|
| Gönderen | Mesaj |
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
17:36:00
|
|
|
|
Nerdesin hiç bilmedim, ne teninde battı, ne gözlerinde doğdu güneş. Oysa hep göğsünün sıcaklığı vardı yanağımda. Ellerimi hiç başı boş...
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
17:43:17
|
|
|
Bir bilsen ne çok denedim gecenin koynuna sevdamı bırakıp gitmeyi,bir bebeği cami avlusuna bırakır gibi.... Yinede dayanamadım seni üvey yüreklere emanet etme düşüncesine... Kaç sefer düzenledim kendi içimde,seni kalbimden atmak için.... Ama her gidiş aynı yöndeydi sana ulaşmak üzere... Anladım ki gözlerim rehindi gözlerinde...Aşkın zincirdi bileklerimde ve yüreğimde.... Oysa bir görüşlüktü yüzün yıllara yetecek kadar...bir dokunuşla erimek gibi imkansız,bir kıvılcımla tutuşuvermek gibi ani ve geçici saman alevi gibi... Bakışlarımı kaldırmaya cesaret edememiştim hiç o son görüşüde yitirmemek adına Sen ise o son görüşüde yanına alıp gittin. Ayrılığa gecikmiş mazeretler biçerken farkettim,bir yanımın uzun süredir acımakta olduğunu.... Kendimle cenk ederken,matemi saplıyordum yeşermiş sevgilerin orta yerine. Akacak gözyaşı olmuyorsun gözlerimde uzun zamandır.Sanırım acıyı sen diye sevmeye başlamıştı kalbim... Artık isimsiz gidişlerinin dönüşünü beklemeye tahammülüm yok benim. Sızımı bir kenara bırakıp yola düşmek zamanı geldi de geçiyor belli ki... Şimdi siyahla kefenleyip derin kireç kuyularına atıyorum sana dair pembe düşlerimi... Ve senin virgüllerine meydan okuyup,keskin bir nokta ile bitiriyorum hayatımda `SEN` le başlayan tüm cümleleri
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
18:03:38
|
|
|
nasıl becerebiliyorsun heryerde olabilmeyi ??? bu bir marifetse eğer, NEDEN BENİM YANIMDA DEĞİLSİNKİ !!!!!!! ama gelmedin, gelemezdin belki de. gelmeyede hiç niyetin yoktu aslında... kendimi kandırdığımı anladığımda AĞLIYORDUM
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
18:04:24
|
|
|
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
18:05:16
|
|
|
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
14:02:44
|
|
|
Sana bilmem ki hangi mehtaplar vurgundur sana.. hangi sevdalar boyar yağız saçlarını hep böyle deli midir yolların ve kapında bir viraneyle mi biter sevdaların gözlerde kurşun gibi bekler seni iklimler.. hasretin ölümüdür gecenin.. tenin sürükler peşinden şehirleri.. yalnız ellerin okur suların dilini.. çilekeş gecelerin ardından, gözlerine türküler yakılır. senle biter her düş seni özler tüm gemiciler.. yüreğim bir çaresiz kaptandır gözlerinde.. sana yazılır tüm şiirler;şiirleri okuyan ben.. gözlerimden düşen her damlada;ağlayan ben,ağlatan sen.. ve yine... sana yazdım bu şiiri ..sadece sana!!
Şule Betül Tuncer
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
14:56:04
|
|
|
|
saygılar efendim
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
14:57:39
|
|
|
Saygı sevgi bizden olsun,
nasılsın sevgili Yiğit, hoşgelmişsin..
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:17:36
|
|
|
TŞKLER EFENDİM .TÜM MUTLULUKLAR SİZLERLE OLSUN YANAKLARINIZDAN TEBESSÜMLER EKSİK OLMASIN SEVGİLİ BÜYÜKLERİM
|
|
|
12 Mayıs 2008 Pazartesi
09:27:23
|
|
|
Ne Gerçeksin Ne Rüya
gece her yanı sarmış ayaza kalmış istanbul;üşüyor öksüz kalmış ağaçlar;ağlıyor saçların ayaklarıma dolanmış gözlerin ellerime kelepçe bembeyaz bir ferman kalbimde
seni özlüyorum
güneş doğuyor içimde bir lodos,kucağında bulutlar getiriyor gözlerim yaşlı anılarla doluyor küçücük bir kar tanesi avucuma düşünce gözlerim açılıyor bir bir gidiyorsun....
|
|
|
12 Mayıs 2008 Pazartesi
13:28:09
|
|
|
BEN ONU GÖRDÜM Bakmayın siz onun kırlaşmış saçlarınaBen onu gördüm, bilmem hangi tarihteKüçük bir çocuktu dolaşan, hüznü germiş yüzüne,Küçük bir çocuk, İstanbul’un bir kenar semtinde Değmemiş gönlüne sıcak nazlayan sözler,Değmemiş seven okşayan eller, pek tenineRengârenk bir demet güzelliğindeki yüreğini,Tutmuş yerleştirmiş bir rakı kadehine Tembellik sanmayın siz onun uykuya düşüşünüBen onu gördüm, Kâbe kalabalıklarındaYıkıntılarının arasından çıkıp gelişiniBu tuzaklı şehirde, ite kaka yürüyüşünü Bakmayın siz onun çekip çekip gitmelerineBen onu gördüm nice işsiz duraklardaKendini liğme liğme edip bekleyişiniDost belki gelecek, sevgili belki sevecek Aldanmayın siz onun iki kollu gözüktüğüneO ahtapot misali sarılmış sevdiklerineBir kolu koca, bir kolu evlat ve bir kolu insanYaşama çabası boynunda kolye,Gülerek ölmeyi bilen, ufak bir adam
|
|
|
12 Mayıs 2008 Pazartesi
13:32:15
|
|
|
BEN ONU GÖRDÜM Bakmayın siz onun kırlaşmış saçlarına Ben onu gördüm, bilmem hangi tarihte Küçük bir çocuktu dolaşan, hüznü germiş yüzüne, Küçük bir çocuk, İstanbul’un bir kenar semtinde Değmemiş gönlüne sıcak nazlayan sözler, Değmemiş seven okşayan eller, pek tenine Rengârenk bir demet güzelliğindeki yüreğini, Tutmuş yerleştirmiş bir rakı kadehine Tembellik sanmayın siz onun uykuya düşüşünü Ben onu gördüm, Kâbe kalabalıklarında Yıkıntılarının arasından çıkıp gelişini Bu tuzaklı şehirde, ite kaka yürüyüşünü Bakmayın siz onun çekip çekip gitmelerine Ben onu gördüm nice işsiz duraklarda Kendini liğme liğme edip bekleyişini Dost belki gelecek, sevgili belki sevecek Aldanmayın siz onun iki kollu gözüktüğüne O ahtapot misali sarılmış sevdiklerine Bir kolu koca, bir kolu evlat ve bir kolu insan Yaşama çabası boynunda kolye, Gülerek ölmeyi bilen, ufak bir adam
|
|
|
12 Mayıs 2008 Pazartesi
14:44:27
|
|
|
Fosil Sevda
Başkalarıyla yaşamak istedikçe değer kazanıyor senin sevdan Esneyişlerin kalbimeymiş, boşluğa değil sıradanlığın bile muhteşemliğinmiş, basitliğin değil.. Tarifi imkansız duygular içerisindeyim Elde edemeyeceğimi bile bile yaşamaya çalışırken varlığını Ansızın bir taş oluyorum, değeri anlaşılmayan Eziliyorum sonra cüzdan sevdası yaşayanların ayaklarının altında.. Susarak haykırıyorum çaresizliğimi, var gücümle bağırıyorum sessizce.. Ucu olmayan bir kalem oluyorum sonra Ne hissettiğimi bildiğim halde yazamıyorum bir türlü. Kurumuş bir ağaç budağından yeniden filizlenmiş bir çiçek gibi, tutmak istiyorum sevdanı yaşamak istiyorum yalnızlığını. Sana açmak istiyorum bütün çiçeklerimi.. Artık seni her hissedişimde Buluşmak istemiyorum yalnızlığımın sokağında kahrolmuşluğumla Uçsuz bucaksız bir başlangıcım şimdi Huzurunda huzursuzlandıkça huzurum çıldırasıya özlüyorum hoş sohbetini Aşk musluğundan sızdıkca sevgi damlacıkları kalbimin okyanusunda boğuluyor yüzme bilmeyen ruhum. Sabrımı zorlasa da sabırsızlığım Beklerim türkü gözlüm Bir umut diyerek fosil sevdamla...
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
04:23:15
|
|
|
Beni kınamamalısın! Seni kendi haline bırakmamın nedenleri var elbette, Sezgilerimden yola çıkıp, deneyimlerimle var olup, en çok ama en çok düşlerimi sevmem yüzünden! Akşamları yüzünde oluşan masum ve çaresiz gülümseme içimi yormuyor mu sanıyorsun? Dallarını göle uzatmış bir ağaçtan bir yaprak düştüğünde o göle, dalgalanır su ve yansıman yitirir netliğini, sen bile tanıyamaz olursun kendini. Güzelim, aşkım, en eski yalnızım benim, bu romantizm ve bu kayboluşlarla sürüp gidecek hayatımız! Bana gönderdiğin o büyük tutku, bizim olamayacak kadar bende kaldı desem, işe yarar mı?
“gece, yeniden küçük bir kız çocuğu, kaldırımlarda üşüyen yağmuru yüreğiyle bölüşen”
Beni kınamayı başka zamanlara savur! Kendime işlediğim cinayet kadar yakınsın bana, bilmiyorsun henüz,
Elim yaralı Ölümse yarım...
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:28:27
|
|
|
Yaşamak Cesaret İster
Oscar Wilde’nin söylediği gibi birçoğumuz yalnızca günü kurtarır, Varolmak ile yetinir, ve kendi ağırlığı altında ezilir. Değiştiremeyeceği gerçekleri oldukları gibi kabul etmek ve bu değişmezlin düzeninden kendine yeni bir yaşam sevinci yaratmak da yürek ister, değiştirebileceğini değiştirmeye çalışmakta..
Sanıldığı gibi insanın korku kaynağı dünya, insanlar, yaşamın zorlukları benzeri şeyler değil, bizzat kendisidir. İnsan kendi duygularından, kendi zaaflarından, kendi acılarından, kendi coşkularından ürker, yaşama her dokunduğunda; duygularının alevlenip onu yakacağından çekinir. İşte bu yüzden kaçar yaşamdan, aşk tan, öfkeden, hareket’ten, sevinçten, sevgi’den ve kendisinden kaçar.
Korkuları yüzünden yaşayamadığı bir hayatı taşımaktan yorularak, kendisine uydurdugu binbir mazeretle yasama arkasini donmeye, gizlenmeye ugrasip, gizliden gizliye yok olmaya cabalar. Kendinden başka kimsenin delemeyeceği bir zırh koyar hayatla arasına. Korku’nun en yakın dostu acımaktır böylece insan yaşamdan korktukça kendine acımaya, zavallilastirmaya baslar. Yaşam ile yüz yüze gelmektense ağır ağır yok olmayı seçer. O korktukça azalır gücü, korkuyla yaralanan bedeni artık en küçük dokunuşlarda bile acı ile inler, her acıda korkusu biraz daha artar ve girdap gibi içine çeker onu güçsüzlük, kendi korkusuna kader der sonra, korkuyu değiştirilmesi mümkün olmayan bir gerçek, alnına yazılmış bir yazgı olarak görür.
Yeni bir aşk düşüncesi bile titretir onu, kalabalıktan korktuğu kadar yalnızlık’tan da korkar, hayatın hiçbir haline dayanamaz durumlara gelir. Sırtında taşımakta güçlük çektiği hayatı, yaşamktan korktuğu geleceği ve yaşamayamadığı geçmişi arasında sıkışıp kalır insan. Zaman, insanı sancıya mıhladığında vakit geçmek bilmez. döndüğü her yanda bir düşman gibi kendi duyguları cikar insanın karşısına, mutluluk vardir hatta her zaman çok yakındadır fakat o mutluluğu değil, mutluluğun ardında sezilen acıyı görür, güzel anlarında bir sonu vardır, olaylara bu açıdan bakar ve güzel anlarında tadını çıkartamaz. Terkedilme, sevdiği kadar sevilememe korkusundan aşk’ını dahi yaşayamaz..
Yasamak cesaret ister, belki de bu yuzden dunyaya gelenlerin cok azi yasar, cogunlugu kipirdamaz bile, yasama yaklasabilmek icin tek bir adim bile atmaya yetmez cesareti. Ona sevinci gosterseniz, “ya sonra” diye sorar, aski gosterseniz,gene ayni sorudur onun aklini kurcalayan, “ya sonra”, ofke, cosku,dostluk, sevisme, baskaldiri, direnme, hep ayni soruyu surukler pesinden.”ya sonra”…Bilinmeyen bir “ya sonra” icin bilinenlerin hepsini iskalamayi kabullenir.
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:28:49
|
|
|
Ama ne garip, duygularindan, yasanacaklarin “sonrasindan” korkanlar,acidan sakinanlar ceker en buyuk aciyi, yasanmamis butun duygularizehirli sarmasiklar gibi boy atip ruhlarina dolasir, “sonrasi umurumda degil”deyip yasamla kucak kucaga gelenlerden cok daha fazla yarayi yasayamadiklari icin alirlar. Yakinip dururlar, cektikleri acilardan sozederler,aciyi da cekerler gercekten ama acidan korktuklari icin bunca aciyi cektiklerini goremezler bir turlu. Yasamanin cesaret istedigini farketmezler. Onun icin cok az insan yasar,cogunluk yalnizca gunu kurtarir, yasanmamis gunlerin altinda inleyen caresiz bir kole gibi yitik bir hayati tasir gucsuz omuzlarinda.
Kendi gerceklerimiz, kendi duygularimizdir bizi boylesine urkuten, cataldiliyle tislayan bir yilan gormus bir tavsan gibi bizi hareketsiz birakan. Ve ne kadar cok korkarsaniz, korkunuz o kadar artar.Ne kadar yasarsaniz, cesaretiniz o olcude bilenir.Yasamiyorsaniz eger, bu baskalarindan dolayi degildir.Sizi gucsuzlestiren, sizi caresizlestiren, sizi isyanlardan alikoyan degistiremeyeceklerinizi kabul etmenize engel olan, degistirebileceklerinizin ustune gitmenize izin vermeyen,sizi yasatmayan, kendi korkunuzdur.
Yaşamak, cesaret ister çünkü…
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:48:06
|
|
|
O Gözlerin Kaldı Aklımda
Gözlerin var ya o güzel gözlerin, beni benden aldı. Beni tekrar hayata bağladı, Gözlerin var ya o ilk bakisin, bende kalışın, hani gözlerinle beni sevdiğini anlatışın, hep aklımda kaldı. Gözlerine baktığımda, bir an dünyadan uzaklaştım O an tek sana baktım, o kadar güzeldi ki o kadar masumdu ki gözlerin. Farz et senin gözlerin bir şelale gibi, durmadan akarsu, ben ise o şelalenin içinde kendimi bırakıp dalgalanıyorum. Farz et gece olduğunda o yıldızların arasında ışıldayan tek yıldızım senin gözlerin. Seni sevmek: benim boynumun borcu, sana değer vermek:Yüreğimin korkusu Sana alıştım ve bağlandım derken: O GOZLERIN KAYBOLDU....
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:59:58
|
|
|
gözler kalbin aynasıdır derler ve de yalan söylerler
bizleri aldatan o çimen yeşili gözler degilmi.
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
13:01:12
|
|
|
  
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
13:05:03
|
|
|
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|