|
| Gönderen | Mesaj |
|
12 Haziran 2008 Perşembe
12:27:47
|
|
|
DUDAKLARA GÜLÜMSEME HAKİMKEN BİRBİRİ İLE YARIŞIR BÜLBÜLLER,
NAĞMELERİ EN FAZLASINDA DUYULSUN DİYE…
YÜREĞE KARA BULUTLAR ÇÖREKLENMİŞKEN BİRBİRİNDEN KAÇIŞIR BÜLBÜLLER,
NAĞMELERİ EN DERİNİNDE SAKLANSIN DİYE…
BÜLBÜLLER ;
HER DAİM GÜNE DOST,
HER DAİM GECEYE POSTTUR YÜREKTE…
YAŞAM !
AÇMAKTIR GÖZLERİNİ OLABİLDİĞİNCE OLUMSUZA, ANLAMSIZCA…
KAPATMAKTIR GÖZLERİNİ OLABİLDİĞİNCE OLUMLUYA, ACIMASIZCA…
GÜZELLİK !
KAÇMAYI BAŞARABİLEN BİR FİRARİDİR KAPATILAN GÖZLERDEN, ASLINDA…
DOĞUNCA YERYÜZÜNE GÜNEŞ, İNANIR HASRET RÜZGARININ DURDUĞUNA YÜREK…
İNANIR AMA ALDANIR, İNANIR AMA ALDATIR…
HAKİM OLUNCA YERYÜZÜNE GECE, ANLAR HASRETİN DERİNDEN DOĞDUĞUNA YÜREK…
YÜREKTEN GECEYE OFF NEFRET…
YÜREKTEN SANA AHH HASRET…
GECE ;
BULUŞMASIDIR GÖKYÜZÜ İLE DENİZİN GİZLİCE,
KAVUŞMASIDIR SEVDALARIN DİLLERE DESTAN DOLUCA…
KUSARKEN SEVDAYA ÖFKESİNİ BİR BİLEN VE BİR ŞAHİT GÜNEŞİN,
DÖKMESİDİR HER YERE BENZİN MİSALİ ATEŞİNİ VE
YAKMASIDIR KENDİSİNİ, SEVDALARI KARANLIKLARA TERKETMEK UĞRUNA…
GÜNEŞ DİRETİR GECEYE, KARARAN EMRİVAKİ,
SEVDALAR DİRENİR GÜNEŞE, AĞLAYAN SİTEMVARİ…
MASUM BİR DAMLADIR ASLINDA GÖZYAŞI…
ŞAKASINA KULAĞINI ÇEKMİŞKEN GÖZ, KAŞLARINI ÇATIP İÇERLEYEN,
VE KÖR VAKTİNE DEĞMİŞ GECENİN SESSİZLİĞİNE DOĞRU YELKEN AÇAN…
HANİ YALNIZLIKLA YEK YÜREKKEN SİNSİDEN TAARRUZA GEÇİP ÖZGÜRLÜK TÜRKÜLERİNE BİR KADEHİ DE ORTAK EDEN YAĞMURUN PEŞİNE UMARSIZCA TAKILAN…
ADIMLARKEN O TAŞLI ADI MUTLULUK ASLI ÖLÜM YOLUNU, YAĞMURUN ANSIZIN ‘‘ KAŞIN KARA ‘‘ İHANETİYLE KARŞILAŞAN VE SON BİR NEFESLE KENDİNİ YÜREĞE ATAN…
SANIR Kİ YÜREK ; DOĞASINDAN GELİR KARANLIK, GECENİN…
YANILIR Kİ YÜREK ; KAŞLARINI ÇATMIŞ GÖZLERDEN GELİR KARANLIK, GECENİN…
SANIR Kİ GECE ; AĞLAR KENDİNDEN YAYILAN KARANLIĞA, YÜREK…
YANILIR Kİ GECE ; GÖZLERDEN YAYILAN KARANLIĞA, YÜREK…
GECE ENGEL OLAMADIĞINDAN KARANLIĞA,
YÜREK HAKİM OLAMADIĞINDAN GÖZLERE,
MAHKUM KADERE…
KARANLIK YANLIŞ YAPMAKTAN YÜREĞE,
GÖZLER ÇATIK BAKMAKTAN KARANLIĞA,
MAHKUM ESARETE…
GECE BAKAMAZ YÜREĞE, BİMAHCUP…
YÜREK BAKAMAZ GECEYE, BİNMAHÇUP…
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
18:27:55
|
|
|
ben, pembe düslerin kızı degilim, birtanem... avuçlarına ellerimi bırakamam yorgun güzelligimle sana, beyaz güller gibi gelin olamam duyguları ölü deniz gibiyim dudagımda donmuş tebessümler yüregimde üşümüs sevdalar yalnızlıga mahkum eylül gibiyim... ben, pembe düslerin kızı degilim, birtanem... gülen gözlerine gölge olamam silme gözyaslarımı yanaklarımdan düslerinde süsledigin gelin olamam ben, pembe düslerin kızı degilim, birtanem degilim, eylül akşamlarına döndüm deli gibiyim....
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
18:39:59
|
|
|
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
18:40:23
|
|
|
Süzülüp mavi göklerden yere doğru Omuzuma bir beyaz güvercin kondu
Aldım elime, usul usul okşadım Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım
Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı Açsam ellerimi birden uçacaktı
Eğildim kulağına; dur, gitme dedim Hâreli gözlerinden öpmek istedim
Duydum; avuçlarımda sıcaklığını Duydum; benden yıllarca uzaklığını
Çırpınan kalbini dinledim bir süre Ve uçmak istedim onunla göklere
Ak güvercinin iri gözleri vardı Güzelliğinden fışkıran bir pınardı
Soğuk sularından içtim, serinledim Çağlayan bir nehrin sesini dinledim
Belki buydu sevmek hayat belki buydu Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu
Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan Bir nağme yükseldi, güzelden beyazdan
Uzattı sevgiyle pembe gagasını Birden öğrendim hayatın mânâsını
Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış Seninle bir çift güvercin olmak varmış
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
19:11:06
|
|
|
TİTREYEN BİR İNSAN GÖRDÜM...
GÖZLERİNDE BİR NEM, BİR ISLAKLIK;
TİTREYEN BİR İNSAN GÖRDÜM...
YÜREĞİNDEKİ SIZI GİYSİLERİNİN ÜZERİNDEN BİLE BELLİ...
TİTREYEN BİR İNSAN GÖRDÜM...
BİR ENKAZ, BİR YIĞIN...
UMUT YOK, ZAMAN YOK, YOL YOK...
TİTREYEN BİR İNSAN GÖRDÜM...
VEE DEDİM Kİ; KALK AYAĞA "ARKADAŞ"!
SİL GÖZ YAŞLARINI KALK AYAĞA , TOPARLAN,
HİÇ GELMEYECEK OTOBÜSÜ BEKLEMEK YERİNE; SEN GİT DURAĞA; BELKİ OTOBÜS BEKLİOR SENİ... ORADA
|
|
|
15 Haziran 2008 Pazar
14:49:49
|
|
|
|
|
|
15 Haziran 2008 Pazar
14:49:59
|
|
|
Yürek Yanarsa Titrer,Gül Üşürse Git gide kirletiyorlar gökyüzünü ersin Umutlarıda tüketiyorlar hep beraber / sevgileri de dillerinde en ince yalanlar, süslü ve sisli yüzleriyle soğuk yüreklerinde ne acıma ne sevgi kimin eli kimin cebinde kimin eli kimin neresinde belli değil. ersindendir bense öyle acemi ve şaşkın boş kalan ellerimi bir ömür nereye koyacağımı bilemedim. bilemedim, hangi yalanla kimi nasıl soyacağımı. buz üstünde yürümeyi seçtim kendi hesabıma maske diye bir not düşürmedim yüzüme bukalemuna çalan rengimde olmadı ersindendir tuttuğum her insanın elinde/ ellerim kirlendi gözlerim kirlendi/ baktığım her insanın gözlerinde yüreğimi sarktım umut kuyularına her defasında her defasında yangın çektim su yerine, acı çektim ne bir gün ışığı aktı içime, ne de bir yağmur damlası. ersindendir rezil bir dünyanın orta yerinde hüzün ben oldum düşen her yaprakta her savaşta vurulan ben yıkıldı hayalleri çocukların gözlerimde yüreğimde yandı son ümitleri ıstırabın en derin okyanusuna gömüldüm bu nasıl bir dünya ersin suskunum, susuzum, yaralıyım gözlerim, ruhum, bedenim yorgun. ersindendir durmadan kirletiliyor/ kanıyor zaman /kimse aldırmıyor kimse yanmıyor /sevincini ateşe döken gelincik çiçeklerine dönüp bakmıyor çığlıklarına çocukların kapkara bir nehir gibi acı akıyor yüzünde yoksulların her akşam tüm çabalarımıza ragmen, temiz tutamadık güzelliklerimizi herşeyin kirletildiği bir dünyada hep vurgun kaldı bir yanımız bir yanımız aşka acıya ayarlı. ersindendir dumanlar yürüyor her akşam ersin beton yığınlarıyla örtülü / sevgisiz kentler üstüne zifiri karanlıklar kimse kimsenin yasını tutmuyor/ bölüşmüyor acısını bu nasıl bir dünya ersin bu nasıl bir dünya ersindendir Sarılki, kokun sinsin tenime /sevgin işlesin yüreğime bu yalancı dünyada kimim varki, başka gözlerimden öpecek içimi ısıtacak bu karanlık soğuk kış gecelerinde Sarılki, serinlensin ateşler içindeki alnım yorgunum/ beynim, tenim, ellerim yorgun kendime sürgün yaşamaktan sevgiye tanımlar aramaktan tüm bu oldu bittilere insanın kayıtsızlığından ersin yorgun ersindendir yoruldum ağrılarım sızılarım yorgun ihanetler yedi umudumu, sevgimi, düşlerimi her gece yalnızlıklar sürüyorum/ kanayan yerlerime ellerime çaresizlikler yüklüyorum üşüyorum bu karanlık soğuk gecelerde sarıl bana ersindendir oysa hiç dönmedim sırtımı insan emeğine öpmedim namerdin elini/ eğilmedim zalimin önünde ama ezildim bir çaresizin bakışından bir annenın yakarışından bir babanın haykırışından utandı ersin dünyayı kirli bahçesine çevirenlerden aç insanların kederinden utandım bombalanan şehirlerden, yalvaran gözlerden insanların kayıtsızlığından tüm bu oldu bittilere insanlığımdan utandım insanlığımdan. ersindendir heyhatki, bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını yürek yanarsa titrer, gül üşürse kaç insan soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden mademki ihanet var, öz elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler ve ihanet etsin şairler bir daha yazmasın gül yüzlü sevgililerine şiirler her mısrası kurşun olup saplansın yüreklerine ....ersindendir Ve ben bunca kalabalıkların, bunca mekanların içinde her defasında yarası kanayan şiirler damlarken içime yüreğimdeki yağmurlarla, herkesin bildiği bu dünyada adresi olmayan yitik mektuplar gibi yorgun yavru bir kedi gibi yalnız ve sahipsiz bu ersin işte öyle mi? vayyy.anam vay
.........ersindendir.. ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş alın beni üşüdüğüm yerden kaldırın beni düştüğüm yerden kalbinizin üstüne tutun pul pul vicdanınızın üstüne aynı soydanım sizinle ersindendir yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm yerden yok başka kimsem kiminle konuşsam bilmiyorum sizin elleriniz var soyan, evleriniz var kocaman sokaklarda gecekondularda yatmadınız karda kışta bir dilim ekmeğe avuç açmadınız utanan biz olduk yoksulluğumuzdan utanan anam oldu, babam, bacım, gardaşım ersin şaşdı kaldı ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş alın beni üşüdüğüm yerden kaldırın düştüğüm yerden kalbinizin üstüne tutun pul pul vicdanınızın üstüne aynı soydanım sizinle ersindendir
|
|
|
16 Haziran 2008 Pazartesi
12:40:58
|
|
|
Duy Sesimi
Gözlerimi gene çevirdim ayrılığa Ağlamak zor be aslında Yaşıyorum evet Ama tuhaftır gene sana.... Yüzüm gülüyor ama sesim donuk, Kalbim yüreğinde ağırlanmayan bir konuk, Bir köşesinde bağırıyorum, Çok çalıştım sesimi duyuramıyorum.... Vazgeçtim... Vazgeçtim Şimdi kendimi yaşıyorum Çok özlersem elime kalemi alıp yazıyorum Başımı kollarıma yaslayıp seni düşünüyorum, Seni her gün yüreğimdeki aşka yazıyorum..
|
|
|
18 Haziran 2008 Çarşamba
21:08:09
|
|
|
Vazgeçtim ben kendimi hırpalamaktan, duyarlı olmaktan, hayatı kısarak yaşamaktan...
İçim kıpır kıpır, gönlüm rahat, huzurlu ve mutluyum bugün. Hayatı doya doya yaşamak varmış. Şöyle bakıyorum da etrafa herkes bir yol tutturmuş gidiyor. Kimse kimsenin umurumda değil. Bir de dönüp kendime bakıyorum. Ne kadar duyarlıyım her şeye. Kendimi hırpalayıp duruyorum.
VAZGEÇTİMMMMM!..
Evet, vazgeçtim ben kendimi hırpalamaktan, duyarlı olmaktan, hayatı kısarak yaşamaktan.”Bu da nerden çıktı?” diyenler olur şimdi. Valla ben de bilmiyorum nerden çıktı ama şu anki kararım bu. İleriyi bilmem artık.
Sıkıldım hep başkalarının yerine kendimi koyarak onları anlamaya çalışmaktan, onlara iyi davranıp beni üzseler bile görmemezlikten gelmekten.
Artık yeter.
Bundan sonra sıra onlarda. Diğer insanlarda. Ben de artık düzenin insanı olmaya karar verdim. Madem çarkın içindekiler hep dönmeye devam ediyor niye ben dürüstlük adına çıkıklık yapıp dışarıda kalayım.
HOŞGELDİN DÜZEN, MERHABA ÇARKTAKİLER…
Artık yaşamak var istediğin gibi, Yaşayacak ne kadar zamanımız kaldıysa. Bence insan toplumun içinde de özgür olabiliyormuş. Yaşanası bir yer, yaşanası bir çevre, mutlu insanlar bulduğu zaman. O zaman neden kendimizi sıkıntıya boğuyoruz ki. Ne kadar zamanımız olduğunu bile bilmiyoruz.
Bunları yazarken elbette insanım ve üzüldüğüm de olacak, yıprandığımda, kızdığımda, mutsuz olduğum zamanda veya kararımı uygulayamadığım zamanda.
Ama artık önemli olan bir yerden başlamak değil mi?
Hayatta hiçbir şey için geç değildir.
HOŞGELDİN HAYAT. İYİ Kİ GELDİN.
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
04:48:07
|
|
|
Uzak Kaderler İçin Bir gün, bir yağmurla garip garip -Çolugu çocuğu terk edeceğim.- Bir sevgiyle doymayacak kalbim,anladım Alıp başımı gideceğim.
Asır yirminci asırdır,amenna Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi Uzaklar daha uzaklaşır Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri Sımsıcak sevgilere muhtacım.
Bir gün alıp başımı gideceğim -Yıldızlar isisin, yollar üşüsün, yollar...- Belimi bir ilik sal sarsın, mavi Hüzünlü bir serencamin ardından, şarkısız Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karsısında.
Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm Her insanin ayrı ayrı yasayabilsem kaderinde Diyarı gurbette kanlı bir aşk Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde En uzak beyazlar, En yakın ikindilerde, duygulu Ve bir sahil meyhanesinde bir aksam İçip içip ağlasam...
Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum? Herkesin derdinden pay isterken. Uzak kaderlerin suları çağlar simdi Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.
Bir gün, bir parkta otururken, biliyorum Bir el yağmurla dokunacak omzuma Bir çift göz,bir davet, bir kalp Çolugu çocuğu terk edeceğim. Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar,bir sabah ve bir yağmur olacak Toprak ve insan kokularıyla, Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için Başımı alıp gideceğim.
Edip Cansever
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
04:57:11
|
|
|
Keşkeleri Çıkardım Hayatımdan Keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil artık bana göre değil pişmanlıklar keşkeleri çıkardım hayatımdan. ben seni unuturum sevdiğim ela gözlerini bir bardak rakıya gömerim anıları içime yıllar önce bir temmuz gecesinde zamansız bir yağmur altında başlayan o zamansız aşkımızı unuturum ben seni unuturum sevdiğim zaten hayat bir yalan. gece ağır ağır sırtını vermekte sabaha üzerimde eskiden kalma bir sevdanın yorgunluğu yüreğimin kara kaplı defterinde sararmış sayfaların arasında bir adamın yıllar arkasında kalmış suskunluğu var ve küskünlüğü hayata o ki kapanmış bir kapı umutlarıma çaresizliğe bir geçit durma hadi gözlerimden de çekip git çek git gecelerimden bir daha girme düşlerime kanıma girme artık yeter git. kimseler bilmez geceden başka yine yalnızım sokaklar dolusu insan içinde bir ben bir ben yalnızım. gece ağır ağır sırtını vermekte sabaha ne fırtınalar kopar yine içimde bu sevda yakar yüreğimi yıkar derinden susar içimdeki ağıtlar geceler inadına susar ben susarım. an gelir zamanlar dolusu ağlarım ağlarım çocuk gibi ihanet karası gecelerde kıvrandırır bir sancı kahpe bir kurşun gibi arkadan vurur yalnızlık sabahlara kadar ağlarım ağlarım ölesiye. neden içi karanlıktı bu kadar gecelerin neden geceler umut taşımaz sabaha ve neden ağlatır beni bu uzun yolculuklar yeter artık yeter buraya kadar keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil bana göre değil yerli yersiz ağlamak madem ki bir kez yaşanıyor bu hayat kılıcımı çektim kınından kuşandım cesareti ve bitirdim esareti gömdüm denizlere. keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil artık anladım ki insan her an sevebilir mevsimsiz açan bir çiçek gibi dirilir yeniden keşkeleri çıkardım hayatımdan. geleceksen bugün gel yarın çok geç olabilir. Şebnem Kısaparmak
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
06:16:17
|
|
|
Seni Sana Anlatmak
Seni sana anlatmak Nice yaşanılan aşkların hatırına, Gözlerinin derinliğinde susmak gibidir Yazılan her ne kadar sevda yüklü şiir varsa Tek heceyle sunmak gibidir. Sensiz uzayan yollarda, Üşüyen ellerin arasında kaybolan Hayalinde ağlamak gibidir.
Mum ışığının gölgesinde; Geceye gündüzü sormak, Gecenin zifir karanlığında Işığınla güneşe göz kamaştırmaktır… Ve ürperen ışığın gölgesinde, Gölgeni görmek gibidir.
Seni sana anlatmak Gönlü serden geçen yâre; Bir umut türküsü heyecanında Titrek ellerle son defa Gözden akan yaşların yırtamadığı kâğıda İki satır yazmak gibidir.
Seni sana anlatmak Çeyiz sandığı içindeki umutları Bir heves uğruna yıkarcasına Ellerin arasına bırakmak gibidir.
Seni sana anlatmak İçerdeki mahkûmun yüreğindeki Nazlı yârine açılan, Gardiyan engelindeki mektup gibidir.
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
06:21:21
|
|
|
KELEBEK KANADINDA AŞK. Zamanlar Güneş ekilip, yıldız biçilen zamanlardı. Hatırlıyorum... Ya önce sen vardın yürek olarak içimde Ya da aşk vardı önce Gelip içimde kestiğin Hatırlamıyorum... Ben imkansıza dudak bükerdim Sense halime gülerdin... Olsun! O günlerde ben Biraz mutlu biraz umutlu Biraz içliydim Doğrusu en çok da Kelebeklerin kanadına işlediğin Aşkından dertliydim... Ama o zamanlar Güneş ekilip yıldız biçilen Zamanlardı Aşk dediğin belki de Geceye veda etmeyen bir ay’dı... Türküler saklardın derinlerinde Sazından kaçak... Bilmezdin. Ben görürdüm duyardım da Sen bir kez olsun söylemezdin Korkularını zaten Kimselere vermezdin... Ve böylece Sen yağmura Yağmur benim gözlerime hasret Yaşardık... Heyhat! Hep ama hep O imkansıza takıldın da sen Ve belki de bu yüzden Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden: Ben ağlardım gözlerim gülerdi... Sen gülerdin gözlerin susardı... Şimdi ben O zamanların renklerini unuttum. Belki mavi, belki sarı, belki aktı... Hatırladığım tek şey Güneşle yıldız arkadaştı... Bilenler bilirdi Çok sevmiştik biz Çok! Ben gönlümden Sen dilinden...
Ben unutsam da şimdi Sen hatırlarsın. Sesinde ufacık bir hüzün olsa Ya da acıtan bir özlem gözlerinde Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin... Gelirdim... Gönlümden... Ve sen “Hoş geldin" derdin Dilinden.... Kocaman bir çocuktum o zamanlar Belli! Dil nedir, gönül ne? Anlamını bildiğim Şüpheli! Şimdi söyle bana! Kaldıysa geriye ne kaldı? Tek tarafı hesaplı bir sevda Niyeti bozuk bir dava Bir de Sadece dağlara caka satan bir sema... Ama ben bunların hepsini sevdim. Şaşacak bir şey yok! Dedim ya... Ben Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim... Sonraları Belki de hiç gülmedim Ve sen Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu Hiç bilmedin! E.Güzelipek
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
06:39:55
|
|
|
Ağustos terkindeyim
Ben renginde masmavi kalan denizlerimin, Beyaza çalan gökyüzünde unutulmuş düşlerindeyim, Ve limanlara yanaşamayan her yükünü almış geminin, Belkide son seferindeyim, Gözlerimi kapatan bir suskunluğun avuçlarında, Hiç yenilenmemiş bir Ağustos`un terkindeyim, Uzaklığını içime çektiğim son gecedeyim,seninleyim, Sen kal olduğun yerde,ve gülümse sevdiğim, Ben sana aşklardan aşk beğenipte geleceğim,
Ben her hayaline sabahları anlatan biriyim belkide, Belkide yazılır,çizilir daha çok, Daha çok yaşanılır bir aşk gibi, Deniz kokusu saran ellerinin rengindeyim, Dudaklarında buz mavisi,yağmur damlası, Kollarında karanfil tarlası, Ayışığını bekleyen geceyarısı gibiyim, Sen dur yorulduğun her yerde,bekle beni sevdiğim, Ben Ağustos`u aşk`a bırakıpta geleceğim....
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
15:22:12
|
|
|
Sevdiklerimize SENİ SEVİYORUM dememişiz tereddütsüz,sarılamamışız sıkı sıkıya. Belki yolda gördüğümüz sıradan birine , belki en yakınımızdakine yürekten gülememişiz,İyilik etmemişiz acebe döner mi tekrar bana demeden. Affedememişiz en küçük hataları ,candostları silmişiz belki de kocaman hiçler uğruna. Bir gün daha bitti.ve belki hayattaki son günlerimiz kaybolup gidiyor sezdirmeden bizlere.Yapamadıklarımız için , içimizdeki keşkeler için ek süre tanınmayacak hiç birimize.İyisi mi daha geç olmadan bir yerlerinden tutmalı hayatın,güneşin güzelliğini farketmeli,yıldızlara sevdalar yükleyip sahiplerine ulaştırmalı,SENİ SEVİYORUMMMM demeli,affetmeli herkesi,dostluğun değerini bilmeli.....Bir gün daha kaymadan yüreğimizin ömründen ’’keşkeleri iyikilere çevirmeli’’ .Son gündür belki de diyip bir günü de dolu dolu eskitmeli.. . YENİ DOSTLUKLARA YENİ PAYLAŞIMLARA DİYORUM
|
|
|
20 Haziran 2008 Cuma
11:36:59
|
|
|
|
slmlar arkadaşlar
|
|
|
21 Haziran 2008 Cumartesi
16:52:45
|
|
|
IŞIKTAKİ KARANLIK GÜNLERİM
Yalın duygularla sevgini yaşamak, Ve senin sesinle süslemekti yarınları hayalim., Olmadı, olmuyor... Nazar engeli heveslere takılıyor gönlüm., Talihsizlik kokuyor hep içler acısı anlatamadıklarım... Sancılı yarınsız şehirlerdeki suskunluğum, Ve tükenilmişliğim kalıyor saklı dakikalarda. Cemreler düşüyor iklimlerime, örtüyor seslerimi. Hasretlerim, ıslak gözlü duygusallığım, On ikiye isabet etmeyen kurşundaki suç oluyor. Yakalanıyor boş kovanlar...,Yitiyor gençliğim hedef tahtalarında. Konaklıyor ellerime acizliğin hüznü... Adres yetersiz, geri geliyor yeşile yolladığım içimdeki düşler., Sedyedeki nefes yetmiyor. Kalıyorum çaresiz., Ömür haftalara bölünüyor, hatta günlere.., Cuma pazarlarında satılan günlük aşkların, eteklerinde dökülüyor namus aşısı. Sarıyor karanlık bastığında gecenin korkusu şehri... Vefasızlığın; Müşteri karşısında ziyafet gibi duran erkeksi bakışların rağbet görüyor, Sönük yıldızlara has bir hürmetle., Yüreğimdeki sevda; Terazi keselerindeki terkedilmişliği ve mahmur bakışlarındaki asaletle kan kaybediyor...Yıldırım ile yakalanıyor vebal. Sevincimi paylaştığım menekşe, hakaret eden bir güzellik tavrında, kokmuyor. Islak karanlıkta temiz kalan bir şehvet, gururun tatlı günahıyla vuslatta. Soluklarda uykuya direnen gözkapağı acziyeti... Gülüyorsam kirpiklerimde ilkbahar, ağlıyorsam bir sıfır öndeyim. Bir dilenci yalvarışı çiseliyor, gül bedenlere. Gönüller bedbaht ve suçsuz infazda.. Kolalı gömlek ve biryantinli saçlarla karşılanıyor şiirdeki hıçkırıklar., Ardından ocak söndüren tebessümler. Katar vagonları sahipsizliğim yirmi beş, yanında dinmeyen göz yaşlarım bedava. Yatı misafirliğine giden heyecanla tenler satılıyor, pencere pervazlarında. Orijinalinden ucuz, ikinci el fiyatına., Çocuksu memleketlerim yasta., Günlerim küskün bir tutam yasemen.., ve gecelerimin üstündeki dolunayım silik., Yorgan kenarı kaçamaklar tatsız., Seni yaşamaya adanmış, yüzüme gözüme bulaştırdığım bu hayat, yalpa yapıyor, akit bozuyor. Eriyor sevgiler, gül bahçeleri mahzun. Ellerim tutsak ve sesim yaralı. Çıkmazlardayım. gözlerinden başka hiçbir yolum yok.
|
|
|
29 Haziran 2008 Pazar
20:01:03
|
|
|
BİR AYRILIGIN ANATOMİSİ
İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır´ der Dostoyevski... Veda acısı, kabuğunu soyar insanınÿÿÿ; yıldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer. Birlikteliğin örttüğü tüm kusurları ayrılık sergiler. Bir ayrılık arifesinde helalleşilir ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleşilir.
´Ölene kadar´ diye söz verilmiştir, ama ´ölüm yolunda´ başka tercihler belirmiştir. Kararsız prensesin vicdanı azap çekerken 7 cücelerin somurtkanı ´aklını başına al´ diye fısıldar kulağınaÿÿÿ; haytası ise ´kalbinin sesini dinle´ diye cekiştirir eteğinden. Hep hayran bakan gözlere, hatalar takılmaya başlar. ´Ama´yla biter alelade iltifat cümleleri: ´Sen iyi bir insansın, ama arkadaşlarin kötü´, ´Seni seviyorum, ama bu ilişkide mutlu değilim´, ´Ben başka türlü bir beraberlik düşlemiştim´ vs..vs..
Sonra gelsin uykusuz geceler... bir türlü karar verememeler... Ruhen gidip gelmeler... ´Hele biraz daha zaman geçsin´ diye nikah ertelemeler... Birlikteymiş gibi yaparken, sevecek başka yüzler, yüzecek başka denizler kollamalar.. ´Aslında bütün bunlar bizim iyiliğimiz için´e kendini kandırmalar. Sonrası hep aynı: Bekleyenin ´Hani sonbaharda buluşacaktık. Hazan geldi geçti, sen gelmez oldun´ sızlanmaları... Beklenenin ´Geliyorum az kaldı´ oyalamaları...
Bittiğini bile bile işi uzatmalarÿÿÿ; söyleyemedikçe hepten batağa saplanmalar... Terke makul bir gerekçe ararken hepten çarşafa dolanmalar... Veda konuşmasında süslü iltifat cümlelerinin arasına, o cümleleri hiçleştiren mayınlar serpiştirmeler... Üzgün görünmeler... bağış dilenmeler... ´ama kaçınılmazdı´ demeler...´Sözünden caydın´ yakınmalarını ´Sen de eski sen değilsin. Degişmişsin´ diye göğüslemeler.. ...asıl kendinin değiştiğini bilmezden gelmeler...
Ve son sahne: Terk edenin o mahçup ´Gönlüm başkasında´ itirafına karşılık terk edilenin kırık çalımı: ´Uğurlar olsun! Ben yoluma devam ediyorum.´ İhanetler hep böyledir: İlki, bir yenisine gebedirÿÿÿ; ikincisi daha az acı verir. Ondan sonra dur durak yoktur:
Güvenilmez aşık, sevdikçe kıran,gezdikçe ardında bir kırık kalpler mezarlığı bırakan bir dervişe döner. Artık acılara hapsolmuştur: Buluşmak istedikçe ayrılacak, birleşmeye çalıştıkça parçalanacak, sonunda terk ettiklerinin ´ah´ı tutup terk edildiğinde mukadder yalnızlığına kapanacaktır. (ark.K.paylaşım için çook çoook tşkrlrle
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
16:44:28
|
|
|
KANAMALI BIR RUH ICIN ACIL BAYAT KAN ARANIYOR!.. Kotu bir oyun bu... beni hep çıkmazlara sürüklüyorsun... ruhumdan uzak tut hınzır oyunlarını... hiçbir şey gerçek değil... hicbir şey olması gerektiği gibi, Hiçbir şey olması gerektiği yerde değil... Ben de, sen de... Biliyorsun bunu... O tepenin üzerinde oturuyor ve kaygısız düşler kuruyorum, yasam, Yasam yalnızca kaygısız düşlerimi solduran realizm taraftarı diski parçacığı... Onlar sihri göremiyorlar ve bu yüzden gördükleri olur olmaz absurdlukleri sihir sanıyorlar... Öylesine körler, öylesine somutlar ve Öylesine gerçekler ki, midemi bulandırıyorlar... White lion dinliyorum... Ve bu tiniyla bulunduğun boyuta gelip seninle sonsuza dek dans etmek istiyorum... Bir tek ben değilim... Bir tek sen değilsin... Bir tek biz değiliz görmekten, duymaktan ve bilmekten yakınan, Tanrı` ya, Yanıtsız bırakacağını bile bile sorularla dolu kanlı mektuplar yollayan... Bu odada, bir basıma acıdan parçalanırken ruhum, kaygısız gibi görünmekten mazoşistçe zevk alıyorum... O odada, bir başına, acı çekiyorsun... Sen de... Neden gözlerini kaçırıyorsun durmaksızın... Ruhuna yapışan sızıyı görmelerine izin ver... Oldukça fazlayız...
Bu kentte, gece yarıları, isIklari açık, yüzlerce tedirgin ruh sancı çekiyor... Çokluğumuz, yalnızca ruhlarımızın kanamasını artırıyor hepsi bu... Zihnime yansıyan kurguları sayıklıyorum... O, kurgularımın uzağında öylece gülümsüyor son fotoğraflarında... "küçük çocuk ağlama, uyursun ve uyandığında hepsi geçer"... Soluk düşlerin arasından gündüze uyanıyorum, Tanıdık gülümseyişler üzerime üzerime geliyor, Sırf öyle olması gerektiği için ya da toplum bana bunu dikte ettiği için, Konuşuyor, gülümsüyor, yasıyor ve oluyorum...
Bu oyunun dışına hapsedilmiş bir izleyiciyim, İçeri giremiyorum, dışarı da çıkamıyorum... İki boyut arası sIkisip kaldım... Hayat, olum... Başka şeyler bulmalısın artik Tanrı(m)...
Bu kavramlar oldukça klişeleşti... Dengemi yitirdim... Bu absurd kurguda yer almak oldukça canimi yakıyor, silik düşler biriktiriyorum, isimsiz, uyduruk adreslere postalıyorum düşlerimi... Cevapsız... Sorular biriktiriyorum ayyaş gecelerime... Uykular biriktiriyorum huzurlu günlerime... Uykusuzum, ayığım, bedenim sağlıklı, ruhum verem...
Küçük mutluluklar biriktiriyorum, İleride benim de büyük bir mutluluğum olması için... Geri dönmek... Artik... Beklemiyorum... Sadece yürüyorum o Los sokağın neonları arasında bir siluete dönüşene dek... Sen, uyuyakalıyorsun hep hikâyemin son paragrafında... Ben ruhuma bayat kanlar biriktiriyorum... Sönük düşler, kuşkular, özlemler, erdemler, Erdemsizlikler, hezeyanlar, kâbuslar, kirik ümitler, tınılar, cesetler biriktiriyorum... Yüzüme anlamsızca bakınan gözler biriktiriyorum, Ruhumu acıtan tümceler biriktiriyorum... Uykusuzum... Uykusuz ve eksiğim bu kentte... Gülümseyen yüzünün tezatinda, kötücül kahkahalar savuruyor yasam...
Kanamalı bir ruh için! EVET! Tam da simdi... KANAMALI BIR RUH ICIN ACIL BAYAT KAN ARANIYOR! Sıtmalı tümcelere gereksinim duymadan söyleyeceğim; HAYAT! YARISMAK DEGIL, YALNIZCA KAZANMAK ONEMLIDIR! Bu absurd oyunda, biteviye kaybedeceğimizin bilincinde soluksuz ilerliyoruz... Bilinç NEREDE? Ruhunuz nerenizde takılı kaldı?
Yasam nerede, bu mekanik ölüler cehenneminde? Ne zamandır uykudasınız? Çocukluğunuza özlem duyuyorsunuz, Finans bültenlerinde ruhunuzun son parçasını da yitirirken... Gökyüzü nerede? Martıları ne zamandır görmüyorsunuz?... İyisi mi devam edin öylece... Bizler, nasılsa silinip gideceğiz...
yazar??
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:24:36
|
|
|
sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep... Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan… Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz çözüldüm…
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|