|
| Gönderen | Mesaj |
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
17:35:06
|
|
|
|
!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
17:43:54
|
|
|
Bana Seni Yazdıran Yarım Kalmışlığındır.....
Bu gece yokluğunun dökümünü yapıyorum. Aylar önce sensizliğe yazdığım şiiri okudum, bir de dün gece yazdığımı... Hiç fark yok... Neden azalmıyorsun bende? Neden gidişin dün gibi? Neden sana yazdığım her yazı, hep aynı yerde tıkanıyor? Ben bugüne kadar kimseyi yokluğunda bu kadar önemsemedim... Kimseyi yokluğunda bu kadar özlemedim... ve şuna emin ol; hiç kimse, yok’ken bu kadar sevilmedi... Benim karşıma “aşk” diye bu sonucu çıkaran, yarım kalmış’lıktan başka bir şey değil, bunun farkındayım....
Ama iyi ama kötü, bitmeli her hikaye! Sen bitmedin..... Bitmeyensin... Ayrılığın adını koyamadık sevgilim. İşte bu yüzden kopamadık birbirimizden bir türlü...... Ben yarım kalan ve adı konmayan hiç birşeyi unutmam... unutamam..... içimde sızısı kalır. Ya herşey yaşanacağı yere kadar yaşanıp sona ermeli ya da ayrılık sözkonusu olduğunda bir daha kimsenin çıtı çıkmamalı! Biz bunu başaramadık, ayrılamadık! Sen yaşanıp da bitseydin eğer hatrıma gelmezdin. Seni bu kadar yazılası yapan, yarım kalmışlığındır.....
O gecenin sabahında, ayrılığın aklına nerden geldiğini biliyorum... Anlamıştın benim soyut’ a tutkun olduğumu... O yüzden gittin kim bilir... Sevilmek için, güzel hatırlanmak için, kayıplara karışmayı tercih ettin... haklıydın belki de... Olağan hiç birşeyi sevemedim ben hayatım boyunca..... Herkesin, her an yaşadığı hiç birşeyi benimsemedim... Ben yaşadığım hiçbir aşkı hayatın akışına bırakmadım. Bunu yapanlar her zaman kaybeder... Zaman denilen kavram düşmanıdır aşkın... eğer ortada aşk denen bir şey varsa, ne yapıp edip zamanı durdurmalı. Biz bunu başaramadık.... oysa bu o kadar zor bir şey değildi sevgili... Farklı bir dokunuş, ağızdan çıkan ve bugüne kadar kullanılmamış bir söz yeterdi zamanı durdurmaya..... Ben, aşktan söz açıldığında zamanı durduramayan kimseyi sevemedim... Ondandır belki de varlığında sevemediğim insanları, yokluğunda düşlemek.... Belki de onandır, yanındaylen yüreğinin gurbetine düştüğüm bir sevgiliyi, sılasında özlemek.....
Yokluğun hiç de adil değil... beni yok ediyor, seni var ediyor sevdiğim..... Evet seviyorum seni varlığına rağmen! Üç mevsim değişti bu şehirde ama ben varlığınla-yokluğunun tezatını çözemedim... seni yaşamak istemiyorum! .... öyle bir sen yarattım ki sen yokken, yaşanıldığı an yitirir anlamını... sen yokken yarattığım sen, yasakladı sana dokunmamı... Sana düşman bir sen var içimde.... seni senle savaştıryorum, olan bana oluyor...
Tam olarak hatırlamıyorum ama uzun zaman önce bir yerden duymuştum bu sözü, “HANİ RUHLARIMIZ ÖPÜŞÜR YA? BAŞKASINDAYKEN AĞZIMIZ...” şu an varlığınla yokluğunun tezatını bu şekilde tanımlıyorum, seni senle savaştırırken mağlup olan yüreğime... Birkaç ay geçtikten sonra, daha anlaşılır bir tanım bulabilirim elbet ama şimdi gerçek olan bu; RUHLARIMIZ ÖPÜŞÜYOR SEVGİLİM...
Gidişin beni yaralamadı, aksine daha bir sevilir hale geldin... Varlığındaki seni, yokluğundaki sen kadar sevemezdim... “Keşke sen yanımda oslaydın, keşke bir şeyler yapıp da seninle zamanı durdursaydık” diye hayıflanmıyorum artık..... Her ne kadar adı konmasa da bir kopuşun, her ne kadar vazgeçmeyi beceremesek de, ayrılık ihtiyaçtandı bu hikayede.... Yazık! son sözü zaman söyleyecek... Yazık! bu sefer hayatın acımasız akışına bıraktık aşkı... Ben senden kalan ayrılığa bile yas tutamıyorum adam gibi! Bunu engelleyen senin varlığın... ben bunca zaman yokluğundaki senle hayatı paylaşsaydım ve böyle bir senle ayrılığı yaşasaydım, hiçbir şiir kolay kolay hayata döndüremezdi beni... işte bu kadar güzeldir senin yokluğun... işte bu kadar ayrılğına üzülmemi engelliyor varlığın..... VARLIĞININ CANI CEHENNEME, YOKLUĞUNU ALMA BARİ.....
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
14:09:15
|
|
|
Yitik bir ülkenin kâşifi ya da masal kahramanı gibi hissettiğimde, gerçekliği kendi dünyamın varoluşunda aradığımda, sevginin, paylaşmanın, erdemin, üretebilmenin bilmemkaçıncı kez uzağında hissettiğimde, sevgiliye dokunarak yalnızlığımı yenebileceğim bir zamanda kilometrelerce uzakta ise gül nazarlı gözlüm, yağmurlu bir gecede sokağımın arnavut kaldırımlarında yankılanan pejmurde, kimsesiz bir kedi sesi duyduğumda, hüzün sahne alıyor ruhumun seyircisiz tiyatrosunda... “Yine duygularımın eylülündeyim!” deyip geçiyorum!.. Ha gayret gülüm “Nisan’a az kaldı!”...
Ayakta durmanın gün geçtikçe zor olduğu bir iklimi yaşıyor dünya ve insanların mutluluğa, coşkuya, aşka bu iklimin coğrafyasında ulaşması her geçen gün daha da zorlaşıyor ve insanların eskisinden daha çok ihtiyaçları var birbirlerine, yaşama karşı birlikte tavır almanın o güzel ve dayanılmaz keyfini çatmak gerekiyor hüzün arsalarının tam ortasına...
Kucaklara sığmayan apalak bir umudum var... Ah yaramaz, apalak umudum ah! Ergen heveslerin peşine düşüp ne zaman aceleci bir gözyaşı damlası gibi düşse yere, hiçbir şey olmamış gibi üstüne biriken tozları silkip yekiniyor yeniden gülmeye!..
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:03:29
|
|
|
HERGÜN BİRLİKTE OLMAK GEREKSİNİMİ DUYMAKSIZIN, İNSAN HERZAMAN YENİ DOSTLAR EDİNİR.
PAPAZ OKULUNDA OLDUGU GİBİ, İNSAN HER ZAMAN AYNI İNSANLARI GÖRÜRSE, BUNLARI YAŞAMININ BİR PARÇASI SAYMAYA BAŞLAR.
BU KİŞİLERDE, BU NEDENLE YAŞAMIMIZI DEĞİŞTİRMEYE KALKIŞIRLAR.
BİZİ GÖRMEK İSTEDİKLERİ GİBİ DEĞİLSEK HOŞNUT OLMAZLAR, CANLARI SIKILIR.
ÇÜNKÜ HERKEZ BİZİM NASIL YAŞAMAMIZ GEREKTİĞİNİ BİLDİĞİNE İNANIR.
simyacı
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:04:34
|
|
|
Aynı ben yaa üşşşel
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:06:30
|
|
|
''BAZEN, BAZI ŞEYLERİ
SÖYLEMEYE HAKKIM VAR DİYORUM,
AMA SÖYLERSEM KARŞIMDAKİNE HAKSIZLIK OLACAK,
SUSUYORUM.
YİNE BAZEN, SÖYLEYECEKLERİMİ,
KARŞIMDAKİNİN DUYMA VE BİLME HAKKININ VAR OLDUĞUNU GÖRÜYORUM,
AMA BU KEZ BAKIYORUM, BENİM SÖYLEMEYE HAKKIM YOK,
YİNE SUSUYORUM.
ANCAK GÖRDÜM Kİ
OLGUN RUHLAR, SÖZCÜKLER OLMADAN DA
DUYUYORLAR, ANLIYORLAR, KONUŞUYORLAR VE PAYLAŞIYORLAR.''
SİMYACI
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:07:10
|
|
|
Ben Seni "O kucuk kiz cocugunun" Oyncak bebegini sevdigi gibi Sevecektim
DÜŞŞŞŞEEELLL
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:07:30
|
|
|
Palyaco duslere daldiginda aglar Rimelleri, Morarmis goz altlarini karalastirir. Kalbinin aci feryadini , Siyahin asilligine boyar Boyalar akar... Palyaco sadece aglar.. Yanlizken boyali guzel suratina bakar, Gozlerindeki huznu Biraz boyamak ister Suratinin renklerine uygunca Gokkusagini cizmek ister gozlerine Ama palyaco; Sadece gulen suratlar cizmeye mahkum Olamaz onun acili kanayan Kabuk baglamayan yaralari Palyaco daha cok aglar simdi Boyali surati bile sakliyamaz Bu sahte boyali gulusler Goz yaslarina dayanamaz
Kalbinin kirimi akanlar ? Yoksa ozlemlerin sitemi`mi?
DÜŞŞŞEELLL
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:08:03
|
|
|
Sensizliklerde bile hic seni oldurmek isteyecek Kadar ofkelenmedim, Sen dolu gunlerde de seninle Mutluluklardan olmedim
çünkü degmezdinki
düşşşellll
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:09:03
|
|
|
hah ha haaa ......
demek sen..
hoşgelmişsin sevgili Yiğit..
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:11:20
|
|
|
anlamadım demek sen demenizle.degişik bi,r anlam içermiş cümleniz abloş
demmek sen derken?
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:14:03
|
|
|
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:17:56
|
|
|
Aynı ben yaa üşşşel
karikatürün altına yazılmıştı... aslında ben yazıp ekleyene kadar epeyce vakit geçiyor, sorunlu net yüzünden, araya mesajlar girince anlam karışmış tabii ki Yiğitcim..
aynı ben dediğin mesajın altında olmalıydı
demek sen dediğim mesaj..
bilmem anlatabildim mi..
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:19:35
|
|
|
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:21:13
|
|
|

sen ağlamaaa
dayanamaaamm
ağlamaa göz bebeğim sana kıyamaaamm
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:21:20
|
|
|
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:22:05
|
|
|
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:22:07
|
|
|
ÖN YARGILAR
"....Önemli bir toplantida cep telefonuyla bagira bagira konusan bir kisi garibinize gidiyorsa, paradigmanizi degistirmeden onu degerlendirdiginiz için, siz yaniliyorsunuzdur.
Örnegin trende giderken, bir baba, 3 evladiyla oturup, sürekli aglayan çocuklarina hiç, susun, demeden yolculuga devam ettiginde ; siz ona ne gamsiz adam, diyebilirsiniz. Ama sorsaniz, onlar hastaneden geliyorlardir ve bir saat önce çocuklarin anneleri ölmüstür ve eve dönüyorlardir.
Prof.Covey in konusmasini dinlemeye gelen annesi, arka sirada oturan 2 kisinin toplanti boyunca sürekli konustuklarini görerek, çok öfkelenmis ve oglumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüs. Yemek molasinda ogluna, sunlarin kafasina çantami indiresim geliyor, demis. Oglu, anne o adam Finlandiyali, burada smultane tercüme yok, mecburen tercümani yanina oturttuk, demis.
Havaalaninda aktarma yapmak isteyen yasli bir hanim, uçaginin 2 saat gecikmeli oldugunu ögrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmis. Yanindaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu birakarak, okumaya dalmis. Bir ara bakmis ki, yanindaki koltugu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açiyor ve de yemeye basliyor. Kurabiyelerin kendisine ait oldugunu hissettirmek isteyen kadin, adama dik dik bakmis. Hatta cani o an istemedigi halde, kutudan bir kurabiyeyi agzina atmis. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim oldugunu artik anlamistir diye düsünürken, adam bir tane daha agzina atmaz mi. Hemen kadin da bir tane daha atmis ve bir yarisma baslamis, adam bir tane, kadin bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmis, adam onu hizlica kaparak ortadan bölmüs ve gülerek kadina ikram etmis. O sirada, kadinin uçaginin alana indigi anonsu duyulmus ve islemler için kadin bankoya gitmis. Pasaportunu çikartmak için çantasini açtiginda, ne görsün ; KENDI KURABIYE PAKETI, HIÇ AÇILMAMIS OLARAK ÇANTASINDA DURMUYOR MU ! MEGER, ADAMIN KURABIYESINI YIYORMUS.
Baskalarinin düsünce ve davranislari hakkinda hüküm verirken, elimizdeki veriler çogu zaman yeterli olmuyor. Davranislarin nedenini bilmeden çok yanlis yargilara varabiliyoruz. Covey bu örnekleri ; ayni enformasyona farkli bakis, bizim davranislarimizi belirler, diye özetliyor. Buradan yola çikarak çözemedigimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritasi) degistirmenin geregini vurguluyor.
Einstein`in bir sözünü animsatiyor : Karsilastiginiz sorunlari, o sorunlari yarattiginiz düsünce düzleminde kalarak çözemezsiniz. Çogumuzun zaman zaman yaptigi gibi, "sorunlarin içinde kaybolmak" yerine, paradigma degistirmeyi basarip, sorunlara farkli biçimde yaklasabilenler, o sorunu asma sansini da yakaliyorlar. Zaten sorunlarimizi dostlarimizla paylasmamizin nedenlerinden biri de, farkli bir bakisin, bize farkli davranabilme kapisi aralama ihtimali degil midir. Çözümsüz gibi gördügünüz sorunlar konusunda paradigma degistirmenin önemi vardir. Aslinda hayatimizi, basarimizi, mutlulugumuz belirleyen bizim kendi davranislarimizdir. Basimiza gelen her seyle onlara verdigimiz tepki ve yanit arasinda genis bir hareket alani vardir......."
Stephan Covey
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:24:12
|
|
|
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
17:26:42
|
|
|
Kendisi ile barışana ne mutlu Dün yine dilimde şarkılarla çıktım evden. Hava kapalıymış, soğukmuş ne gam. İçimde lunapark, karınca yuvasına basmamaya özen göstererek geçtim toprak yoldan. Şarkımın makamı değişti, az daha göbek atacaktım. Derin derin çektim içime kışın kokusunu, şöyle bir gerindim. Bir parka girdim sonra, mutlu mutlu yürüdüm gülümseyerek. İlerde, bir bankın üstünde kendimi gördüm. Oturmuş düşünceli düşünceli sigara içiyordum. Yanıma yaklaştım. - "Oturabilir miyim?" dedim. Bana hiç bakmadan başını salladı. - "Ne düşünüyorsun?" diye sordum. - "Karışık, sen anlamazsın." dedi önüne bakarak. Sonra sigarasından sıkı bir nefes çekip, "Çok karışık..." diye dumanları savurdu ağzından. - "Her zaman bir çözüm yolu vardır." dedim. - "Ukalâ," dedi. "Hayatım boyunca hiç derin düşündün mü sen? Hiç korktun mu? Tasalandın mı? Riskleri hesap edip planlar kurdun mu? Senin için hava hoş. Dilinde şarkılar, deli başında bahar, vur patlasın çal oynasın. Nasıl böyle iyimser olabiliyorsun?" - "İşim bu" dedim. İlk kez dönüp baktı yüzüme, gözlerimin taa içine. Ne mutlu, gözlerimi kaçırmadım kendimden. - "Yaşam nedir sence?" dedi. - "Şu andır işte" dedim. "Yani nasıl diyeyim, sur dibinde kıvırcık, kuş dilinde pütürcük, yaz gününde bürümcük. Evet evet tam olarak budur yaşam." - "Bu kadar basit öyle mi?" dedi. - "Öyle." dedim. - "Peki benim de senin gibi olmamı ister misin?" diye sordu. - "Sakın haa!" diye bağırmışım. "Sen benim gibi olursan, nerede durmamız gerektiğini kim söyleyecek bize, kim riskleri hesap edip plan kuracak? Kim korkacak, kim kızacak, kim derin düşünecek ve kim ağlayacak insan gibi? Senin de işin bu..." - "Demek ömür boyu ben böyle kalacağım, sense gülüp eğleneceksin."dedi. - "Üzülme" dedim, "Ben hep yanında olacağım. Sen kederlendiğinde sırtına vurup, `hadii boş ver, sur dibinde kıvırcık, kuş dilinde pütürcük, yaz gününde bürümcüktür yaşamak` diyeceğim. En çaresiz anında omzunda omzumu bulacaksın. Ve sen, sen sevgili ben, ben hiçbir şeyden habersiz lay lay lom düşerken hatalara, uçurumların kenarında kaygısızca seksek oynarken, yetişip tutacaksın kolumdan. O ilk kez tebessüm etti ve ilk kez gözlerim doldu benim. Sarıldım boynuma. - "İyi ki varsın" dedi. Ellerimle ellerimi tuttu sıkıca. - "İyi ki varsın" dedim. Ve işte böylece barıştım kendimle. Kalkıp hoplaya zıplaya yoluma gitmeden önce yüzüne baktım, gözlerinin taa içine. Ne mutlu gözlerimi kaçırmadım kendimden.
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|