat şimdi sana alışıyorum...
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
daha değerlisini verememekten korkuyorum...
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...

Oysaki her zaman ve günün her saatinde
yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan
pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...
"Bana alış" demeyeceğim... Nasıl olsa alışacaksın bir gün...
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!

İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle
mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...
Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.
Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.
Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.
Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu
kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.

Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim
senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...
Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.
Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa
seni görecekler içimde...
Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?
Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.
İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.
Her yerde iki olduğumuz için
bir bütün haline geliyoruz durmadan...

Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...
Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...
Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...
Kokunun tenime si

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:40:58
MİMOZA AĞACIM
Sokağımın başında duran
Mimoza ağacımsın.
Duruşun saklıdır gölgesinde
Varlığın gizlidir sarı çiçeklerinde
Ve ben;
Baktıkça umutlanırım o ağaca
Yapraklarını sallayan rüzgâr,
Kokunu alıp getirir
Sırça sarayımın balkonuna

Salkımsaçak çiçeklerle kök saldın
Bilmeden görünmeyen gizli yanıma
Göz kırpması kadar kısa an gibisin
Ansızın gelip geçen bakışlarımdan.
Düşerse dalından bir yaprak,
Savrulur gidersen yellerle uçarak
Bil ki can kopar canımdan- canım.
Takılır giderim ardından.

Sen benim göremediğim düşlerimsin
Geç kalan ben miyim sevgilere
Gelmeyen, geciken sen miydin sevginle..
Oysa...
Henüz vakit erken ,hazır gelmişken
Kal biraz anlat ...Anlat
Sonbaharlara inat...
Mimozalar açılsın düş bahçelerimde

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:41:37

Sevmenin mavisinde
Kaçmanın çocuksu neşesindesin
Bensizlikte kaybolup
Sebebsiz savaş çıkartırsın

Demedi deme
Sonra çok üzülürsün
Çıkarttırma bana savaş baltamı

Gayen topraklarını istila ettirmek
Belki de kalbini bana hapsettirmek
İstediğin galiba bana yenilmek
Demedi deme
Bendeki idare böyle

Sözler,mısralar ve dünya bir tarafa
Sen buğulu YEŞİL gözlerinle
Sarı saçlarınla
Solmayacak
Sarı MİMOZAmsın...

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:43:05

dalgasın;
gün ışığı ile,
çarşaf çarşaf yayılan
gün batımı ile,
kumları yıkayıp, kayaları döven,
yalayıp yutan,
sessizce akan, durulan,
iz bırakmadan hoşçakal edasıyla,
gecenin gizinde suspus,
derinden giden, tarumar eyleyen,
dalgasın;
dalgakıran, dalgavuran, dalgasavuran,
dalga dalga hasretin,
özlemin kıvılcım kıvılcım çakan,
kavuran,
öbek öbek, köpük köpük akan
dalgasın;
sessiz, derinden yüzmetrede
tepecik yaratan,
her saniyesinde farklı boğuşan,
koşan, coşan, çılgınlaşan.
sabırsız kaldığında yorulan,
lal olan.

Dalgasın!
Dalgacı değilsin sevdam,
inancım ondan.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
15 Mayıs 2008 Perşembe 19:01:35



 

Hoşgeldin masumiyet.



Biliyorum kapıdasın, uzun yoldan geldin;

biraz yorgun, biraz aç,

kapıyı çalmak üzeresin.



En son geçen yüzyıl,

bir Eylül sabahı görmüştüm seni;

çok özlemişim, nerelerdeydin?



Sen gitmeden önce de azdı kazancımız

ama daha mutluydu yuvamız.



Sayısallaşmamıştı henüz sevdamız, umutlarımız;

doğum – dersane - ölüm diye üçe bölünmemişti hayatımız.



Daha basitti sözlerimiz, küçüktü hesaplarımız;

kurşun kalemle çizgili sayfalara yazılırdı borçlarımız.



Eski, siyah beyaz bir Türk filmi;



sıradan, kıt kanaat geçinen

ama birbirlerine son derece düşkün aileleri,

delikanlı taksi şoförleri,

bomboş Boğaz sırtları,

kabarık saçlı mahcup kızları,

kötü ama yeri geldiğinde son derece vicdanlı adamları,

çekimden sonra evlerine belki de hep aynı koltukta

otobüsle dönen “zengin” anaları,



hep masumiyet, hep masumiyet...



Film bittiğinde

ve sen karelerini, beyaz perdeni toplayıp gittiğinde,

bizler derin uykudaydık.



Gözlerimizi açtığımızda, filmin ikinci yarısında değil,

bambaşka bir filmin tam ortasında,

on sekiz yaşından küçüklerin girebildiği

ancak masumiyetin alınmadığı,

kara camlı bir salondaydık.



Ayrı ayrı oturtulmuştuk.

Bizim mahalleden olmayanlarla,

 rengarenk başka senaryoları, başka hayatları,

 başka aşkları, başka kahkahaları izliyorduk.





Hoşgeldin masumiyet;



nicedir özlemişim seni.



İyi ki geldin.





İyi ki kapının önünde,

biraz yorgun, biraz aç,

yanında bembeyaz perden,

kapıyı çalmak üzeresin;

 



iyi ki dışarıda duyduğum tıkırtı sensin...

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
17 Mayıs 2008 Cumartesi 23:28:12

 

Gerçek bir dost... (uzun deyip geçmeyin.)

Umarım herkesin böyle gerçek dostları vardır veya
en kısa zamanda olur...


Gerçek bir dost` unuz var mı?

"Bir dost, bir post yeter bana..."
Ne de güzel bir söz bu ya...


Dünya malı, dünyada kalıyor.
Her şey fani!
Yani...
Hani, diyorum da, insanin gerçekten mükemmel bir dostu
olsa...


"O nu", şöyle, içine sindire-sindire, öpe koklaya,
kocaman bir sarılsa...
Uff!..
Ne iyi olur değil mi?


Dostunuz!
"Can" dostunuz var mı?
Kadın ya da erkek... Hiç farketmez.
Gerçek dostun cinsiyeti olmaz.
Paylaştığınız birileri var mi?
Var ise mesele yok.
Yok ise, gidin bulun hemen!


Sırlarınızı paylaştığınız.
Özlediğinizi çık yüreklilikle söylediğiniz.


Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri...

"O" nu görmediğinizde yüreğinizin "pıt-pıt" attığını
hissettiğiniz, bir dostunuz var mı?
Dert ortağı, sohbetlerinizi paylaştığınız, yalnızlığınızı
anlattığınız, sevincinizi hisseden biri...


Yalnız kaldığınızı düşündüğünüzde, birilerine
öfkelendiğinizde, sevdiklerinizi özlediğinizde, hayal
kurduğunuzda yanınızda o var mı?
Sizi hiç yalnız bırakmayan biri...
Arayan, soran,"Seni özlüyorum" diyen biri.


Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz.

Yanıltmaz!

Anlayışla karsılar her şeyi...
Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz
onunla...
Hiç yalnız kalmazsınız...


Böyle bir dost bulmak için fazla bir arayış içinde
olmanıza gerek yoktur.
O kendiliğinden çıka gelir zaten.
(Elektrik olayı yani...)



Bir gün bir bakarsınız karşınızda...

Önce "Hadi lan! Kim bu" denir. Ardından,
ısınmaya başlarsınız.
Sonrasında bir bakmışsınız sıcacık sohbetler, derin
konular, sırlar, paylaşımlar...
Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza
anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi,sadece
ona anlatır olursunuz.


Bir dost bulun!

Ama gerçek olsun.

Aradığında iİşinizi değil, aşınızı soran...

Kötü gününüzde ev sahibi, iyi ününüzde kiracınız olsun.
Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın.



Güvensin!

Cinsiyeti olmasın!
Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir
ceylan kadar narin olsun.
Doğruları söylesin.


Gerçekci olsun.

Yanıltmasın, kandırmasın!
İçten, sevecen, sempatik, sevdaları, özlemleri
anlayabilen biri olsun.


Anlasın!

Ağzıyla değil, gözleriyle konuşsun.

Yaşasın!

Doya-doya yaşasın doya-doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden versin.


"Olsun varsın! Paylaşırım." desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...
Dost olsun!


AMA... GERÇEK BİR DOST

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
19 Mayıs 2008 Pazartesi 18:44:32

Olsun varsın! Paylaşırım." desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...
Dost olsun!

AMA... GERÇEK BİR DOST


 evet sözde benlik paylaşan kalbini paylaşan  larla doluyuz toplum olarak .nafile dost gibi dostmu. abla ben dostum diyene gülerek bakmaya başladım.saatlerce yoklugunda aglayan feryadlar figanlar dünyaları yıkanlarda dostu .sözde  dost.

özür dilerim abloş şimdi dostunum diyene soruyorum dotumun alıp gidecegi bişey kalmadı ilerdeki duraga adımlamasını rica ediyorum

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
20 Mayıs 2008 Salı 17:36:08
Yokluğunda acı çektim gecelerce nöbet tuttum boş sokaklarda bir sokak lambası altında bir kurşun gibi daldim karanlığa. Sen yoktun yanımda gözyaşlarım aktı sen yoktun yanımda ızdırab çektim yalnızlıklarda bir müzik duydum gecenin karanlığından meğer taksicinin biri radyoyu açık unutmuş . Sitem ettim hayatıma Gözlerim şafakları aradı ama bir tek ışık doğmadı içimde. Rüzgar esti umutsuz hayallerde acı hatıralar çarptı yüzüme . Nasıl unuturm dedim geceyi gün eden gülüşünü nasıl unuturum dedim şimşekler çaktıran bakışını . Sevdanla tutuşurken terkedilenler diyarında ağladım geceler ağladı ardımdan

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
20 Mayıs 2008 Salı 23:56:49

 

Bak bir ortak inancımız varmış meğer sevgili Yiğit..

ben inanırım ki dost bir Anka Kuşudur... Ancak hayaledilebilen..

güzel bir hayal ama dimi...

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
21 Mayıs 2008 Çarşamba 15:01:53

hayal edelebilen şuan için.

zaman ne gösterir onu 

bilemem abloş

tşkler abloş

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
29 Mayıs 2008 Perşembe 19:44:58
İNADINA YAŞAMAK...
Gün oldu
Anılara yaktım türkülerimi.
Gün oldu
Umudu sardım
Özlemlerin üstüne.
Ayışığını takarken
Gitarıma tel diye
Yakamozlar tüttürdüm
Gecenin mavisinden
Gökyüzüne.

Yüreğimde boy verirken
Yediveren gülleri
Kimi zaman
Maviye boyadım geceleri.
Sevdamın rengi mavi
Masmavi tükettim
Yalnızlık türkülerini.

Ay ışığına tırmanırken gölgeler
Direndim
Kayalık yamaçlardan
Sevdalar derdim
Tarifeli seferlerine inat yaşamın
Sulu sepken
Geçip giden zamana
İnadına boşverdim.

İnadına yaşadım
Yaşamın dayatmalarına
Boyun eğmeden
İnadına açtım yelkenlerimi
Çataltepe''den
Poyraza karşı
Rüzgar fırtına dinlemeden.
Ve inadına güldü gözlerim
Yüreğim kan ağlarken.

Gün
Işıdı birgün
Gecenin
Mavisinden
Yeşile çaldı deniz
Bilseniz
Ne onulmaz sevdaların türküleriydi
O şafak söküşlerimiz

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
30 Mayıs 2008 Cuma 03:52:21

 

işte şiir burdayım, 
söyle derdin ne,
yerle gök arasında,
ahirle batıl arasında,
nerdeyim,
söyle ne var bilmediğim,
bilipte göremediğim,
hangi renk hangi ses
ya söz ol kes başım 
ya bırak gideyim
söyle nerdeyim.......

y.

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
2 Haziran 2008 Pazartesi 17:37:30

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
3 Haziran 2008 Salı 02:05:13

 

Zıtlıklar labirenti ördüm kendime

Mutsuzken mutlu, mutluyken mutsuz

Unuttum yine, buranın anahtarı nerde?
 
İçime yolculuk
 
Uzun zaman oldu, kendimi, hayatımı, çevremi düşünüp, düşünsemde yazmayalı..

Neler değişmedi, neler yaşanmadı ki.. aldatmalar, aldatılışlar, yenilikler, yıkımlar, yıkmalar..

Üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü şu hayatta yanlışlarımın götürecek doğru bırakmayışları, yenilişlerim, kaybedişlerim, pes edişlerim. Tüm bunlara rağmen sıkıca sarıldığım umutlarım, direnişlerim, doğrularım..
 
Bazen büyüdüğümü hissettim çocuk kalmışları gördüğümde, gururlandım.

Bazen ise küçüklüğümü fark ettim deneyim sahiplerini görünce, sustum.

Sustum ve dinledim. Nasihat almaktan nefret eden ama yine de haklı olduklarının bilinciyle dinledim, kafam karıştı, kararlar aldım..
 
Kendi ayakları üstünde durmanın zorluğunu, cazibesini, avantaj ve dezavantajlarını tüm çıplaklığıyla öğrendim. Kimi zaman korkup geri çekildim, hala çocuktum ya. Kimi zamansa hırs yaptım, başarı adına yeminler ettim, büyümüştüm ya. Dengeyi bulmaya çalışırken dengeyi yitirdim.
 
Genel olarak neşeliydim, geveze, vurdumduymaz. Kimilerine göre aşırı rahattım, sorunsuzdum, kimilerine göre çok şanslı.. Şansım mı yardım etti bilinmez.. Görmeyi bilenler için apaçık ortadaydım aslında. Gülüşümün ardından apansız gelebilecek gözyaşlarım, kırılganlıklarım vardı oysa. Sakinliğimin ardında hırçınlığım, yaramaz çocukluğum ardında olgun büyüklüğüm. Tüm tezatları barındırıyorum kendimde. Hayat da bu değil midir zaten?
 
Çok bunaldığım, bir dost eline ihtiyaç duyduğum anlar oldu, hiç yalnız kalmamama rağmen. Belki de alışamadığımdandı bu yeniliklere bilmiyorum. Bazen de yalnız kalmaya ihtiyacım oldu. Hareketliliğim ardında saklanan dinginliğim kendini hatırlattı.
 
Ve adına şarkılar yazılan aşk denen oyun. Hiç inanmadım varlığına, bir bitiş ardından kanıtlandı da bu inancım. Sadece beraberken sözler verilip, iyi davranılıyormuş. Yazık!
 
Ayrılığı kabul edip çekip gitmek mi daha iyi, sınırları zorlamak mı karar veremedim.
 
Küfürlerim oldu, güzel cümleler de kurdum çoğu zaman. Olumlu tarafları görmek, olumsuzlukları yok etmek için uğraştım. Günahın, yasak olanın cazibesine kapıldım bazen, bazen ise sevabın, serbest olanın huzurunu yaşadım.
 
Dedim ya tüm zıtlıkları barındırdım kendimde.

Bir gün ölüp gittiğimde istiyorum ki, yaşanmışlığın değil yaşamadıklarımın pişmanlığı olsun. İstiyorum ki, üç yanlışlarım doğruyu daha az götürsün. Ve istiyorum ki, kimsenin gücü içimdeki beni öldürmeye yetmesin..

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
3 Haziran 2008 Salı 20:05:23
Dolunayda,dolunaysız sevda

Bir sonbahar gecesi,
Dolunay doğarken gökte
Yüreğimde sensizlik
Ellerimde boş bir yalnızlık

Dolunayda yaşamıştık
Sevgilerin en güzelini
Dolunaylı gecelerde
Gündoğumunu izlemiştik
Akdeniz kıyısında

Zeytin ağaçları
Şimdi öksüz kaldı
Rüzgar daha bir sert esiyor
Dalgalar daha sert vuruyor sahile
Dolunayda,dolunaysız yüreğime

Sayfa:1 - 2İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa