Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > yeşilgözlüm ve dostluk

yeşilgözlüm ve dostluk


GönderenMesaj

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
30 Nisan 2008 Çarşamba 18:41:29

Yeşil gözlüm

Unuttun mu diye sorma
Unutamam ceren gözlüm
Sitem edip gönül kırma
Dayanamam yeşil gözlüm

Sen ufkuma doğan güneş
Sen gönlüme düşen ateş
Burcum bile burcuna eş
Ayrılamam yeşil gözlüm

Bahtımdaki uğurumsun
Gönlümdeki gururumsun
Yarınımsın umudumsun
Unutamam yeşil gözlüm

Seni yazdım hayatıma
Gönlümün her sayfasına
İnan senden başkasına
Sarılamam yeşil gözlüm

Sen gözümde tüten duman
Sen vardığım en son liman
Sen tanrı`mdan bir armağan
Unutamam yeşil gözlüm

Islanırsa eğer gözün
Yüreğime çöker hüzün
Ne olursun gülsün yüzün
Dayanamam yeşil gözlüm

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
30 Nisan 2008 Çarşamba 18:41:51
Dostluk nedir?
Herhalde bir gösteris, birine, ayni cinse, kadinsan erkege, erkeksen kadina karsi kendini begendirme çabasi, bir moda, bir gelgeç ruh hali degil... Sempati.. Ilgi.. Baglilik.. Yüceltme.. Taçlandirma... Sorumluluk duyma.. Yürekten algilama. Bakislarla anlasma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz iliski..
Kayip olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu. Bunlarin hepsi biraraya gelip, zaman içinde gidim gidim birikerek dostlugun çimentosunu olusturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV`lerde seyrediyoruz. Sagda, solda konusmalarda adi geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müzigi dostu. Çocuklarin dostu.. Halkin dostu.. Dostluklar nasil olusuyor Unuttuk.. Bu hizli kent hayati dostluk duygusunu, aklimizdan aldi.. Yüregimizden çaldi.
Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kildirmak üzere ezan okunsun diye bekliyormus. Bir adam gelmis. "Hocam" demis! "Esegimi yitirdim..." Hoca da adama; "Su namazi kildiralim, senin esegin çaresine bakariz" demis. Hoca namazi kildirmis, vaazini vermis ve cemaate dönmüs: "Içinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konusmamis, dostuyla sekiz saatlik yürüyüse çikip hiç konusmadigi halde sikilmadan yürüyüsünü tamamlamamis ve komsunun kizina kem gözle bakti diye dost bildigi arkadasini arkadasliktan silmis biri var mi?" diye sormus. Arka siralarda saf tutmus, sümsük tipli biri parmagini kaldirip,"Ben varim Hocam." demis. Hoca esegini yitiren adama dönmüs, "Al bu adami git, bundan büyük esek olur mu? Yitirdigin esegin yerine kullanirsin" demis.
Dostun yoksa... Esekten farkin ne? Olumsuz düsünür Sokrates`e ögrencileri sormus: Dostluk nedir? Sokrates de onlara su yaniti vermis; "Çocuklugumdan beri arzuladigim bir sey vardir. Kimi insan atlari olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altini, kimisi de sani, serefi; bense bir dostum olsun isterim..."
Insan biriktiren yaratik... San, söhret biriktiriyor... Süper zenginse bogazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor. Bazilari da Kuledibi`nde Çukurcuma`ya, Üsküdar`da Eskiciler Çarsisi`na, Unkapani`nda Horhor`a gidip; antika lambalar, cam siseler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde kaç kisi deniyor? Evet, kabul ediyorum , insan birçok kisiyle beraber mükemmel dost olamaz, tipki ayni zamanda birçok kisiye asik olamayacagi gibi... Fakat cinnete düstük. Dost biriktirmeyi unuttuk. Iyi halt ettik.

SEVGILI DOSTLARIM:

NAZIK OLMAK IÇIN, BIR GÜLÜMSEME BEKLEMEYIN.

SEVMEK IÇIN SEVILMEYI BEKLEMEYIN.

BIR ARKADASIN DEGERINI ANLAMAK IÇIN,
YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYIN.

ÇALISMAYA BASLAMAK IÇIN,
EN IYI ISI BEKLEMEYIN.

ÖGÜTLERI HATIRLAMAK IÇIN,
DÜSMEYI BEKLEMEYIN.

DUA`YA INANMAK IÇIN,
ACILARI BEKLEMEYIN.

YARDIM EDEBILMEK IÇIN,
ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYIN.

ÖZÜR DILEMEK IÇIN,
DIGERININ ACI ÇEKMESINI BEKLEMEYIN.

NE DE BARISMAK IÇIN, AYRILIGI BEKLEMEYIN,

ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR BILMIYORSUNUZ

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
30 Nisan 2008 Çarşamba 18:42:06

DOSTLUK VE KİBARLIK......Rüzgâr bir gün Güneş’e, kendisinin ondan daha güçlü olduğunu ileri sürdü ve bu savını kolaylıkla kanıtlayabileceğini söyledi. “Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun?” dedi.”Kuvvetlice estiğimde onun sırtındaki paltoyu, senden daha çabuk söküp, alabilirim.”Güneş, rüzgârın bu sözlerini duyunca onunla yarışa girmeyi kabul etti ve bir bulutun arkasına çekilerek, rüzgârın yapacaklarını seyretmeye hazırlandı. Meydanın kendisine kaldığını gören rüzgâr, bir fırtına gücüyle esmeye başladı. Fakat şiddetini arttırdıkça, yaşlı adam da paltosuna o kadar daha sıkı sarıldı. Rüzgâr, bu işi başaramayacağını anlayınca yarışı bırakmak zorunda kaldı.Onun tüm yaptıklarını bulutun arkasından izleyen Güneş, rüzgârın yarıştan vazgeçmesi üzerine bulutun arkasından sıyrıldı ve büyük bir sevecenlikle yaşlı adama bakarak, ona tüm içtenliğiyle
sımsıcak bir biçimde gülümsemeye başladı.

Güneş’in sıcaklığını giderek arttırması karşısında yaşlı adamın yüzünde bir rahatlama ifadesi belirdi. Sırtından paltosunu çıkardı ve arkasındaki tümseğe yaslanarak, Güneş’in karşısında keyifle uzandı. Güneş, daha güçlü olduğunun bu kanıtı karşısında rüzgâra bir de şu öğütte bulundu :
“Dostluk ve kibarlık, her yerde ve her zaman kabalık ve zorbalıktan daha güçlüdür.”

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
30 Nisan 2008 Çarşamba 23:09:50

 

30`unu geçtikten sonra en zor iş yeni dostlar edinmek galiba..
 
 
 DOSTLUK



Yaşayan kaç dostunuz kaldı?


"30`unu geçtikten
 sonra en zor iş yeni dostlar edinmek galiba"


diyor Aleksandr.  Bir kornişon atıyor ağzına, bir kadeh votkayla

boğazını ıslatıyor, devam ediyor "Ama ondan daha zoru, sahip olduğun

dostlukları muhafaza
 etmek."


Ruslar votka adabına değer verir.  Bizdeki gibi votkayı kola veya limon

suyu ile içenleri bu `şerefli içki`ye ağır hakaret etmiş sayar.  Votkaya

buz istemekse `ihanet`le özdeştir.  Erbabına sorarsanız, votka oda ısısında

muhafaza edilir, buzlukta bekletilen küçük kadehlerde sek içilir.

Aleksandr diyor ki: "Votka özel bir içkidir.  Şarap veya konyağın

aksine, `ağızda` değil `boğazda`
 hissedilerek içilir.  Yani votka, dostluk
 gibidir."



Ağzı, boğazı anlıyorum da, sonrasına aklım yatmıyor.  Gerçekten de

konyağın, şarabın hoş tadını, kokusunu, rayihasını ağızda
 duymak,


damakta çalkalayıp içmek iyidir.

Votkanınsa tadı parlak değildir, dilinizde damağınızda

hissederseniz sevemezsiniz, ideal olan, kadehi fondipleyip boğazınıza

devirmektir.  Önce boğazdan aşağı inen, sonra ağızdan dışarı çıkan

yangını hissetmektir işin sırrı.


Dostluk ile votkanın ilişkisini soruyorum Aleksandr`a.  Bir
 matematik


formülünü açıklarcasına anlatıyor: "Tanımadığımız insanlara şarap

gibi davranırız, önce bir yoklar sonra yavaşça içimize kabul

ederiz.  Oysa dostları biliriz, acı da söyleseler dert
 etmeyiz,


doğrudan içimize kapı açarız.  Votkayı böyle içeriz işte".


"Her Türk şair ise, her Rus da biraz filozoftur" diyor

Aleksandr`ın sözlerini düşünüyorum.

Dostlukları, 30`undan sonra kaybedilen dostları,

önce seyrekleşen sonra biten yazışmaları, unutulan doğum

günlerini, yenilenen telefon defterlerine artık alınmayan `eski

dostları`...


Ağzımda buruk bir votka tadıyla...  Yeni dostluk teşebbüslerinde hep

eksik kalan bir şeyler olduğunu, yıllar ötesine uzanan ortak öyküler

olmadıkça elde hep `prefabrik` dostluklar kaldığını düşünüyorum.  Ben

derin sularda dolaşırken, `arkadaşım` Aleksandr kadehleri doldurmakla

meşgul.  Limiti aşmışım zaten.  "İçmesen de dolu kadehi
 kaldırmalısın"


diyor, "Bizde dostuyla kadeh tokuşturmadan içene alkolik derler!"



"Peki" diyorum "O halde bizim rakı ne olacak? "

Yüzünü buruşturuyor, `şeytan görsün` der gibi elinin tersiyle

havaya bir fiske savuruyor.  Sebebini biliyorum.  Tüm Rusların en

keyifsiz çocukluk anısı, zorla içirilen anasonlu bir öksürük şurubudur.

Rakı işte o `melun` şurubu hatırlatır.  O yüzden rakı ile Ruslar

arasında `dostluk` olacak iş değil.  "Bizden votkayı alalım, sizden de

Türk kahvesini.  Dost kalalım. Ama rakıyı unutalım!" diyor.



Kaç zamandır rakı içmediğimi düşünüyorum.  Ve kaç zamandır kaç eski

dostun sesini duymadığımı?...  "Çok zaman, hatırlayamadığım kadar çok

uzun zaman.



Ve hatırlayabildiğim kadar az insan..."

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
30 Nisan 2008 Çarşamba 23:25:12

Teşekkürler yasmin bu güzel paylaşım için.Gerçekten bizim içki içme adabımız çok farklı.Bol meze olacak,balık olcak,buz olacak velhasıl dörtdörtlük bir sofra olacak.Gerçi bizim rakıda başka türlü içilmizya Bak benimde rakı içesim geldi ama ben içkiyi bırakmaya söz verdim kendime

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
30 Nisan 2008 Çarşamba 23:33:08

En doğru kararı almışsınız .. umarım uygulayabilirsiniz..

Tadlarını biliyor olmak yeterli bence..

bende yavaş yavaş sigarayı bırakma fikrine alıştırıyorum kendime,

henüz söz verme aşamasına gelemedim ama o da olucak inşallah

 

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
1 Mayıs 2008 Perşembe 00:10:29
En zararlı alışkanlık sigara.Keşke önce onu bırabilsem.Benimde güvenim yok o konuda Karar verince bana da haber verin.Belki manevi destek alırım sizden

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
1 Mayıs 2008 Perşembe 00:27:25

 

Peki söz, kesinlikle haber vericem...

o günlerde genellikle mutsuz şiirler ekleriz herhalde,

böylelikle de yanlış anlaşılmamış oluruz..

 

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
1 Mayıs 2008 Perşembe 00:34:24
Tamam anlaştık Yasmin

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
1 Mayıs 2008 Perşembe 00:38:17

 



 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
5 Mayıs 2008 Pazartesi 14:54:57
YAŞADIKÇA

Denizlerin zamanıdır
Bazı zamanlar olur ki, “takke düşer kel görünür”. 1 Mayıs’ta yaşananlar tam da bunu yapmıştır. Bizlerin bilip söylediği ama halkımızın önemli bir kısmının göremediği bir gerçek ortaya çıkmıştır. Bu gerçek, hükümetin ve onun destekçisi emperyalist güçlerin hiçbir şekilde demokrat olmadıkları gerçeğidir.
Kendisinin de işçi kökenli olduğunu dile getiren AKP’nin Başbakan’ı, İstanbul’da gerçekleşen vahşice saldırıyı savunmaya devam edebilmektedir. Başbakan, “Devlet üzerine düşeni yaptı!” diyor. Yani devletin, artık halkın devleti olmaktan çıktığını itiraf etmiş oluyor. Bu durumda halkımız da üzerine düşeni yapacak ve devleti kendi devleti yapacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır! Aslında bu sözden anlaşılıyor ki, hükümettekiler artık hayalle gerçeği birbirinden ayıramaz olmuşlardır. Hâlâ halkı uyutacaklarını sanmakta ve çok büyük bir yanılgının içine düşmektedirler. Artık kapatılma davası nedeniyle oynamaya hazırlandıkları “mağdur” rolü de onları kurtaramayacaktır. Çünkü gerçek yüzleri çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Dava sonunda ister kapatılsın, ister kapatılmasın, asıl halkın onları kapatacağı kesinleşmiştir. Bundan böyle hiçbir güç bu gerçeği değiştiremez.
Diğer yandan AB parlamentosu adına konuşan ve AKP’nin kapatılma davasına karşı çıkmak adına AKP’yi “demokrat İslamcılar” olarak niteleyen şahısların da ne kadar ikiyüzlü oldukları, bir kez daha ortaya dökülmüştür. Çünkü 1 Mayıs’ta yaşananlara karşın hâlâ AKP’yi demokrat olarak gösterebilmektedirler.
Bizlerin yıllardır AB’nin bir emperyalist oluşum olduğunu söylememize karşın, sürekli AB savunuculuğu yapan birtakım çanak yalayıcı “yazar kasalar” da, bundan böyle AB misyonerliğini çok rahat yapamayacaklardır. Bundan böyle AB’nin ikiyüzlü ve emperyalist yüzü halkımız tarafından daha net görünecektir. Çünkü bu sahtekârlar artık kaybeden ata oynamaktadırlar.
Her karanlığın bir sonu vardır. Bu karanlık dönemler de artık bitmektedir. Yurtsever aydınlar, bilim insanları, emekçiler; artık daha diri, daha kararlı bir şekilde yeni bir mücadelenin eşiğindedirler. Şimdi Denizlerin zamanıdır!
Yurdumuzun toprakları satılmaktadır.
Limanlar, madenler, dağlar taşlar satılmaktadır.
Enerji tesisleri, haberleşme sistemleri satılmıştır.
Ülkemiz adeta Ankara’dan değil, Brüksel’den ve Washington’dan yönetilmektedir.
Şimdi Deniz olunmaz da ne olunur?..
Emekçilerin hakları bir bir ellerinden alınırken, mezarda emeklilik dayatılmışken, birtakım yurttaşlar kundaktaki çocuğunu bile sigortalayarak durumu hafifletmeye çalışırken, Deniz olunmaz mı?
Savaşta bile kullanılması yasak olan gaz bombalarını bu ülkenin emekçilerinin üzerine; hatta hastanenin içine bile attıranların yönetici olduğu bir ülkede, Denizler biter mi?
Yediği darbelerle yerde yatan genç kadının yüzüne tekme atan ve maaşını, o tekmeyi attığı kişinin verdiği vergilerden alan sözde kamu görevlilerinin olduğu yerde Deniz olunmaz mı?
Kapkaçın, uyuşturucunun, fuhşun, mafyanın kol gezdiği bir şehirde başarısızlıklarını örtmek için emekçilerin üzerine polisleri salan valilerin ve emniyet müdürlerinin olduğu bir yerde, hâlâ sessiz kalınır mı?
Yarın Denizlerin katledilişinin yıl dönümü. Denizler ki, emperyalizme ve mandacılığa karşı tepeden tırnağa birer yurt sevgisidirler. Onlar ki, sömürüye ve zulme karşı direncin ve inancın sembolüdürler. Ve sömürünün olduğu, bağımsızlığın tehlikeye girdiği zamanlarda bu yurdun gençliğinde tekrar vücut bulacaktırlar.
Bu kez; daha bilinçli ve daha deneyimli, her yaştan Denizler gelecektir

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
5 Mayıs 2008 Pazartesi 15:01:04

Ucu yanmış bir mektup misali
Yandı sol tarafımdaki cevahir
Ve yüreğim yüreğine dedi ki
Sevda bulutlara karıştı sevgili...

Geleceksen gel gözümden damlayana
Yüreğim ılgıt ılgıt yanıyor buralarda
Aşkın rengi gözlerine yakıştı
Biraz ela biraz alaca...

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
6 Mayıs 2008 Salı 02:39:04

 

Gör, nasıl yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parcası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

 Ahmet Arif


 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
13 Mayıs 2008 Salı 04:54:44

sen yoksun

Sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım.

Ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
İstanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgâr karşı sahilden.

Fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular.

Deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
İstanbul minareler kaybolmuş
SEN YOKSUN.

atilla ilhan

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
13 Mayıs 2008 Salı 12:34:31

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta icime oturttum seni
Aldim, oksadim saclarini, optum
Ictim yudum yudum guzelligini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi ozlemlerin en korkuncu
Cildirirdim sen ne kadar uzaksan,
Ask degil, hic doymayan bir seydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim dogrusu
Sevdikce tamamlandim, butunlendim
Biri vardi aglayan gecelerce
Biri vardi sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en buyuk
En solmayan guller acti icimde
Omrumu degerli kilan bir seydin
Sen benim bozbulanik gencligimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, oyle ya
Bir cizgiye vardim seninle beraber
Ve bir gun orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
13 Mayıs 2008 Salı 18:23:22



Sevmek gibi geliyordu her şey,
sevmek gibi gidiyordu kadın
adının anlattığı, canın tenini yakmasıydı
bir bulut evet ama aslolan
bulutun suyu yağmasıydı...

"Bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
ve boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu...

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
13 Mayıs 2008 Salı 18:23:55

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
13 Mayıs 2008 Salı 19:08:21
GELDİN YA!
ŞİMDİ HERŞEY GÜZEL SENİNLE.
YÜRÜMENİN,KONUŞMANIN,
NEFES ALMANIN BİR BAŞKA ANLAMI VAR ARTIK.
SEN VARSIN YA,HER ŞEY BAMBAŞKA GÖZLERİMDE

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
17 Mayıs 2008 Cumartesi 04:10:59

 

İçinden Doğru Sevdim Seni

İçinden doğru sevdim seni  
Bakışlarından doğru sevdim de  
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan  
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de  
Beni sevdiğin gibi sevdim seni  
Kar bırakılmış karanlığından.  
 
Yerleştir bu sevdayı her yerine  
Yüzünde ter olan su damlacıklarının  
Kaynağına yerleştir  
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına  
Gül taşıyan cocuğuna yerleştir  
Ve omuzlarına daracık omuzlarına  
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın  
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten  
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir  
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde  
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe  
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran  
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne
Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun  
Kar taneleri gibi uçuşan  
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine  
Yerleştir bu sevdayı her yerine.  
 
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere  
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden  
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen  
Sevdayı  
Ve köpüklendir  
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın  
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten  
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu  
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi  
Biraz da herkes içindir.
Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli  
Var eden kendini birincisinden  
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.  
 
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen  
Tanımadığın bir ülke gibi  
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi  
Tam kendisi gibi mutluluğun  
Beni bekliyorsun  
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.

 
 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
20 Mayıs 2008 Salı 17:29:51

ben düşler tramvayına binerken şehrin
pırıl pırıl bir ay doğmuş olurdu dünyaya
hanem aydınlanır annem uyanırdı
babamın serçelenmiş ayakları saçılırdı
ufak tefek sokaklara
ben sokaklara borçluydum çocukluğumu
bolluk günleri miydi babamın elinde ay ışığı
bir de dolu file, dönerdi eve,
benim yakınımdaydı
ekmek parası, gökyüzünün teri, salıncaklar,
ben çekidüzen verirdim eski dünyaya
biraz umutsuz, az ironik, bir parça kırılgan
yağmuru bol kış akşamlarında
dip odalarda kısa pantolonlu aşık
bağbozumuydum ben duygularım karmakarışık

ben aşkla ödeşir düet sona ererdi
zambak gibi sözcüklerden oluşan
nasılsa yağmur yağardı tenha vakitlere
seke seke yürüyüşünden tanırdım
yağmuru, seni, baş dönmesi serüveni

yağmurun iplerinde törendi beyaz gemi

Sayfa:1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa