Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > *** DİNLENCE ***

*** DİNLENCE ***


GönderenMesaj

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
30 Nisan 2008 Çarşamba 23:36:55

 

 



 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
30 Nisan 2008 Çarşamba 23:49:47

 



 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
30 Nisan 2008 Çarşamba 23:50:49

 



Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
30 Nisan 2008 Çarşamba 23:53:12

 



 



Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
1 Mayıs 2008 Perşembe 00:01:24

 



 



 

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
1 Mayıs 2008 Perşembe 00:06:44

 

 



 

bu da en güzeli.



Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
1 Mayıs 2008 Perşembe 00:42:56

 



 



 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
1 Mayıs 2008 Perşembe 18:11:14

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
2 Mayıs 2008 Cuma 12:21:01
MEYVELERİ KOPARMAK İÇİN AĞAÇLARA TIRMANIRSINIZ? > > BİRAZ BEKLERSENİZ ZATEN KENDİLİGİNDEN YERE DÜŞECEK.... > > > > NEDEN BİR KADINA AŞIK OLMAK İÇİN PEŞİNDEN KOŞARSINIZ? > > BİRAZ BEKLERSENİZ ZATEN KENDİLİGİNDEN SİZE GELECEK... > > > > VE NEDEN ÖLMEK, ÖLDÜRMEK İÇİN BİRBİRİNİZLE SAVAŞ EDERSİNİZ? > > BİRAZ BEKLERSENİZ ZATEN KENDİLİĞİNİZDEN ÖLECEKSİNİZ.... > > > > AMA<<<< ....MEYVE YERE DÜŞTÜĞÜ ZAMAN DEGİL, AĞAÇTAN KOPARILDIGI ZAMAN... > > KADIN CARESİZLIKTEN SİZE GELDİGİ ZAMAN DEGİL, KALBİNDEN FETHEDİLDİGİ > > ZAMAN... > VE ÖLÜM YATAKTA DEGİL, MÜCADELEDE GÜZELDIR...

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
2 Mayıs 2008 Cuma 12:27:01

Susmadım / Geceyi Deldi Sesim...
kurak yüzlere inat tebessüm doldurdum avuçlarıma... 



--------------------------------------------------- ------------------------------


sussaydım ölecektim...

yitik hayaller kuşandım çağlar ardından sıyrılıp
güz artığı ellerim / titrek
ama sesler buğulu
umut kırılgan
düş kayıp...

sussaydım düşecektim...
tutulmuş bütün köşe başları
kurak yüzlere inat tebessüm doldurdum avuçlarıma
ama gülüş ırak
yol uzun
şafak tutsak...

susmadım geceyi deldi sesim
susmadım ciğerimden çığlıklandı nefesim...

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
2 Mayıs 2008 Cuma 12:28:05

Kıyısına tuz ileten rüzgarı... balıkların yüzdüğünü ....duyarım. Dinlerim yosunların konuştuğunu... midyelerin ağladığını... Aşkın bir kanadı vardır kırmızı, delinir kan akar... Bir kanadı var zehir yeşili.........
susuyorum ........

kuruttuğum tüm kelimeleri

bıraktım avuçlarımdan rüzgara

sildim her satırını yaşadıklarımın

unutarak söylediğim tüm cümleleri

vazgeçtim beklediğim tüm cevaplardan

susuyorum..........

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
2 Mayıs 2008 Cuma 15:08:11

 

VE ÖLÜM YATAKTA DEGİL, MÜCADELEDE GÜZELDIR...

çok güzel bir yazıydı Yiğit,

 

Suskunluk bana göre değil
Bir ofiste oturup
Akşam olmasını bekleyemediğim gibi
Susmasını da beceremiyorum belli
En zor kendini tanır ya insan
Şu günlerde
Uçurtmaya benzetiyorum en çok da kendimi
Geçen yağmurlarda tellere takılıp
İpsiz kaldığımdan beri..

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
2 Mayıs 2008 Cuma 15:12:17

 

Biraz çılgın olduğumu söylüyorlar
Biraz da deli
Ne diyebilirim ki?
Çok oluyor aklim başımdan gideli.
Taa ilk aşkımdan kaldı;
Çiçeklere olan,
Yeşile, maviye olan,
Güllere olan aşkımdan kaldı bu delilik.
Aslında insan biraz deli olmalı
Ne biliyim iste
Mesela olur olmaz gülmeli,
Sabahın köründe kalkıp amaçsızca koşabilmeli,
Hiç birseyden utanmadan
(Buna yırtık elbiseleri de dahil)
İnsan içine çıkabilmeli,
Biraz deli olmalı insan
Gülü sevdiği kadar;
Dikeni de sevebilmeli
Büyükle büyük,
Çocukla çocuk olabilmeli,
Veya ömür boyu çocuk kalabilmeli,
En önemlisi ise herseye rağmen,
Karşılıksız sevebilmeli
Biraz çılgın olduğumu söylüyorlar
Biraz da deli...


 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
2 Mayıs 2008 Cuma 15:13:14

 

Düşler Sokağı

Ben kuşlardan da küçüktüm, bir gece vaktiydi
Aşk tuttu elimden benim
Geçtim düşler sokağından, bir gece vaktiydi
Ceplerimde hacı yatmazlar

Kaç mevsim aşk pazarında geçti yalanlarla
Düş sattım aldanmışlara
Aklım kaçıverdi elimden bir gece vaktiydi
Sevdiğim başka sevenim başka.

Yağmur yağsa, uykum kaçsa
Bir kuş konsa badi parmağıma
Ağlardım bir başıma

Sevdadandır, sevdadandır
"Sevdadandır" dedi annem, "aldırma"
"Aldırma, gel yanıma!"
 
Ezginin Günlüğü - 1980

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
6 Mayıs 2008 Salı 13:25:18
Gözbebeklerinde kendim yerine başkasını gördüğüm insan; yalan söylerken bile nasıl bu kadar masum durabiliyordun

Oysa ki sarılırken sana, başka bir tenin soğuk kokusunu varmış bedeninde. Bilmiyordum...

İçten içe ağladığım onca gecenin hesabını nasıl verebilirsin ki. Söyle; en fazla kaç intiharıma sebep olabilirsin Yüreğimin sancılarını nasıl yok edebilirsin ..

Bu gece başka bir başka ölüm gecesi daha Bu kez gem vurmadan geldim acılarıma... Senin yüreğin uçurum ve ben hiç korkmadan cesurca ölmeye razıyım kollarında...

Kahretsin. Sana son bir defa daha sarılmak için o soğuk kokuyu duymaya bile razı olmak ne kadar acı...

Korkularımı ve heyecanlarımı bir yana koyup, yanıma sadece her zaman hasret olduğum yüzünü alıp gidiyorum bu gece ölüme....

Peki bir geceliğine müsait mi yüreğin
Sadece ölüp son bir kez gideceğim........



--------------------------------------------------------------------------------


Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
6 Mayıs 2008 Salı 22:57:01

 çok güzel paylaşım, kalemine sağlık..

 

 

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
6 Mayıs 2008 Salı 23:03:16

Bu gece konuğumsun.


Karanlık, yırtıcı düşler ve küçük ölümlerle dolu bir ormandan geldin bana...
Perdenin aralığından sızan mahcup ay ışığı yorgun bedenini okşuyor...
Yanımda uyuyorsun. Kollarındaki, bacaklarındaki izleri, yaraları seyrediyorum.
Alımlı, uçumlu bedenine, diriliğine, büyülü gençliğine tutkuyla bağlı olduğun
adamdan geliyorsun bana...
Dilsiz sevişmelerinden...
Onu başından beri hiç saklamadın benden.
Zaten ben yüzündeki solgunluktan, düş kırıklığından, gözlerinin sık sık boşluğa
düşmesinden anlamıştım hemen.
Zaten yalanlarla yaşayamazsın sen...
Ama gerçeği anlayınca içimdeki resim darmadağın olmuştu bir anda. Resimdeki kırmızı
ev yıkılmış, çiçekler ezilmiş, resimdeki bahçenin kapısı kırılmıştı...
Neden, demiştim sana, son bir umutla ve belki bir mucize olur, bana hiç beklemediğim
bir gerekçe söylersin diye, tıpkı ölüm mahkumlarının son anda bir kurtuluş haberi
beklemeleri gibi...
Gözlerime baktın. Evladını terk etmeye hazırlanan bir anne gibi baktın bana. Bir
yalan aradın, buldun belki, ama söyleyemedin.
Yalanlarla yaşayamazsın sen...
İçimdeki resim tutuşmaya başlamıştı. Resimdeki küçük çelimsiz, siyah önlüklü çocuk
ağlıyordu umutsuzca...
İçimdeki resim yanıyordu. Çocukluk sevinçleri, düşler inançlar yanıyordu. Resimdeki
siyah önlüklü çocuk nereye kaçacağını bilmiyordu...
Yakana sarıldım ve neden? diye bağırdım seni sarsarak: Neden seviştin onunla?..
Seni sarsmam, yakana sarılmam, sana bağırmam senden güçlü olduğum için değildi. Tam
aksine uçuruma düşüyordum, elimi tutup, bırakmaman içindi...
Gözlerin yine bilinmeyen bir boşluğa takılmıştı. Bir süre sustun. Sonra konuştun.
Sesin hayat kadar yabancıydı, hayat kadar acımasız, hayat kadar gerçekti...
İçimde tanıyamadığım bir başka kadın daha var, dedin. Ve o kadın onun çekiciliğine
karşı koyamıyor... Öylesine büyülü bir yakışıklığı, öylesine küstah bir kendini
beğenmişliği var ki kendime engel olamıyorum...
Bu gece konuğumsun...
Karanlık, yırtıcı düşler, küçük ölümlerle dolu bir ormandan geldin yanıma...
Perdenin aralığından sızan mahcup ay ışığı yorgun bedenini okşuyor...
Kollarındaki, bacaklarındaki yaraları, izleri seyrediyorum...


Yanımda, öylesine masum uyuyorsun ki... Bu masumiyetinin arkasında nelerin saklı
olduğunu, içinde, sana da yabancı olan o kadını bilmeyi öyle çok isterdim ki...
Sahi, kimdi o kadın? Güçlü, yakışıklı, kıskanç, sahiplenen, hatta küstah, seni
inciten, üzen ve kendini beğenmiş erkeklere bu denli çeken neydi onu... O kadını bu parçalanmışlığa sürükleyen kirli ve hastalıklı merak neydi?..
İçindeki o bin yıllık ezilmişlik bu ezilmişliğin hastalıklı hazzı mıydı karşı
koyamadığı...
Kişiliğini parçalayan, iradeni felce uğratan, gururunu tamamen teslim alan bu ruhsuz sevişmelere onu hangi derin eksiklik çağırıyordu...
Sahi, kimdi o içindeki senin bile tanıyamadığın kadın?...
Bana çekiciliğine karşı koyamadığın bir başkasıyla seviştiğini söylediğin günden
sonra haftalarca görüşmemiştik.
Aşkınla çok derinlere gömdüğümü sandığım güvensizliklerim, komplekslerim, korkularım gömüldükleri yerden hiç olmadıkları kadar güçlenmiş ve acımasız inatlarıyla ortaya çıkmışlardı yeniden...
Haklı olmanın, bir suçlu bulup yargılamanın rahatlığını hiç tatmamıştım ki...
Ortada bir yıkım, bir ihanet, bir suç varsa kimsede değil, hep kendimde arardım ben...
Günlerce seni değil, kendimi yargılayıp durmuştum.
Bedenimi aşağılamıştım acımasızca.
Neden ben de içindeki kadını büyüleyen o adam gibi yakışıklı, güçlü, gösterişli bir
bedene sahip değildim?...
Neden bağlandığın o genç adam gibi seni sınırlayıp sahiplenmiyor, üzüp incitmiyor, içindeki o bin yıllık ezilmişliği tahrik etmiyordum?...
Neden benim de dudaklarımın kenarında kendini beğenmiş ve küstâh bir gülümseyiş yoktu onun gibi...
O görmüştü de, neden ben seninle onca yıl beraber olduğum halde içindeki sana yabancı olduğunu söylediğin kadını görmemiştim...
Saçma, rezil, karanlık düşüncelerdi, ama ne yazık ki gerçekti...
Ama en çok neyini kıskandım biliyor musun? Onun önünde elbiselerini çıkartıp soyunmanı, sevişirken adeta sayıklar gibi söylediğin ve bana dünyanın en masum sözleri gibi gelen o ayıp sözcükleri ona da söylüyor olmanı ve bir de onun yanında uykuya dalışını kıskandım...
Ama asıl acı olan bir gün ansızın seni kıskanmaktan vazgeçişimdi...
Bir gün ansızın öyle büyük bir yokluğa düşmüştüm ki, bu yoklukta her şeye olan inancımı yitirmiştim...
İnsan ancak birine inanıyorsa onu kıskanırdı...
Sen yokken her sabah dünyaya gözlerimi açıp, etrafıma baktığımda, burası neresi, diyordum, kimim ben, kim bu insanlar, şimdi ben bu koca gün ne yapacağım? diye düşünüyordum. Sanki bu hayatla ilgili bildiğim her şeyi unutmuştum...
Ta ki sen bir gece vakti gözyaşlarıyla kapımı çalıncaya kadar...
Öylesine bağlılıkla, öylesine susamışlıkla sarılıyordun ki bana, sanki birden rollerimiz değişmişti, şimdi sen uçurumun kenarındaydın, seni tutması, koruması gereken annen bendim senin...
Sana, senin bana sarıldığın gibi sarılmasam senin resmin dağılacaktı...
İçindeki kadın sana büyük bir tuzak hazırlamıştı. Bedenin, ezilmişliğin, karanlık önyargılarla koşullanmış güdülerin doyuyordu, ama ruhun öylesine susuz kalmış, kişiliğin öylesine parçalanmıştı ki...
Çünkü yakışıklı bedenine vurulduğun, dudağının kenarındaki o küstah ve kendini beğenmiş gülüşüne hayran olduğun genç adamla ruhunla, duygularınla ilgili konuşacak, paylaşacak hiçbir şeyin yoktu...


Bedeninin onu özlüyordu, ruhun beni...
İçindeki, o yabancın olan kadın, arzuladığında genç adama, onun iri, gösterişli bedenine, ipeksi, gergin kaslarına, bitip tükenmek bilmeyen cinsel enerjisine, seni küçümseyen, acıtan o küstah yakışıklılığına gidiyor, susuz kalan ruhun içinse bana geliyordun...
Peki, beni seninle birlikte olmaya iten neydi? Neden bırakıp gidemiyordum seni?..
Aşkta yasak olana, imkansızlığ

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
6 Mayıs 2008 Salı 23:06:15

Aşkta yasak olana, imkansızlığa, mutsuzluğa duyduğum merak mı çekiyordu şimdi seni bana...
Yoksa ne ondan, ne de benden vazgeçemediğin için yaşadığın acıya, parçalanmışlığa duyduğum merhamet için mi bırakamıyordum seni...
Artık benimle o bir zamanlar tutkuyla bağlandığım bedenini paylaşamıyordun.
Artık sevişmiyorduk seninle. En azından dürüsttük bu kadar kendimize ve bir başkasına...
Ama çıplak bedeninden çok daha mahrem ve sahici olan düşlerini, duygularını, acılarını paylaşıyordun benimle...
Çok küçükken, dayının sana yaptığı cinsel tacizi mesela. Bugüne dek kimselere anlatamamıştın bunu...
Aramızda cinsellik olmayınca artık ben de seninle her şeyimi korusuzca konuşabiliyordum... Düşlerimi, annemi nasıl derin bir sevgiyle sevdiğimi, rüyalarımda onunla nasıl seviştiğimi, o büyük utancımı, karanlık iç dünyamı, doyumsuzluklarımı hasta, yaralı ruhumu...
Aramızda cinsellik olmayınca artık üzerinde iktidar kurmayı asla düşünmüyor, seni denetlemiyor, seninle gizliden gizliye rekabet etmiyordum...
Olmadığımız gibi görünmeye çalışmıyor, güvensizlikten kaynaklanan sahte üstünlük duygularımızı tatmin etmek için birbirimize kapris yapmıyorduk.
Sıradanlığın o büyülü içtenliğini yakalamıştık...
Kendimizle, hayatla, her şeyle alay ediyorduk...
Karanlık ormanından bana geldiğin bir geceydi, hiç unutmuyorum. Yatak odasına girecektim ki, içerden, çocuksu ve adeta mahcup bir sesle: Soyunuyorum, içeri gelme, demiştin...
Önce, böyle deyişine çok şaşırmıştım. Sen benim yıllardır birlikte olduğum bir insandın. İlk anda mahcubiyetine bir anlam verememiştim. İçeri salona geçtim. Sonra bir sigara yakıp düşündüm... Düşündüm... Bu mahcubiyetin, soyunuyorum, içeri gelme deyişin, bana çok anlamlı geldi birden... İçim sevinçle, umutla doldu... Ve o an seninle her şeye yeniden başlamaya karar verdim...


Buna hazırdım...
Seninle ölmeye bile hazırdım...
Soyunuyorum, içeri gelme, deyişin, bir kez daha aşık etmişti beni sana... İlk kez gibi... Ve bütün ilkler gibi sonsuz bir arzuyla...


"Hayallerini Yak Evi Isıt" adlı eserinden...


Cezmi Ersöz

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 15:38:09
ölmeyen sevgi

Genç adam kollarında bir buket çiçek, sahile koşarak geldi. Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı.
Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı.
Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller...
Sanki dalından yeni koparılmış gibi
tazeydiler. Buram buram sevgi kokuyor,
aşk kokuyor en önemlisi de
özlem ve hasret kokuyordu güller...

Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi,
"Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi. Az sonra sevdiğini
göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse,
onunla buluşacağını hayal etse
kalbi hep böyle yerinden çıkacakmış
gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerinde rağmen ikisi de
sevgisinden hiç birşey kaybetmemişti.
Onları hiç birşey ayıramazdı... Ne hasret,
ne ayrılık, ne de ölüm...

Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği
yine 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o,
sevdiğini bekletmemek için dakikalarca
önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Oysa o, her zaman kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru
olurmuş diye düşündü. Ve gözlerini
önündeki uçsuz bucaksız denize dikti...

Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği
kıza olan aşkı gibi denizin de sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu... Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi
aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonra da gidip
2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari, onu bekletmemeliydi. Ama
alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hâlâ yaşlı idi.
Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu
kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?
İşte az sonra sevdiği gelecek, ona
sarılacak, kucaklaşacaklardı...
Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe
ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam
öyle heyecanlıydı ki, sevdiğine
kavuşmak için can atıyordu...

Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp,
uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada.
Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi
yine geç kalmıştı, hem de çok... Bu kadar
geç kalmaması gerekiyordu.


Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
9 Mayıs 2008 Cuma 15:38:37
İşte hergün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara
anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine
söz vermiyorlar mıydı ? O zaman neden gelmemişti yine ?? Aklına kötü
düşünceler gelmeye başladı. Hayır! Hayır, olamazdı. Sevdiğine birşey olamazdı.
Onsuz hayat yaşanmazdı ki...
O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun
düşüncesi bile hoş değildi.
Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını
kimsenin görmesini istemiyordu.
Zaten nedense etrafındaki insanlar
ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı.
Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.
Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına...

Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu
dedi. 7 senedir hergün bu sahildeydi. Sevdiğini bekliyordu. Daha fazla
dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden bir damla yaş
daha güllerin üzerine damladı. Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun
evine gideyim diye mırıldandı...
Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi
yanına koyar, ona vermiş olurdu...
Genç adam ayağa kalktı, sevdiğiyle
buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki
kabristana doğru yürümeye başladı...

Sayfa:1 - 2İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa