|
| Gönderen | Mesaj |
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
20:53:04
|
|
|
♥ İLK GORUSTE ASKA INANIRMISIN? YOKSA DISARI CIKIP TEKRAR MI GIREYIM...
♥ SENI UZAKTAN SEVMEYI,SANA BAKMADAN GORMEYI,SENI DUYMADAN DINLEMEYI,GOZYASLARIMLA GULMEYI,KAVUSMAK ICIN SABRETMEYI OGRENDIM AMA, SENSIZ OLMAYI ASLA OGRENEMEDIM.
♥ DOST VURULUNCA DEGIL, UNUTULUNCA KAHRINDAN OLUR. BIZ SEVDIKLERIMIZI KIR CICEGI GIBI AVUCUMUZDA DEGIL, KURSUN YARASI GIBI GONLUMUZDE SAKLARIZ.
♥ SEN HIC DENIZIN DIBINE BAKTIGINDA YESIL ORMANI GORDUN MU? SAKIN IMKANSIZ DEME; CUNKU BEN SENIN GOZLERINE BAKTIGIMDA OLULERIN BILE SAHIT OLAMADIGI CENNETI GORDUM
♥ INSANLAR GELMELERIYLE YALNIZLIKLARINI DAGITANLARI SEVERLER, GITMELERIYLE KENDILERINI YALNIZ BIRAKANLARA ASIK OLURLAR.
♥ SENSIZLIGI BUZLARA YAZDIM; GUNESTE ERISIN DIYE. HASRETI SAHILE YAZDIM; DALGALAR GOTURSUN DIYE. ADINI KALBIME YAZDIM; BIRLIKTE GOMULSUN DIYE...
♥ OZLEMEK GUZEL SEYDIR, OZLUYORSA OZLENEN. BEKLEMEK GUZEL SEYDIR, GELECEKSE BEKLENEN. SEVMEK GUZEL SEYDIR, SEVIYORSA SEVILEN...
♥ BIRAZ BURUK BIR DUYGU YUKLENIRSE YUREGINE, GOZLERIN ZAMAN ZAMAN TAKILIRSA UZAKLARA, KULAKLARIN ZAMANSIZ DELI GIBI CINLARSA, BILKI BIRYERLERDE OZLENMISSINDIR.
♥ BU DUNYADA 6 MILYAR INSAN VAR,30 MILYONU UYUYOR, 20 MILYONU YEMEK YIYOR, 10 MILYONU MUZIK DINLIYOR, 1 GUZEL KIZ DA MESAJ OKUYOR...
♥ SENI GUNDE BIR KERE DUSUNUYORUM, O DA 24 SAAT SURUYOR...
♥ OYLE SENDEN COK UZAKLARDA DEGILIM, GORMESINI BILEN GOZLERIN BAKISINDAYIM. BELKI SANA SENDEN DAHA YAKIN BIR YERDE, CARPAN KALBININ HER ATISINDAYIM...
♥ BIRGUN DUDAKLARIN KURURSA OKYANUSU GETIRIRIM SANA AKSAM AYAZINDA USURSEN GUNESI GETIRIRIM SANA EGER GONLUN BIR SEVGI ARARSA KALBIMI SOKUP GETIRIRIM SANA...
♥ GOZLERIN NEHIR, KASLARIN KOPRU OLSA TAM ORTASINDAN GECERKEN IPLER KOPSA, YANAGINDAN SUZULUP DUSSEM DUDAGINA. BENI OPERMISIN YOKSA BIR GOZ YASI GIBI SILERMISIN..
♥ SENI TANIMADAN ONCE BEN DEGILDIM, SENI TANIDIKTAN SONRA BENDEKI BENSIZLIGIN ASLINDA SENSIZLIK OLDUGUNU ANLADIM...
♥ SEVGIYI GOSTERECEKSIN, SOYLEMEK YETMEZ. SEVGI GOZLERINDE OLACAK, SOZLERIN YETMEZ. SEVGI HERSEYDIR, KALBE HAPSEDILMEZ. SEVECEKSIN BENIM GIBI AMA YUREGIN YETMEZ..
♥ BIR INSANIN IDEALLERI OLMALI, SONSUZLUK GIBI BIR INSANIN OZLEMI OLMALI, OZLEMLE ACAN CICEKLER GIBI BIR INSANIN BIRTANESI OLMALI, O DA SENIN GIBI...
♥ DALGALAR KIYIYA CARPARKEN SU SOZU SOYLER; SENI SEVIYORUM...
♥ EN AGIR ISCI BENIM. CUNKU 24 SAAT SENI DUSUNUYORUM...
♥ NE SENI UNUTACAK KADAR ZAMAN GECECEK, NE DE GECEN ZAMAN SENI UNUTTURMAYA YETECEK, BIRAKIP GITSEMDE UNUTURUM SANMA, ZAMAN ALISMAYI OGRETIR, UNUTMAYI ASLA...
♥ LAYIK OLDUGUN YER SENI KABUL ETMESE BILE, GIYDIGIN GELINLIK YERINE KEFEN OLSA BILE, ARDINDAN GOZYASI DOKENIN OLMASA BILE, BEKLEME ARTIK DONMEM SANA
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
20:53:40
|
|
|
bazen öyle bir an gelir ki abartılmış sevdanızın gerçekle yüzleşmesini yaşarsınız sizi çok sevdiğini sandığınız ses geçiştirmek için bir seni seviyorum kondurur yüreciğinize en kimsesiz en ilgiye aç halinizde
halbuki içten bir canım kaç seni seviyorum eder değil mi yalnız hissedersiniz kendinizi sığınmaK istersiniz delice sarılmak ağlamak sonra da gülmek ışık açıktır ama etraf karanlık gelir yazdır ama nedense soğuktur hava durumu bozuktur gönül yaylarında kar yağar abartılmış sevgilerinize birden kim seviyor ulan bu dünyada beni gerçekten diye haykırmak ister yürek değil mi Annem dersiniz buruk sesinizle ama yok o da nafile zaten o sayılmaz ki
işte bazen böle gelir bazen düzelir ama kanarsınız yine abartılmış sevgilerinize kimsesizliğin hikayesidir işte bu yanlış bir yerdeyim dedirtten hikaye herkes bilir herkes yaşar bu hikayeyi tıpkı benim şu an yaşadığım gibi insanoğlu olmaktan gelir bu hikaye en az abartılmış sevgileriniz kadar abartılmıştır biraz eksik çoğu fazla
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
20:54:00
|
|
|
papatyanın Aşkı... Koskoca bir bahçede Demetler içinde bir papatya. Aşık olmuş, yanmış, tutuşmuş Ak sakallı bahçıvana... Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla Saatlerce ilgilenmesini. Buz gibi suyunu Sadece ona döksün istiyormuş... Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları. Kıskanıyormuş bahçıvanı Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden. Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını...
Bir gün, Aşkı öyle büyümüş ki, Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş. Eğilivermiş boynu. Toprağa bakıyormuş artık. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş. Bunada sükür diyormus. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek. Zaman akıp gidiyormuş. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş. Ne var sanki boynumu kaldırsa Bi kerecik daha görsem yüzünü diyormuş
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
20:59:26
|
|
|
Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır. Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur. Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Yoktur Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili. İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur, Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında. Hindistan`da Ganj Nehri`nin Yakılan Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır, Yitirdikleri de... New York`ta, Bir Sokakta, Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının Çıplak Yalnızlığı da Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki, Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de... Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili, Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır, İnan... Kim Demiştir Hatırlamıyorum, Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye. Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde, O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda, Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır, İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim. Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye... Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da... Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider, Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya... İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır Kimselere Veremez Sevgisini, Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır... Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı. İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz, Oysa Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu. Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara... Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın Tüm İnsanlara Yayılması Gibi... İşte Şimdi Biz de Sevgili, Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp, Soluğu Evlerde Alacağız, Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi. Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak, Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak, Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu... Birazdan Sabah Olacak... Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Başlayacak... Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili. Birbirimizi Kandırmayalım... Hadi Güne Hazırlan, Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü, Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel, O Yaban Ağrısını Geri Alacak Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek, Sonra Geçecek... Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak... AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
21:09:11
|
|
|
|
Ne zaman dilimle ıslatmaya kalksam cümlelerimi ayazda kalıp donuyorlar. Hiç biri güneş yüzü göremeden dilimin gölgesine çekiliyor. Gözlerimin ardında gizli saklı bir yerden beynime vuruyorlar yazılmamış, söylenmemiş ayazda kalan cümlelerim. Hep arka sıralarda otururdum. Ben orda öğrendim sıra sıra dizmeyi aklımdakileri. Aklımdakiler dilime çarptığında ya üşürdüm ya terlerdim yada yüzüm kızarırdı.Ateşim cümlelerime vururdu. Söyleyecek ne çok söz kalmış yarım yamalak. Bazen sıkılır sessizlikten ayazda donmuş cümlelerimi ateşe verir yakardım. Cümlelerim yandıkça ince ince sızlardı birilerinin kalbi. Susmayı öğrendim ben, sustukça bildiğim cümlelerimi unutmayı, unuttukça yarım kalmayı, yarım kaldıkça ayak üstü yasamı atıştırmayı öğrendim....
|
|
|
24 Nisan 2008 Perşembe
03:43:14
|
|
|
Sustum...! Tuz basıp yaralarıma, ne kadar susulacaksa o kadar sustum! Tam acılarımı haykıracaktım ki, sustum...! Bir çığlık kanıyor demedim en derininde yüreğimin... İçimdeki volkanları boğarak sustum...! Açmadım kimselere yüreğimi...! Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum...! Hüznü yüzümde, acıları gözlerimde topladım sustum...! Bir ah sürüp dudaklarıma... Ne kadar susulacaksa, o kadar sustum !!!
|
|
|
24 Nisan 2008 Perşembe
03:51:56
|
|
|
İlk bakışta aşka inanırım, aşk doğacaksa o ilk bakışta doğar zaten, belki kişinin bunun farkındalığına varabilmesi uzun sürebilir ancak..
öncesinde öyle vitrinden seyredip, sonra kumaşını kontrol edip, ve dahası üzerinde deneyip elbise alır gibi aşk mı olurmuş... ısmarlama... içinize sinmedi yok bir de terziye verin tam uysun diye... pöh..
o aşk değil ancak alışveriş olur..
|
|
|
24 Nisan 2008 Perşembe
03:54:18
|
|
|
Bir alıntı...
Geçenlerde konuşmuştuk seninle Konumuz yalnızlıktı Bana yalnızlığını tarif et demiştin, Yapamam doğru kelimeleri bulup sıralayamam diye cevap vermiştim. Hatırladın mı? Bazı şeyler vardır anlatılamaz, İstesen de anlatamazsın... Fakat bir düşün... Bir kalabalık mekan, insanlar birbirleriyle konuşup, Şakalaşıp eğleniyorlar Müzik sesi onları bastırmaya çalışıyor ama başaramıyor Eğlence dorukta, etrafın, tanıdığın ve tanımadığın kişilerle sarılı, Sana ara sıra bakanlar oluyor, gülümsüyorlar hafiften Ne yapacaksın, sen de onlara gülümsüyorsun İçinden hiç gelmese de... Ve o an anlıyorsun ben yalnızım Bana yalnız değilsin demiştin hatırla, Öyleyse anlat bana ne olur, Eğer gerçekten yalnız değilsem, Ben o büyük kalabalığın içinde, Neden duvarda asılı olan saatin sesini duyuyorum...
|
|
|
24 Nisan 2008 Perşembe
04:05:39
|
|
|
Issız Geceler
Yine bir ıssız gecede seni düşünüyorum Senin nerede nasıl yaşadığını bilmesem de Ben yine de seni düşünüyorum Senin nasıl birisi olduğunu tanımasam da Yalnızlığımda birgün karşıma çıkacaksın Seni tanıyamamaktan çok korkuyorum Umarım yinede bir ıssız gecede karşılaşırız Ve seni nasıl tanıyacağımı Ben o zaman iyi biliyorum Benim gibi sevgiye muhtaç biri olarak Karşıma çıkacağını ben biliyorum Yalnızlığımızdaki o geceler kucaklayacak bizi Sevgimizle o ıssız gecelerde yok olacağız Aşkımızın şahidi olacak o ıssız geceler Bir gün yine toprak olacağız O ıssız gecelerde hissediyorum Büyük hayallerle yaşayacak aşkımız Bir efsane olacak sevgimiz Hiçbir aşk yerini tutamayacak Ve hiçbir sevgili yerini alamayacak İnan bana adım gibi biliyorum.
|
|
|
24 Nisan 2008 Perşembe
04:15:19
|
|
|
Merhaba Ebru hanım.Bende tam tersi ilk bakışta aşka inanmam.Hoşlanabilirsin,hayran olabilirsin ama kesinlikl aşk değildir.Aşk birdenbire olmaz.Birgün senin için vazgeçilmez olduğunu anlayınca aşık olmuşsundur.Geçmiş olsun
|
|
|
24 Nisan 2008 Perşembe
15:15:29
|
|
|
|
heyecan duymadıgına talip olmaz.daima yenilemeyi farkılı olmayı ister
|
|
|
24 Nisan 2008 Perşembe
21:51:18
|
|
|
|
|
|
24 Nisan 2008 Perşembe
21:52:01
|
|
|
|
|
|
25 Nisan 2008 Cuma
02:55:06
|
|
|
BENİM SEVGİLERİM
Sessiz bir türkü gibidir benim sevgilerim. Teli olmayan bağlama gibi suskun, bir o kadar da muhtaçtır ses vermeye .. Dile geldiğinde, dilsiz kaval gibi sihirli, ve tadına doyulmazdır sesi ..
Safi yürektir benim sevgilerim; yüreklidir.
Utangaçtır çilelidir dingindir. Sevda tepelerinin zirvesine konan yürek, Sevdalının karşısında engin mi engindir ..
Kaçamak bir bakıştır benim sevgilerim. Bir bakış için nice masum kaçamak icat etmek ve, kaçamak bir bakışa, sığması gayrı mümkün nice anlamlar yüklemektir .. Bir çift sözün açacağı kapıları aşılmaz surlara dönüştürüp, kavuşulamayan sevdalılar, kavuşulmadıkça yücelen, imkansızlaşan sevda destanları yazmanın sanatıdır ..
Benim sevgilerim, hep yarına ertelenmiştir. Sevginin yer bulamadığı önceliklerim, sevgi dışında cüceliklerce parsellenmiştir .. Hiç kimseye ve hiç bir şey söylemenin gereği yoktur Çünkü sevgilerim, ben, bugünü kurtarmanın telaşındayken örselenmiştir ..
Açtır sevgilerim, gürül gürül sel sularına hasret kurumuş bir dere yatağıdır .. İçin için yanan yüreğin içini kasıp kavuran ama buz tutmuş çemberini eritip dışa vuramayan bir kor gibidir ..
Anlaşılması bilinmeyen dilde yazılmış bir roman kadar zor ve iki mısradan müteşekkil bir şiir kadar kolaydır benim sevgilerimi anlatmak.
Karmakarışık yüreğimin en sakin köşesi, Sıradan yaşantımın fırtınalar kopan sıra dışılığıdır. Hem sığdır, hem de dibi görünmeyen bir okyanus derinidir ..
En umulmadık yerde ve hiç beklenmedik zamanlarda fışkıran kaynak suyudur benim sevgilerim. Katıksızdır, buz gibidir ve, billur gibidir .. Önce toprağı, sonra dere yatağını doyurur suya, ummana karışıp gider çaresiz .. Kaynağın akıp giden sularına takılan yürek, şaşkındır, talimsizdir, beceriksizdir. Sevgi bir adım ötesinde ve kayıp giderken avucundan, O, bir türlü dile getiremediği sevdasının yerine koyacağı "kavuşamama türküsünün" bestecisidir. Sonsuza dek akması mümkün olmayan sevgi ise, "Bu kaynağı da kurutma" der gibidir ..
|
|
|
25 Nisan 2008 Cuma
03:06:25
|
|
|
Abdullah bey sizin söylediğiniz de doğru olabilir elbet ki..
Ne denilebilir ki, aşk bu... sağlaması da yok üstelik çarpma gibi..
ancak yaşayanların, yaşadıklarını sananların, yada yaşamayıp yaşamayı hayal edenlerin tasavvur ve telafuzlarıyla biçimleniyor... ıspatı da yok, kanıtı da.. İlk bakışta geçmiş olmuştum, tecrübeyle sabit bir yorum, keşke geçmemiş olabilse...
Sevgiyle..
|
|
|
25 Nisan 2008 Cuma
16:44:47
|
|
|
MUTLULUĞUN MESAJI > Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. > Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli > dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü > temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına > dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok > sıkkındı, birde sinirlenmişti. > > Alaycı bir ses tonuyla : > - Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu. > > - Hayır çikolata parası lazım! > > Bülent`in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali > de başka oluyor diye düşündü. > > - Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz? > > - Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da > bulamadıysak aç yatarız. > > Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı. > > - Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız? > > - Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim. > > - Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın? > > - Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata > götürmek istiyorum. > > - Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla. > > - O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona > bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata > götürdüm. Çikolatayı çok sever. > > Adamın söyledikleri Bülent`in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga > etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile > kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden > denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. > Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey > onu rahatlatmıyordu. > > Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek > mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü. > > - Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi? > > Bülent`in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından > başka bir şey çıkmadı. > > - Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. > Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım. > > Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi. > > - Oturun biraz dertleşelim bari, dedi. > > Adam çekingen çekingen oturdu yanına. > > - Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban? > > - Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını > doyururlar. > > - Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ? > > - Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim. > > - Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en > fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun. > > - Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı. > > - Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa > sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin. > > - Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem. > > - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık > evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga > ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, > işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin > yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden? > > - Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. > Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan > daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? > Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey > olan. > > - Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet > ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur? > > - Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç > anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit > yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu > bildiğinde ancak mutlu olur. > > - Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ? > > - Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne > kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor. > > - Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir? > > - Küçük kızı severek. > > - Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ? > > - Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız > vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da > o kadar mutlu edersin. > > - Nasıl yani ? > > - Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep > beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. > Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep > prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak > isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz > küçük kızlar. Öyle değil mi? > > - Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her ak
|
|
|
26 Nisan 2008 Cumartesi
04:05:59
|
|
|
doğru söze ne denir...

|
|
|
23 Mayıs 2008 Cuma
05:30:11
|
|
|
Boğaz Kanıyorken size kalbimdeki en gizli yara Geçiyorduk hani sandalla hisardan hisara Baktınız hayli zaman öyle ki durgun suya siz Sonra bir aşkı anlattı ela gözleriniz. Ağlayan bahtına yahut gülen sevgililer; İstemiş kaç gece can vermeyi canana meğer! Geçmiş üstünden ilahi nice yazlarla bahar... Görmemiş aşıkı güldürmemiş avare sular İşte dün aynı tahasüsle dolaştım boğazı Kokladım bir sarı yaprakta o hülyalı yazı Gönlümün en dolu hasretle coşup yandığı an Bir hayal belirmiş gibi ta Kanlıca’dan Uçtu rüzgarla sevincim ve vurulmuş gibi ben Döndü bin alemi aşkın o ilahi tepeden Ey yanan kalbimin avazına bigane boğaz Geçti bak hasılı sevda diye sevda diye yaz İşte bu son faslıdır artık boğazın Gidiyor bilmediğimiz bir yere ahengi yazın Tutuşur pembe bulutlarla yamaçlar yer yer En güzel gölgeler akşamla İstinye’ye iner Ay matemle ufuklarda durup Seyreder böyle guruplarla bir günün bittiğini Her biten günle bir ömrün göçüp gittiğini Değişir lakin bu hüznün ve ahın ötesi Duyulur bir yalıdan tamburun en tatlı sesi Uçuşur ruhları mızrabın tılsımlı atı En sonra başlar ufuklarda ayın saltanatı Kurulur Göksu’da aşıklara bir sırça saray Her gelen ve geçen yolcuya açılmaz kapısı İşte aşkın böyle kurulmuştur o ilahi yapısı...
Hüseyin Mayadağ
|
|
|
26 Mayıs 2008 Pazartesi
16:11:31
|
|
|
|
|
|
26 Mayıs 2008 Pazartesi
16:13:28
|
|
|

|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|