|
| Gönderen | Mesaj |
|
30 Nisan 2008 Çarşamba
18:41:29
|
|
|
Yeşil gözlüm
Unuttun mu diye sorma Unutamam ceren gözlüm Sitem edip gönül kırma Dayanamam yeşil gözlüm
Sen ufkuma doğan güneş Sen gönlüme düşen ateş Burcum bile burcuna eş Ayrılamam yeşil gözlüm
Bahtımdaki uğurumsun Gönlümdeki gururumsun Yarınımsın umudumsun Unutamam yeşil gözlüm
Seni yazdım hayatıma Gönlümün her sayfasına İnan senden başkasına Sarılamam yeşil gözlüm
Sen gözümde tüten duman Sen vardığım en son liman Sen tanrı`mdan bir armağan Unutamam yeşil gözlüm
Islanırsa eğer gözün Yüreğime çöker hüzün Ne olursun gülsün yüzün Dayanamam yeşil gözlüm
|
|
|
30 Nisan 2008 Çarşamba
18:41:51
|
|
|
Dostluk nedir? Herhalde bir gösteris, birine, ayni cinse, kadinsan erkege, erkeksen kadina karsi kendini begendirme çabasi, bir moda, bir gelgeç ruh hali degil... Sempati.. Ilgi.. Baglilik.. Yüceltme.. Taçlandirma... Sorumluluk duyma.. Yürekten algilama. Bakislarla anlasma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz iliski.. Kayip olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu. Bunlarin hepsi biraraya gelip, zaman içinde gidim gidim birikerek dostlugun çimentosunu olusturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV`lerde seyrediyoruz. Sagda, solda konusmalarda adi geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müzigi dostu. Çocuklarin dostu.. Halkin dostu.. Dostluklar nasil olusuyor Unuttuk.. Bu hizli kent hayati dostluk duygusunu, aklimizdan aldi.. Yüregimizden çaldi. Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kildirmak üzere ezan okunsun diye bekliyormus. Bir adam gelmis. "Hocam" demis! "Esegimi yitirdim..." Hoca da adama; "Su namazi kildiralim, senin esegin çaresine bakariz" demis. Hoca namazi kildirmis, vaazini vermis ve cemaate dönmüs: "Içinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konusmamis, dostuyla sekiz saatlik yürüyüse çikip hiç konusmadigi halde sikilmadan yürüyüsünü tamamlamamis ve komsunun kizina kem gözle bakti diye dost bildigi arkadasini arkadasliktan silmis biri var mi?" diye sormus. Arka siralarda saf tutmus, sümsük tipli biri parmagini kaldirip,"Ben varim Hocam." demis. Hoca esegini yitiren adama dönmüs, "Al bu adami git, bundan büyük esek olur mu? Yitirdigin esegin yerine kullanirsin" demis. Dostun yoksa... Esekten farkin ne? Olumsuz düsünür Sokrates`e ögrencileri sormus: Dostluk nedir? Sokrates de onlara su yaniti vermis; "Çocuklugumdan beri arzuladigim bir sey vardir. Kimi insan atlari olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altini, kimisi de sani, serefi; bense bir dostum olsun isterim..." Insan biriktiren yaratik... San, söhret biriktiriyor... Süper zenginse bogazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor. Bazilari da Kuledibi`nde Çukurcuma`ya, Üsküdar`da Eskiciler Çarsisi`na, Unkapani`nda Horhor`a gidip; antika lambalar, cam siseler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde kaç kisi deniyor? Evet, kabul ediyorum , insan birçok kisiyle beraber mükemmel dost olamaz, tipki ayni zamanda birçok kisiye asik olamayacagi gibi... Fakat cinnete düstük. Dost biriktirmeyi unuttuk. Iyi halt ettik.
SEVGILI DOSTLARIM:
NAZIK OLMAK IÇIN, BIR GÜLÜMSEME BEKLEMEYIN.
SEVMEK IÇIN SEVILMEYI BEKLEMEYIN.
BIR ARKADASIN DEGERINI ANLAMAK IÇIN, YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYIN.
ÇALISMAYA BASLAMAK IÇIN, EN IYI ISI BEKLEMEYIN.
ÖGÜTLERI HATIRLAMAK IÇIN, DÜSMEYI BEKLEMEYIN.
DUA`YA INANMAK IÇIN, ACILARI BEKLEMEYIN.
YARDIM EDEBILMEK IÇIN, ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYIN.
ÖZÜR DILEMEK IÇIN, DIGERININ ACI ÇEKMESINI BEKLEMEYIN.
NE DE BARISMAK IÇIN, AYRILIGI BEKLEMEYIN,
ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR BILMIYORSUNUZ
|
|
|
30 Nisan 2008 Çarşamba
18:42:06
|
|
|
DOSTLUK VE KİBARLIK......Rüzgâr bir gün Güneş’e, kendisinin ondan daha güçlü olduğunu ileri sürdü ve bu savını kolaylıkla kanıtlayabileceğini söyledi. “Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun?” dedi.”Kuvvetlice estiğimde onun sırtındaki paltoyu, senden daha çabuk söküp, alabilirim.”Güneş, rüzgârın bu sözlerini duyunca onunla yarışa girmeyi kabul etti ve bir bulutun arkasına çekilerek, rüzgârın yapacaklarını seyretmeye hazırlandı. Meydanın kendisine kaldığını gören rüzgâr, bir fırtına gücüyle esmeye başladı. Fakat şiddetini arttırdıkça, yaşlı adam da paltosuna o kadar daha sıkı sarıldı. Rüzgâr, bu işi başaramayacağını anlayınca yarışı bırakmak zorunda kaldı.Onun tüm yaptıklarını bulutun arkasından izleyen Güneş, rüzgârın yarıştan vazgeçmesi üzerine bulutun arkasından sıyrıldı ve büyük bir sevecenlikle yaşlı adama bakarak, ona tüm içtenliğiyle sımsıcak bir biçimde gülümsemeye başladı.
Güneş’in sıcaklığını giderek arttırması karşısında yaşlı adamın yüzünde bir rahatlama ifadesi belirdi. Sırtından paltosunu çıkardı ve arkasındaki tümseğe yaslanarak, Güneş’in karşısında keyifle uzandı. Güneş, daha güçlü olduğunun bu kanıtı karşısında rüzgâra bir de şu öğütte bulundu : “Dostluk ve kibarlık, her yerde ve her zaman kabalık ve zorbalıktan daha güçlüdür.”
|
|
|
30 Nisan 2008 Çarşamba
23:09:50
|
|
|
30`unu geçtikten sonra en zor iş yeni dostlar edinmek galiba.. DOSTLUK
Yaşayan kaç dostunuz kaldı?
"30`unu geçtikten sonra en zor iş yeni dostlar edinmek galiba"
diyor Aleksandr. Bir kornişon atıyor ağzına, bir kadeh votkayla
boğazını ıslatıyor, devam ediyor "Ama ondan daha zoru, sahip olduğun
dostlukları muhafaza etmek."
Ruslar votka adabına değer verir. Bizdeki gibi votkayı kola veya limon
suyu ile içenleri bu `şerefli içki`ye ağır hakaret etmiş sayar. Votkaya
buz istemekse `ihanet`le özdeştir. Erbabına sorarsanız, votka oda ısısında
muhafaza edilir, buzlukta bekletilen küçük kadehlerde sek içilir.
Aleksandr diyor ki: "Votka özel bir içkidir. Şarap veya konyağın
aksine, `ağızda` değil `boğazda` hissedilerek içilir. Yani votka, dostluk gibidir."
Ağzı, boğazı anlıyorum da, sonrasına aklım yatmıyor. Gerçekten de
konyağın, şarabın hoş tadını, kokusunu, rayihasını ağızda duymak,
damakta çalkalayıp içmek iyidir.
Votkanınsa tadı parlak değildir, dilinizde damağınızda
hissederseniz sevemezsiniz, ideal olan, kadehi fondipleyip boğazınıza
devirmektir. Önce boğazdan aşağı inen, sonra ağızdan dışarı çıkan
yangını hissetmektir işin sırrı.
Dostluk ile votkanın ilişkisini soruyorum Aleksandr`a. Bir matematik
formülünü açıklarcasına anlatıyor: "Tanımadığımız insanlara şarap
gibi davranırız, önce bir yoklar sonra yavaşça içimize kabul
ederiz. Oysa dostları biliriz, acı da söyleseler dert etmeyiz,
doğrudan içimize kapı açarız. Votkayı böyle içeriz işte".
"Her Türk şair ise, her Rus da biraz filozoftur" diyor
Aleksandr`ın sözlerini düşünüyorum.
Dostlukları, 30`undan sonra kaybedilen dostları,
önce seyrekleşen sonra biten yazışmaları, unutulan doğum
günlerini, yenilenen telefon defterlerine artık alınmayan `eski
dostları`...
Ağzımda buruk bir votka tadıyla... Yeni dostluk teşebbüslerinde hep
eksik kalan bir şeyler olduğunu, yıllar ötesine uzanan ortak öyküler
olmadıkça elde hep `prefabrik` dostluklar kaldığını düşünüyorum. Ben
derin sularda dolaşırken, `arkadaşım` Aleksandr kadehleri doldurmakla
meşgul. Limiti aşmışım zaten. "İçmesen de dolu kadehi kaldırmalısın"
diyor, "Bizde dostuyla kadeh tokuşturmadan içene alkolik derler!"
"Peki" diyorum "O halde bizim rakı ne olacak? "
Yüzünü buruşturuyor, `şeytan görsün` der gibi elinin tersiyle
havaya bir fiske savuruyor. Sebebini biliyorum. Tüm Rusların en
keyifsiz çocukluk anısı, zorla içirilen anasonlu bir öksürük şurubudur.
Rakı işte o `melun` şurubu hatırlatır. O yüzden rakı ile Ruslar
arasında `dostluk` olacak iş değil. "Bizden votkayı alalım, sizden de
Türk kahvesini. Dost kalalım. Ama rakıyı unutalım!" diyor.
Kaç zamandır rakı içmediğimi düşünüyorum. Ve kaç zamandır kaç eski
dostun sesini duymadığımı?... "Çok zaman, hatırlayamadığım kadar çok
uzun zaman.
Ve hatırlayabildiğim kadar az insan..."
|
|
|
30 Nisan 2008 Çarşamba
23:25:12
|
|
|
Teşekkürler yasmin bu güzel paylaşım için.Gerçekten bizim içki içme adabımız çok farklı.Bol meze olacak,balık olcak,buz olacak velhasıl dörtdörtlük bir sofra olacak.Gerçi bizim rakıda başka türlü içilmizya Bak benimde rakı içesim geldi ama ben içkiyi bırakmaya söz verdim kendime
|
|
|
30 Nisan 2008 Çarşamba
23:33:08
|
|
|
En doğru kararı almışsınız .. umarım uygulayabilirsiniz..
Tadlarını biliyor olmak yeterli bence..
bende yavaş yavaş sigarayı bırakma fikrine alıştırıyorum kendime,
henüz söz verme aşamasına gelemedim ama o da olucak inşallah
|
|
|
1 Mayıs 2008 Perşembe
00:10:29
|
|
|
En zararlı alışkanlık sigara.Keşke önce onu bırabilsem.Benimde güvenim yok o konuda Karar verince bana da haber verin.Belki manevi destek alırım sizden
|
|
|
1 Mayıs 2008 Perşembe
00:27:25
|
|
|
Peki söz, kesinlikle haber vericem...
o günlerde genellikle mutsuz şiirler ekleriz herhalde,
böylelikle de yanlış anlaşılmamış oluruz..
|
|
|
1 Mayıs 2008 Perşembe
00:34:24
|
|
|
Tamam anlaştık Yasmin
|
|
|
1 Mayıs 2008 Perşembe
00:38:17
|
|
|
|
|
|
5 Mayıs 2008 Pazartesi
14:54:57
|
|
|
YAŞADIKÇA
Denizlerin zamanıdır Bazı zamanlar olur ki, “takke düşer kel görünür”. 1 Mayıs’ta yaşananlar tam da bunu yapmıştır. Bizlerin bilip söylediği ama halkımızın önemli bir kısmının göremediği bir gerçek ortaya çıkmıştır. Bu gerçek, hükümetin ve onun destekçisi emperyalist güçlerin hiçbir şekilde demokrat olmadıkları gerçeğidir. Kendisinin de işçi kökenli olduğunu dile getiren AKP’nin Başbakan’ı, İstanbul’da gerçekleşen vahşice saldırıyı savunmaya devam edebilmektedir. Başbakan, “Devlet üzerine düşeni yaptı!” diyor. Yani devletin, artık halkın devleti olmaktan çıktığını itiraf etmiş oluyor. Bu durumda halkımız da üzerine düşeni yapacak ve devleti kendi devleti yapacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır! Aslında bu sözden anlaşılıyor ki, hükümettekiler artık hayalle gerçeği birbirinden ayıramaz olmuşlardır. Hâlâ halkı uyutacaklarını sanmakta ve çok büyük bir yanılgının içine düşmektedirler. Artık kapatılma davası nedeniyle oynamaya hazırlandıkları “mağdur” rolü de onları kurtaramayacaktır. Çünkü gerçek yüzleri çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Dava sonunda ister kapatılsın, ister kapatılmasın, asıl halkın onları kapatacağı kesinleşmiştir. Bundan böyle hiçbir güç bu gerçeği değiştiremez. Diğer yandan AB parlamentosu adına konuşan ve AKP’nin kapatılma davasına karşı çıkmak adına AKP’yi “demokrat İslamcılar” olarak niteleyen şahısların da ne kadar ikiyüzlü oldukları, bir kez daha ortaya dökülmüştür. Çünkü 1 Mayıs’ta yaşananlara karşın hâlâ AKP’yi demokrat olarak gösterebilmektedirler. Bizlerin yıllardır AB’nin bir emperyalist oluşum olduğunu söylememize karşın, sürekli AB savunuculuğu yapan birtakım çanak yalayıcı “yazar kasalar” da, bundan böyle AB misyonerliğini çok rahat yapamayacaklardır. Bundan böyle AB’nin ikiyüzlü ve emperyalist yüzü halkımız tarafından daha net görünecektir. Çünkü bu sahtekârlar artık kaybeden ata oynamaktadırlar. Her karanlığın bir sonu vardır. Bu karanlık dönemler de artık bitmektedir. Yurtsever aydınlar, bilim insanları, emekçiler; artık daha diri, daha kararlı bir şekilde yeni bir mücadelenin eşiğindedirler. Şimdi Denizlerin zamanıdır! Yurdumuzun toprakları satılmaktadır. Limanlar, madenler, dağlar taşlar satılmaktadır. Enerji tesisleri, haberleşme sistemleri satılmıştır. Ülkemiz adeta Ankara’dan değil, Brüksel’den ve Washington’dan yönetilmektedir. Şimdi Deniz olunmaz da ne olunur?.. Emekçilerin hakları bir bir ellerinden alınırken, mezarda emeklilik dayatılmışken, birtakım yurttaşlar kundaktaki çocuğunu bile sigortalayarak durumu hafifletmeye çalışırken, Deniz olunmaz mı? Savaşta bile kullanılması yasak olan gaz bombalarını bu ülkenin emekçilerinin üzerine; hatta hastanenin içine bile attıranların yönetici olduğu bir ülkede, Denizler biter mi? Yediği darbelerle yerde yatan genç kadının yüzüne tekme atan ve maaşını, o tekmeyi attığı kişinin verdiği vergilerden alan sözde kamu görevlilerinin olduğu yerde Deniz olunmaz mı? Kapkaçın, uyuşturucunun, fuhşun, mafyanın kol gezdiği bir şehirde başarısızlıklarını örtmek için emekçilerin üzerine polisleri salan valilerin ve emniyet müdürlerinin olduğu bir yerde, hâlâ sessiz kalınır mı? Yarın Denizlerin katledilişinin yıl dönümü. Denizler ki, emperyalizme ve mandacılığa karşı tepeden tırnağa birer yurt sevgisidirler. Onlar ki, sömürüye ve zulme karşı direncin ve inancın sembolüdürler. Ve sömürünün olduğu, bağımsızlığın tehlikeye girdiği zamanlarda bu yurdun gençliğinde tekrar vücut bulacaktırlar. Bu kez; daha bilinçli ve daha deneyimli, her yaştan Denizler gelecektir
|
|
|
5 Mayıs 2008 Pazartesi
15:01:04
|
|
|
Ucu yanmış bir mektup misali Yandı sol tarafımdaki cevahir Ve yüreğim yüreğine dedi ki Sevda bulutlara karıştı sevgili...
Geleceksen gel gözümden damlayana Yüreğim ılgıt ılgıt yanıyor buralarda Aşkın rengi gözlerine yakıştı Biraz ela biraz alaca...
|
|
|
6 Mayıs 2008 Salı
02:39:04
|
|
|
Gör, nasıl yaratılırım, Namuslu, genç ellerinle. Kızlarım, Oğullarım var gelecekte, Herbiri vazgeçilmez cihan parcası. Kaç bin yıllık hasretimin koncası, Gözlerinden, Gözlerinden öperim, Bir umudum sende, Anlıyor musun ?
Ahmet Arif
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
04:54:44
|
|
|
sen yoksun
Sen yoksun deniz yok yıldızlar arkadaşım ya bu gece harika bir şeyler olsun yahut bir bomba gibi infilak edecek başım.
Ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım İstanbul minareler odamda gibi gökyüzü temiz ve parlak işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz muhalif bir rüzgâr karşı sahilden.
Fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz havada kanat sesleri ve çılgın kokular.
Deniz yok yıldızlar uzaklaşıyor ben yine yalnız kalıyorum İstanbul minareler kaybolmuş SEN YOKSUN.
atilla ilhan
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:34:31
|
|
|
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne Tuttum, ta icime oturttum seni Aldim, oksadim saclarini, optum Ictim yudum yudum guzelligini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette Bendeydi ozlemlerin en korkuncu Cildirirdim sen ne kadar uzaksan, Ask degil, hic doymayan bir seydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim dogrusu Sevdikce tamamlandim, butunlendim Biri vardi aglayan gecelerce Biri vardi sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim en buyuk En solmayan guller acti icimde Omrumu degerli kilan bir seydin Sen benim bozbulanik gencligimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, oyle ya Bir cizgiye vardim seninle beraber Ve bir gun orada yitirdim seni Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
18:23:22
|
|
|

Sevmek gibi geliyordu her şey, sevmek gibi gidiyordu kadın adının anlattığı, canın tenini yakmasıydı bir bulut evet ama aslolan bulutun suyu yağmasıydı...
"Bir insanı sevmekle başlıyordu her şey" ve boşanmak için en az iki şahit gerekiyordu...
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
18:23:55
|
|
|
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
19:08:21
|
|
|
GELDİN YA! ŞİMDİ HERŞEY GÜZEL SENİNLE. YÜRÜMENİN,KONUŞMANIN, NEFES ALMANIN BİR BAŞKA ANLAMI VAR ARTIK. SEN VARSIN YA,HER ŞEY BAMBAŞKA GÖZLERİMDE
|
|
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
04:10:59
|
|
|
İçinden Doğru Sevdim Seni
İçinden doğru sevdim seni Bakışlarından doğru sevdim de Ağzındaki ıslaklığın buğusundan Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de Beni sevdiğin gibi sevdim seni Kar bırakılmış karanlığından. Yerleştir bu sevdayı her yerine Yüzünde ter olan su damlacıklarının Kaynağına yerleştir Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına Gül taşıyan cocuğuna yerleştir Ve omuzlarına daracık omuzlarına Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun Kar taneleri gibi uçuşan Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine Yerleştir bu sevdayı her yerine. Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen Sevdayı Ve köpüklendir Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten Öğrenmez ama öğretir mutluluğu Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli Var eden kendini birincisinden Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren. Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen Tanımadığın bir ülke gibi İçinde yaşamadığın bir zaman gibi Tam kendisi gibi mutluluğun Beni bekliyorsun Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
17:29:51
|
|
|
ben düşler tramvayına binerken şehrin pırıl pırıl bir ay doğmuş olurdu dünyaya hanem aydınlanır annem uyanırdı babamın serçelenmiş ayakları saçılırdı ufak tefek sokaklara ben sokaklara borçluydum çocukluğumu bolluk günleri miydi babamın elinde ay ışığı bir de dolu file, dönerdi eve, benim yakınımdaydı ekmek parası, gökyüzünün teri, salıncaklar, ben çekidüzen verirdim eski dünyaya biraz umutsuz, az ironik, bir parça kırılgan yağmuru bol kış akşamlarında dip odalarda kısa pantolonlu aşık bağbozumuydum ben duygularım karmakarışık
ben aşkla ödeşir düet sona ererdi zambak gibi sözcüklerden oluşan nasılsa yağmur yağardı tenha vakitlere seke seke yürüyüşünden tanırdım yağmuru, seni, baş dönmesi serüveni
yağmurun iplerinde törendi beyaz gemi
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|