Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > Niçin susar insan?

Niçin susar insan?


GönderenMesaj

Ebru (Ebruliden)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
246
26 Nisan 2008 Cumartesi 04:31:40




Niçin susar insan?

Belki de başlangıçta, konuşmadan da anlaşabildiği birilerinin var olduğunu sanmasından, öyle ummasından. Sonra bir gün konuşmayı denemiştir büyük ihtimalle, çaresiz kaldığından, ‘kendini ifade et’ kültürünün dayatmasında safça, onu anlamalarına izin vermediğini düşünüp kendisini suçlayarak.

Herkes bir gün konuşur. Konuştuğunda, sustuğundan da beter bir anlayışla karsılaşırsa peki? ‘Kendini ifade edememek’ en çok da cağımızın uydurmacasıdır. Anlamak isteyenler, buna niyeti ve kapasitesi olanlar anlar çünkü anlamıyorlarsa ya islerine öyle geldiği içindir ya umursamadıklarından ya da böyle bir yetenekleri bulunmadığından. Heidi’nin yazarı Johanna Sypri derin bir bunalımdayken eşi, anlatmadığı için mi görmüyordu sanki karısının mutsuzluğunu. O halde susmak en doğrusudur belki ve siz susarken anlamış olanlar varsa sizi, konuşacağınız kişiler de yalnızca onlar olmalıdır. Emily Dickinson’ın yolunu izlemekte ne sakınca olabilir ki yoksa? İnziva, ona atfedildiği gibi kötü bir şey midir gerçekte? Dışarıdan tuhaf görüneceksiniz diye, onlar gibi olmadığınızdan çeşitli yaftalar yapıştıracaklar korkusuyla, hırsları uğruna bedenini satanlar ya da arzuları için onları sevenleri harcayanların arasında yaşamak zorunda kalırsanız, buna zorlanırsanız daha fazla mutsuz olmaz mısınız?

Kime gösteriş yapmak mecburiyetiniz var ki? Yalnızlığınız zevk veriyorsa, içinizin zenginliği yetiyorsa, küçücük bir dünyada kocaman bir alem kurabiliyorsanız bırakın istediklerini söylesinler. Kundera’nın harika bir romanında bir erkeğin bir başka erkekten alması gereken intikamını aslında bir kadından almaya kalkıştığını görüp irkildiğinizde düşün müyormusunuz hiç:

Zekası sizinle ayni ‘şaka’yı paylaşmaya yetmeyenlerle ne işiniz olabilir ki?
Alıntı



Yazana zahmet vermeyen yazı okuyana da zevk vermez.
Samuel Johnson


 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
26 Nisan 2008 Cumartesi 10:34:11
burdan yigit sus  demekmi istediniz acaba dolaylı olarak

Ebru (Ebruliden)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
246
26 Nisan 2008 Cumartesi 13:50:51

 

Olur mu hiç öyle şey sevgili Yiğit,

espri yaptığınızı düşünüyoruumm...

Bilmelisin ki, tüm yazılarını keyifle okurum her daim...

Yanlış anlamalar olmamasını diliyorum,

Sevgilerimi yolluyorum..

 

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
28 Nisan 2008 Pazartesi 17:27:09

Hayat Limanından Bir Gemi Kalkar
bir gemi kalkar hayat limanından
bir çocuk düşer uçurtmanın kanatlarından


her gün hayat limanından bir gemi kalkar
bir daha geri dönmeyecekleri toplar
bitmiştir
umutlar
aşklar
o yolcular için
yok oluş başlar

bir gemi kalkar hayat limanından her gün
boş seferi yoktur
niceleri yaşarkende unutulmuştur
her unutulan biraz ölmüştür
bazılarına “ölüm kurtuluştur” deselerde inanmayın
her ölüm erken olmuştur

bir gemi kalkar hayat limanından
yaşlı gözler martı olup uçar ardından
ve bir çift el düşer günlerin yakasından

her gün bir gemi kalkar hayat limanından
o gemide bende olurum
geldiğinde o an
ben öldükten sonra(da) sizin olsun
yaşarken bana çok gördüğünüz sevgi işlemeli sözler
büyük laflar etmeyin ardımdan
biliyorum araya fazla zaman girmeden
diger ölüler gibi
ben de unutulurum
hüzün olup damlamasam ayın yarasından
sizi izlerim yıldızların arasından

bir gemi kalkar hayat limanından
bir gün ben de olurum yolcuları arasında
dosta pamuk düşmana yumruk oluşu ellerimin
yazamadığım dizeleri yarım kalan şiirimin
anılarım
bir de yaşıyamadıklarım yanımda
yalnız yaşadıklarından değil
insan yaşıyamadıklarından da sorumludur aslında
sanmayınki her pislik çıkar musalat taşında

öldükten sonra nedense herkesin sayfası beyazdır
üşütür uğurlayanları
ölüm ayazdır

rüzgârın dudağından düşmüşse türküsü
yatağında sessizliğe gömülmüşse deli dolu akan su
tepemizden sıcak sıcak bakan güneş
gökyüzü kovanında ışık veren
ve karanlıkları delen ay ve yıldızlar
ağaçlar kuşlar çiçekler
günleri dantelleyen börtü böcekler
bütün güzellikler katılıyorsa yasına
hayat limanından kalkan gemi
çocuk almıştır yolcuları arasına
kocaman acı bırakarak günün ortasına
çocuklar ki gülücük düşürür yüreklerimizin pasına

bir gemi kalkar hayat limanından
zor ilerler dalga dalga gözyaşlarından
ne yâr koynuna benzer
ne de ana rahmine
onlar kadar sıcak değil topraklar
ama dalında kalmaz yapraklar

her gün hayat limanından kalkar bir gemi
yoktur boş seferi
giderseniz bir daha dönemesiniz geri
ve orda bulamasınız sevgileri
ertelemeyin yaşamak istediğiniz güzellikleri


hayat limanından her gün bir gemi kalkar
gözyaşlarına çarpa çarpa yol alır
sonsuz ayrılıklar
ardında kalır

gidene bir daha asla ulaşılmaz
(ve) ölüm paylaşılmaz
sesimde hüzün var
hayat limanından bir gemi kalkar

insan ölüme ilk adımını doğduğu an atar
herkes düşer yaşam sevdasına
bazısı özenilecek bir yaşam sığdırır
doğum ile ölüm arasına
bazısı onurunu da satar

neden korku büyütür mezarlıklar
orda sevdiklerimiz yatar
hayat limanından her gün bir gemi kalkar
herkesin ölüme bir bileti var

Kamil Aydemir

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
28 Nisan 2008 Pazartesi 17:27:56

!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!...Sevg- - i Geçer Kapı Önünden ......!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Evin önünden bir aile geçer, hafta içi her sabah. Tanınmadık, bilinmedik bir aile… Bir anne, bir baba ve bir çocuk… Anne, sıkıca tutar çocuğunun kolundan. Dikkatle, özenle… Babanın eli de çocuktadır. O da aynı özenle hareket eder. Bir de sırtında, çocuğun okul çantasını taşımaktadır. Sanki kaldırdığı yük, çantadan daha ağırmış gibi, yavaş yavaş atar adımlarını.

Evin önünden şefkat geçer aslında, hafta içi her sabah. Bir anne şefkati, bir baba şefkati geçer kapının önünden. Yavrularına duydukları şefkatin bir cilvesidir beklide asfalta yansıyan. Bir şulesidir, bir damlasıdır belki de… Sonra her sabah umudunu yeniden sırt çantasına koyan bir babanın: "Ha gayret yavrum az kaldı" diyen çırpınışları duyulur uzaktan uzağa. "Ha gayret kızım az kaldı."
Evin önünden merhamet geçer bir de, hafta içi her sabah. O küçüğü sabırla okula taşıyan anne ve babanın duyduğu merhamet değil de nedir başka? Acımak değildir bu davranışın adı. Yaratıcıdan edilen emanete sahip çıkmanın, emaneti korumanın yansımasıdır bizlere.

En doğrusu sevgi geçer evin önünden, hafta içi her sabah. Sevgi el takınır, ayak takınır, geçip gider sokağın içinden. Sevgi bir anne ve babanın yüreğinden taşıp, küçük bir çocuğun okula gidemeyen ayağı oluverir, tutmayan elleri oluverir o anda. Okula gitmeye çalışan çocuksa, kendisini sevgiyle saran ellerle tutunur hayata.
Her sabah aynı azimle, aynı sadakatle okula giden ailenin adı: "Sevgi"dir, bundan sonra. Baba, engelli yavrusunu sevgisiyle kucaklarken; anne, şefkatini damıtır yavrusunun yüreğine. Merhamet, kol kanat gerer ailenin üstünde.

Evin önünden, bende geçerim bazı sabahlar. Ve sevginin sıcaklığını hissederim çok kereler, yüreğimde. Sevgiyi öğrenmeye çalışırım bu tablodan, şefkati daha çok duyumsamaya çalışırım zerrelerimde. Sokaktan geçip giden şeyin, en çok nefret, kin ve sevgisizlik olduğunu bilsem de, sevginin yeniden sokağımızdan geçeceği ümidini kaybetmemeye çalışırım yine de.
Sevgiyi diri tutmak adınadır bu direnişim. Varlığımızın sebebi sevgiyi, bir nebze de olsa kaybetmemek içindir, tüm çabam. O babanın sırtında taşıdığı ümitlerinin hep canlı olması, yavrusuna duyduğu sevgiyi yaşatıyorsa, benimde ümidim hiç eksik olmamalıdır yüreğimden. Çünkü ümitsizliklerimiz sevgiyi öldürür, sevgisizliğimizse dünyamızın ölümüne sebep olur.

...............İşte bu yüzden, bizim de sevgimiz, hiç eksik olmamalıdır yüreklerimizden…....
SEVGİNİN BARIŞIN VE MUHABBETİN OLDUĞU GÜL DÜNYASININ SEVDALILARINA SELAM OLSUN

Ebru (Ebruliden)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
246
29 Nisan 2008 Salı 02:00:33

 

8.10 Vapuru

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kıs çiçegi
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İsinden memnun degilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüsler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul sarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dagınıklıgı var
İkide bir elini basına götürüp
Rüzgarda dagılan yalnızlıgını
Düzeltiyorsun.

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemedigin sözcükler var
Küçücük seyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemedigin sözcükler var.

Cemal Süreya

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
29 Nisan 2008 Salı 13:58:49

Nerdesin




Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşığıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgârlara karışıp gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben.
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana: -Gel desin.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
29 Nisan 2008 Salı 16:59:23
YÜZLERİN VE GÖZLERİN RENKLERİ FARKLI FARKLI OLSADA AKAN GÖZ YAŞLARIN RENGİ HEP AYNIDIR............BAKTINIZMI_?

Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla birşeyler atan bir adama rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder.

“Niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden ki?i “yaşamaları için” yanıtını verir.

Adam bu defa “iyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları atmanız neyi değiştirecek ki?” der.

Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir.

Hiçbirimiz herkesin hayatını değiştiremeyiz, ama en azından bir kişinin, yalnızca bir kişinin biz var olduğumuz için daha iyi halde yaşamasını sağlayabiliriz.

GÜNEŞİ GÖRMEK İSTİYORSAN GÖLGEDEN ÇIK...

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
29 Nisan 2008 Salı 17:12:23
Harika bir yazı Yiğit

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
29 Nisan 2008 Salı 17:16:57
örnek aldıgım insanlardan birisiniz mahmut hoca  ya pardon abdulllah hoca

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
29 Nisan 2008 Salı 20:05:57
Teşekkür ederim yiğit.nemli değil,Mahmut hocada bizim örnekaldığımız öğretmenlerdendir

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
30 Nisan 2008 Çarşamba 05:50:18

 

Bir anıt yapmak için tırmandığım dağda sen
Çekicime ilk değen taşların içindesin.

Başarısız kimsesiz, gizlice ağladım mı
Ağzıma tuzu değen yaşların içindesin.

Uzaktan her kımıltı senden bir haber bana,
Arkası bana dönük bakışların içindesin.

Çiçeğimi ansızın meyva yapan yazların,
Dallarımı koparan kışların içindesin.

Canımda çınlar sesin; her yerdesin, nerdesin?
Gündüz gece yaptığım işlerin içindesin.

Rüyama başkası da giriyor zaman zaman,
Sen uyanık gördüğüm düşlerin içindesin.

 

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
30 Nisan 2008 Çarşamba 14:51:33
UNUTTURAMAZ HİÇ BİR ŞEY BİZE ’’


Her şey güzel, gönüller güzel! Vardır belki bizim gibi, mutluluk dilenen garip çingene?
Aşkı sorsak kendimize, ulaşırız tatlı geleceğe. Savrulsa ruhlarımız karanlık geceye…
Yüreğimiz heyecan duysa, çarpsa yeniden, çıkacak gibi olsa yerinden birden bire,
Arzulara yenik düşsek; coşkulara, heyecanlara kapılsak her an, ayrılmasak bir an bile,
Tutuşsak, yansak umudumuza çare bulsak. Hiç ama hiç ayrılmasak, varsak ümitlerimize!

Anılar var geçmişin pembe hayallerinde ama unut bunları, gel gidelim yeni hayallere,
Canın istiyor beklide estirmeyi içindeki fırtınayı, sonsuz sevdanın gizemli âlemlerine,
Istırap çekmesin gönlün, kimse yaşlar akıttırmasın, umutla bakan o güzel gözlerine…
Muhakkak ömür bitiyor ama kalan anları coşkuyla yaşa, kapatma gönlünü hapislere.
Alışkanlıklarını unut, yeniden doğ, yaşamı yeniden öğren, söz dinlet içindeki kelebeğe!
Sonsuz heyecan duy, arzula, varsın uçsun gönlün, gerçek ötesinde müthiş hayallere;
Issız gizemli ada misali olsun gönlümüz, kimse varmasın adamızdaki sıra dışı güzelliğe.
Zaman hancı, biz yolcuyuz unutma güzelim! Mutlu ol hep. Varmanı diliyorum sevgiye…

Vakit geldi geçiyor belki de, suskunluğu bozmak gerek. Çığlıklarımız yükselsin göklere!
Evet diye haykırmak istesek, heyecan duysak, coşsak, uçsak, arzuyla yansak kime ne?

Gönüller hep umut dolu, istiyor, arıyor; ümit istasyonuna gelen trenin umut çığlıklarını!
Ürkek olmasın adımların, yürü, durma, koş. Bizlere gelecek ufukların aydınlık yarınları…
Zaman duracak, hissedeceksin titreyen ellerini ve geride kalan umutsuz yalnızlıkları,
Ey tatlı melek, bu anlatılanlar boş diye düşündüğünde bile! Bulamayız yep yeni sabahları…
Lavlar fışkırsa, yansa kül olsa evren; Unutturamaz hiç bir şey bize geçmiş hatıraları!



SAYGI VE SEVGİLERİMLE

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
30 Nisan 2008 Çarşamba 15:04:08
http://www.ortanokta.com/ilkbaharla/blog/blogid=1217420#blog
Yıllar mı hızlandı yoksa?
Ne çabuk geçiyor upuzun günler geceler
Daha dün gibi derler ya hani
Meğer herkes kurarmış böyle cümleler...

Vakit geçmek bilmezdi oysa
Hangi ara koptu yaprak yaprak takvimler?
Akarken biriktir derler ya
Kasam boş, kalbim kırık, elde yine hüzünler...

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddersen
Gururdan mı nedendir artık
E sen gel kendini alt edersen

Evimi ocağımı, yuvamın sıcağını
Yarimin kucağını bıraktım
Her günahın tadına, dünyanın batağına
Batacağım kadar battım...

Meğer herkes tanışıyormuş birgün
Mutlaka gerçeğin ta kendisiyle
İnsan buna da alışıyormuş
İnsan dayanıyormuş bütün gücüyle

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddedersen
Gururdan mı nedendir artık
Sen gel kendini alt edersen

Evimi ocağımı yuvamın sıcağını
Yarimin kucağını bıraktım
Her günahın tadına dünyanın batağına
Batacağım kadar battım

Söz - Müzik : Sezen Aksu

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
2 Mayıs 2008 Cuma 15:23:31

 

Suskunlukla yıkadım yüzümü

Yüzümü suskunlukla yıkadığım bir zamandı yüreğimi pusuya düşüren yalnızlık. Bir mermi vızıltısı gibi gün biterdi, başlamadan tükenip giderdi aşk’a zamansızlık. Yağmurlu bir sabahın ağırlığında kurgu teorilerine saplanan masum uyanışlar kaplardı havayı. Ve özlem ne anlaşılmaz kalırdı bakamadığım aynaların avuçlarında.

Kendimden habersiz bir sevda türküsü sarardı duygularımı. Yalnızlık hep böyle acıtırmı be sevdiğim, kanatırmı içten içe suskunluklarımı. Seher yelinde hayal kovalardım,şiirlerden tutardım ellerini. Ya o gözlerin yokmu,kömür karası,benliğimin hiç durmadan kanayan yarası. Nasıl vazgeçebilirim senden. Nasıl terkedilirim sevdaya düşüren sözlerinden..
Yazarsın ama söyleyemezsin bilirim.


Ağıt yakılan diyarlarda sana hasret büyütür yüreğim. Asmışım kendimi bembeyaz bir bulutun sessizliğine. Gökyüzü gecelerime hançerli sevdiğim. Nasılda özlerim seni bir bilsen,nasılda ağlamak gelir şimdi içimden.
Yıldızlar çizerim bomboş kağıtlara,belki bir hüzün tadında yağmurlara karışırım. Alışırım belki sevdiğim,belkide toprak olur renginde sonbahara seni getiren mevsimlerle yarışırım. Alışırım dedim ya sensizliğe,inan ki çok zor.
Her masala bir kahraman gerekir diye düşünürüm. Aşk’ın kahramanı olur mu sevdiğim.


Yerde gökyüzü,dolunayda çığlık atan bir geceydi kendime ezberlettiğim. Olmayınca olan,hiçbirşeyde neye yarar,kendime kalan herşey. Anlamsız değilmi..Hayat gibi,sanki bir anda doğupta sevdaya bir anda çekip gidecek gibi kanadı kırık kuşların çektiği acılarıyla.
Sesimi duyan olmaz ki,yalnızlığı okuyan her şiir kendi sessizliğinde dün kalıyor. Kesif bir zaman bırakılıyor içime aşkın tılsımı. Bazen seni seviyorum demek bile bana yetmiyor.


Bu coğrafyada tutunduğum her geceyi suskunluk sayacağım,ben şair değilim belki,belkide ben hiç adam olmayacağım. Yazmayacağım,okumayacağım belkide,ama sevdiğim,zamanı keman tınısında anlatan bir aşk var yüreğimde.
Sensiz yapamayacağım.
Nehirleri izliyorum,ne ben uyuyabiliyorum artık ,nede düşlerime çentik atan saatler. Geçip gidiyorum karabasanlar baskısı gecelerimin tam orta yerinden. Bir ömürde tüketiyorum siyahın anlamını. Gözlerinin gözlerime her bakışında donup kalıyorum. Bu benmiyim diyorum kendime.
Aynalar cevap vermiyor sevdiğim. Ben her gün daha çok sendeki aşk oluyorum.
Beni düşündüğünü biliyorum. Bende düşünüyorum. Düşündükçe gerçek bir aşkı yaşıyorum. Daha ne olsun sevdiğim.
Rengarenk kitapları diziyorum odamın geometrik desenli halısının üzerine.


Kapıları kapatıyorum. Pencereleri açıyorum gökyüzüme. Seni çağırıyorum. Ben yaşadığım her zamana senin için parmak izi bırakıyorum.Bu sevda kendi çıplaklığından türevini alıyor yalnızlığımın. Uzatıyorum ellerimi.Sen tuttuğun anda ben yalnızlığımda kayboluyorum.

Gülüyorum,güldükçe bir bilsen nasılda çocuklar gibi seviniyorum.
Düşün diyorsun ya bana,düşünüyorum,bir sessizliği kalıyor geriye caddelerimin, ağaçların yaprakları Eylül.Nedensiz bir heyecan kaplıyor içimi. Sabaha bulutlarla yanına geliyorum.


BİRKAN ASKAN

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
3 Mayıs 2008 Cumartesi 11:28:10

Suskunluğuna Dayanamıyorum

 
Söylenmemis cümleler caldi hayatimi
Yutulan kelimeler prangaladi ayaklarimi
Çakilip kaldim 20 sinde bir bataga
Bende asirlara bedeldi her lahza
Sende susma gülüm
Birde sen kelepce takma kollarima
Sende sürme bir cikmazdan bir diger cikmaza
Çünkü tahammülüm kalmadi suskunluklara
Belki ben anlatmada yetersizim
Belki ben ifade edemiyorum kendimi
Ama bilki birtenem suskunluguna dayanamiyorum
Söylenmemis cümleler caldi hayatimi
Yutulan kelimeler prangaladi ayaklarimi
Çakilip kaldim 20 sinde bir bataga
Bende asirlara bedeldi her lahza
Sende susma gülüm
Birde sen kelepce takma kollarima
Sende sürme bir cikmazdan bir diger cikmaza
Çünkü tahammülüm kalmadi suskunluklara
Belki ben anlatmada yetersizim
Belki ben ifade edemiyorum kendimi
Ama bilki birtenem suskunluguna dayanamiyorum
Dilinden dökülenlere degil ama
Yüreginden süzüleceklere ihtiyacim var
Anliyor musun

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
3 Mayıs 2008 Cumartesi 11:34:16

Sustum Kendime

 
yıllarca anlattım ona aşkı,
anlamadı,sevemedi,
gitti uzak diyarlara..
özledim,
çook özledim.


bende sustum,
bende küstüm,
bende kalanları sesizce gönderdim,
vazgeçtim deliliğimden,
bende ona uydum,
sevmedim kimseleri..


bakışları çok uzaklardaydı,
sıyırdı geçti,göremedi..
aşkı aradı hep uzaklarda,
aşk bendeydi,ayaklarının altında,
ezdi geçti,hiç acımadı..

gülüşleri vardı,bana değildi,
susmaları vardı benimse deli sitemlerim
susmalarına..
bende ona uydum artık sustum..

onu anlamak istedim bunu yaparken,
anladım ki sevgi giderken yada yokken susulurmuş meğer..
bilmiyordum..
hep yüreğinin anahtarını aradım,
bazen kibar dokunuşlarla çaldım kapını,
bazende sende kalan kalbim acı verdi yumrukladım..
açılmadı..


döndüm,yürüdüm,sustum..
kapının ardı boştu aslında kalbimi almadın içeri,
hiç açmadın ki kapını,
sen yoktun ki aslında..
ben seni var etmişim yıllarca..

sustum kendimede,
küstüm kendimede,
yürüdüm başka şehirlere,
aşk koydum senden sonra herkesin adını,
aşk yoktu ki,
aşk bendim ki,
bunu da itiraf ettim kendime,
küstüm kendime,
sustum kendime..

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
6 Mayıs 2008 Salı 13:26:39
Aşk vitrindeki bi elbiseye benzer ilk başta cok hoşuna gider.. hergün rüyalarına girer hep o elbiseyi kendi üzerinde hayal edersin. O elbisenin senin olduğunu, üzerinde ne kadar hoş olacağını düşünürsün.. Sonra alırsın onu elde edersin giyersin; giydiğinde kendini çok süper, çok mutlu hissedersin,elbise giymek istediğinde aklına ondan başka seçenek gelmez, sadece onu giydiğinde kendini mutlu hissedersin, diğer elbiseleri giydiğinde sana hep onu özletirler.. Aradan zaman geçer seni mutlu eden cok sevdiğin elbisen birgün tahriş olur eskir, rengi solar,ilk günkinden cok değişmiştir, eğer o vaziyette bile onu kendine yakıştırcak bi yönünü bulabiliyosan, onu giymekten daha cok haz alıyosan ilk aldığın günki kadar o elbiseyi giymek istiyorsan AŞIKSINDIR .. Ama eğer eskidi,yıprandı,soldu die bi kenara koyarsan o elbiseyi. işte o zaman sadece hoşlanmışssındır .. Aşkda aynen böyledir insanın kişiliği ortaya cıktığında karşı cinsin birbirini etkileme içgüdüleri sona erdiğinde, karşındaki kişinin özünü tanıdığında halen onu ilk günki kadar sevebiliyorsan AŞIK OLMUŞSUN demektir. AŞK İNSANIN DIŞ GÖRÜNÜŞÜNDEN KAYNAKLANAN BİR HOŞLANMA VEYA KAÇAN KİŞİNİN KoVALANMASINDAN DOĞAN HIRS DİİLDİR,AŞK KARŞINDAKİNİN KİŞİLİĞİNE YOĞUNLAŞMA, TANIMA WE ÖZÜMSEME EWRELERİNDEN SONRA;

--- İŞTE BUDUR DİYEBİLMEDİR----

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
8 Mayıs 2008 Perşembe 06:13:47

 

Susmak kaybetmek midir?
      



Bir arkadaşımla karşılaştım akşam vakti Nişantaşı`nda. Çok yıllar
var görmemiştik birbirimizi. Boş caddelerde hızla yürüyerek
randevuma yetişmeye çalışıyordum, seslendi arkamdan "Az kaldı seni
tanıyamayacaktım, saçların değişmiş" dedi. Ben de onu tanıyamazdım
seslenmeseydi, onun da saçları değişmişti, artık yoktu saçları. Uzun
süredir yurtdışındaymış, evlenmiş pek mutlu değilmiş ve iki çocuğu
varmış.


Biz henüz 20`lere tırmanıyorken flört etmeye çalışmış ama
becerememiştik Başkent`in o zamanlar puslu ve nefes alınmayan soğuk
karanlıklarında.


Ben onun benden pek fazla hoşlanmadığını düşünürdüm, Ankara gibi
soğuktu konuşmazdı pek. Onunla buluştuğumuzda gözlüklerimi
takmazdım, utanırdım kocaman camlarından. O da gözlerimi kısarak
baktığım için beni `şirin` bulurdu. Oysa ben daha net görebilmek
için iyice kısardım gözlerimi ama asla şirin olmak istemezdim. O
yaşlar genç kızların hiçbir şekilde şirin olmak istemediği ve bu
kelimeden nefret ettikleri yaşlardır çünkü. Zaten ben de, bizim
lisede basketbol oynayan çöp gibi bacaklı upuzun bir çocuğu
beğenirdim.


***

Ben yıllar sonra eski arkadaşımla karşılaşınca gideceğim randevuyu
falan unuttum ve hemen ilk gördüğümüz kafeye daldık. Karşılıklı
iltifatlar edildi "Efendim hiç değişmemişiz, hiç yaşlanmamışız
falan", sonra birer Türk kahvesi ısmarladık. Artık konuşan bir adam
olmuştu. Bana görüşmediğimiz ve haberleşemediğimiz yılları öyle
tatlı özetledi ki, sanki hiç ayrılmamışız gibi hissettim.


Aynı mahallede otururduk, aynı okula giderdik. O zamanlar Ankara`da
pek bir meşhurdu Deneme Lisesi. Benden iki yaş büyüktü. Laf döndü
dolaştı, bizim hiç yaşanmamış aşkımıza geldi. Herkes kendi yolunu
çizdiğinden, sevdiğini-sevmediğini bildiğinden, nereye gitmek
istediğini hedeflediğinden ötürü; eski aşktan konuşmanın bir
sakıncası yoktu.


"Seni sevdiğim kadar hiç kimseyi sevemedim bir daha, bunu sana asla
söyleyemedim, utandım"...


Yanlış duyduğumu sandım, öyle anlamsız bakınca tekrarlamak zorunda
kaldı.


Ben onu severdim, zaten benimle ilgilenmeyince ben bugünkü zevkimin
temellerini atacak bir girişimde bulunmuş ve basketbolculara
yönelmiştim! Kalbim onu görünce çarpmayı bırakmamıştı ama. "Hala
gözlerini kısıyorsun" dedi. Kalbim, genç kız kalbi oldu, uçmak
istedi, yerinden fırlamak istedi; bırakmadım.


***

Attila İlhan ölünce ağlamış, beni düşünmüş. "Gözlerin gözlerime
değince, felaketim olurdu ağlardım. Beni sevmiyordun bilirdim, bir
sevdiğin vardı duyardım. Çöp gibi bir oğlan ipince, haylazın biriydi
fikrimce..."


Zamanında konuşmayan insanlardan nefret etmek için bir nedenim daha
olmuştu işte. Ya şimdi konuşulmalı ya ömür boyu susmalı;
bana `keşke`ler yaşatmak da nereden çıktı şimdi? Deli kalbime inat,
içimdeki "Bunları şimdi neden söylüyorsun, neden o zaman söylemedin,
yaşanamayan bir hayatın hayalini bana kurdurmaya utanmıyor musun"
çığlıklarını bastırarak, gülümsedim. "Ne şirinsin" dedim. Eli elimin
üzerindeydi, çektim. Sıcacıktı ama ısınamadım; yalan söylediğini
düşündüm, sahtekâr olduğunu. O da benim ne kadar soğuk olduğumu
düşünsün istedim, bir zamanlar onu kıskandırmak için "Çöp gibi
incecik bir haylaz çocukla çıktığımı" bilmesin istedim.


O yıllar önce susmuştu, ben şimdi susacaktım.

Bazen yollar isteseniz de kesişmiyor, iyi mi kötü mü bilemem?
Kaybetmek mi?
-----------------------------


 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
12 Mayıs 2008 Pazartesi 10:42:36

Rumeysa`ya



Suskunsam,
Ve ağlamıklysam,
Gidişime ver birazda.
Hiç ağlamadım karşında,
Hiç incinmedim.
hiç bir zaman dilenmedim kapında.
Ve gözlerim ayarlı kaldı,
Kaybettiklerimin kanamalı dudaklarında.
Yüreğim dün gece yine sıcaktı.
Üstelik İstanbul deli gibi ıslaktı...

Suskunsam,
Ve yaralıysam,
Çaresizliğime ver birazda.
Hiç rastlamamıştım gözlerine,
Şehrimin ışıklı tabelasında.
Kalbimi bul diye sabahlıyorum artık
Soğuk bir tren garında.
Elvedaların çınlıyor güzel,
Kulaklarımın zarında.
Dün gece beni saran ıssız bir kucaktı.
Üstelik İstanbul deli gibi ıslaktı...

Suskunsam,
Ve kararlıysam
Çocukluğuma ver birazda.
Çünkü hiç bir çocuk
Oyununun bozulmasını sevmez.
Hiçbir ölüm
Almak için bir canı vakti beklemez.
Dün gece bütün dileğim
Hayalinin ellerini tutmaktı.
Çünkü İstanbul deli gibi Islaktı...

Sayfa:1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa