Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > yagmurda dans etmek

yagmurda dans etmek


GönderenMesaj

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
11 Nisan 2008 Cuma 22:04:55
Yağmurda dans bir deyim olarak baktığımızda; tutkuyu, sıra dışılığı, çoşkuyu, göze almayı, kararlılığı ve hatta cesareti simgeliyor ve çağrıştırıyor. ‘Aman ıslanırım, üşürüm, hasta olurum’ diye düşünmeden dans etmenin sıradanlığa karşı duruşunu ifade ediyor. Heyecanı, istekliliği, neşeyi içeriyor. Acaba kaçımız hayatında en az bir kez olsun yağmurda dans etti? Yanıt çoğumuz değil herhalde, hatta azımız bile olmayabilir; pek azımız daha uygun bir yanıt olur sanırım. Bir kısmımız ‘ama ben yağmurda yürümüştüm’ de diyebiliriz, ama bu pek aynı şey sayılmaz. Yine de bir yarım puan alabilir ama dans etmekle aynı anlamı taşımıyor.

Aslında ‘yağmurda dans’ı bir metafor olarak kullanmak istemiştim. Asıl konu yaşamımız. Hayatımızı endişelerimizle, korkularımızla, kaybetme korkusuyla, aşırı korunmacı tutumlarla, katı kurallarla yaşadığımızda onu daraltıyoruz, sıkıcı hale getiriyoruz, daha da zorlaştırıyoruz ve ok fazla yıpranıyoruz, tükeniyoruz. Aşırı güvende hissetmeye çalışırken yaşamın özünü de ıskalıyor, yaşam enerjimizi de tüketiyoruz. Neredeyse bir ömürlük serüvenimizde -günü yaşamaktan çok- hep günü kurtarmaya çalışıyor ama hayatın bütününü ve esprisini yok ediyoruz.

Hayatımıza korkularımız değil de, isteklerimiz, tutkularımız yön verse, bizi yöneten kaygılarımızdan çok hayallerimiz, ideallerimiz, arzularımız olsa. En azından makul riskleri alabilsek, daha cesur, daha esnek, daha olumlu olabilsek, yaşamımız da daha güzel ve mutluluk verici olmaz mıydı? Bence harika olabilirdi. Islanırım, üşürüm, hasta olurum demeden yağmurda dans edebilsek korkusuzca. Belki…

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
11 Nisan 2008 Cuma 23:29:48

 

belki, kimbilir hiç belki de...

söylesenize siz hiç kendiniz olabildinizmi bir kere, adınızı bile kendiniz seçmemişken, sahi adınız doğumunuzdan kaç gün sonra yada kaç saat sonra belirlenmişti, o özgürlük süreciniz ne kadar sürdü, hani en azından

sonra neyi seveceğiniz hangi renge göre belirlendi, hangi renge, sahi size ne renk patik giydirilmişti, sonraaa size hangi oyuncaklar sevdirildi, oyuncak seçme özgürlüğünüz oldumu bari hiç, ve ne öğreneceğiniz, neyi nasıl öğreneceğiniz, sahi siz hiç yaramaz oldunuz mu, çünki tek özgürlük zamanları çocukların yaramazlık anlarıdır hani çıkarırlarya ebeveynlerini çileden, sonra saklanırlar biraz ürkek biraz suçlu hissederek.. sahi siz ne kadar çocuk oldunuz... siz çocuk oldunuzmu, yoksa oralarda biryerlerdemi kaldınız hani o yaramazlıklar ardından hissedilen suçluluk duygusunu hiç tadmadan...

hiç seyrettinizmi bir pencerenin ardından sokaktaki yaramazlık yapanları hani adı yaramazlık büyükler öyle demişya, hiç burnunuz sızlayarak baktınızmı o pencerenin ardından yağmurun bıraktığı sularda birbirini ıslatan çocuklara, yağmurda dans edenlere, söylesenize ne değiştiki o zamandan bu yana...

o zamanda korkular durduruyordu şimdide içerikleri farklı olsada bahanelerin, ve hep oldu camın bir tarafında seyredenler diğer tarafında özgürce yağmurda dans edenler...

sizce sormak zamanı gelmedimi hala, camın hangi tarafında olacağınıza kim karar veriyor...

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
11 Nisan 2008 Cuma 23:34:28
güzel paylaiım canım ablacıgım

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
11 Nisan 2008 Cuma 23:46:14

 

Teşekkür ederim Yiğit kardeşim..

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
12 Nisan 2008 Cumartesi 21:13:51
ben tşkler  ederim paylaşımlarınız için.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
12 Nisan 2008 Cumartesi 22:00:51
HIC BIR KALPTE KALAMAM ICINDE IYLIK YOKSA BEKLEMEDEN GIDERIM KALBIM KALBIM GIT DIYORSA BEN KüSMEM HAYATA BASKALARI KüSüYORSA BIR GüN ISIKLAR BANADA YANCAK NASIL OLSA

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
13 Nisan 2008 Pazar 23:25:35
Ben Senin Elimden Tutup Hiç Üşenmeden Beni Buralara Getiren Ruhunu Sevdim

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
13 Nisan 2008 Pazar 23:33:45

 



Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Nisan 2008 Pazartesi 13:43:28

slmlar yasmin abla nasılsın.gruba gelmişin

hoşgeldin artık grub bekçisi olacagım burda

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
14 Nisan 2008 Pazartesi 13:48:18

 

Cann, sende hoşgelmişsiiinnn, ne iyi etmişsiinnn..

İyiyim teşekkür ederim umarım sende iyisindir..

Sıcak bir selam, güleryüzlü doslar, hayata renk katan

arkadaşlar hiç eksik olmasın çevrendeenn...

Sevgilerimlee...

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Nisan 2008 Pazartesi 13:50:07

tşkler abla sanada aynı di

lekjlerimle 

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Nisan 2008 Pazartesi 13:58:32
http://www.ortanokta.com/AAnnggeelliiss/blog/blogid=1085446#blog
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Nisan 2008 Pazartesi 14:02:01

SEVEN ADAMLA PAPATYA

Sevgisiz insan, bir gün şans eseri bir çiçek
bahçesinde bulmuş kendini, bahçedeki
çiçekleri hiç düşünmeden ilerlemiş bir süre.
Bir düzlüğün ortasında mola vermiş bir ara.
Etrafına bakmış bir süre, hiç bir çiçek
bir şey ifade etmemiş ona. Sonradan yıkılan
bir ağaç görmüş ve onun yanında bir papatya.
Papatya kendinden emin, o köşede yıkılan
ağacın yanında çıkan rüzgara göğüs geriyormuş.
Papatya o kadar güzelmiş ki...Sevgisiz insan
sevgiyi tanımış. Buna şaşırmış. Alışamamış,
ne yapması gerektiğini bilememiş. Pek tabii
bildiğini sanmış... Papatyayı sevmiş, okşamış,
rüzgar ona zarar vermesin diye araya girmiş
oturmuş... Papatya bir süre tekrar dikleşmiş.
Papatyanın zarar görmesinden öylesine
korkuyormuş ki, böylesi bir güzelliğin sonsuza
dek sürmesini, o kadar çok istiyormuş ki...
Papatyanın, ellerine dokunduğu her an, onu
hissettiği her an kendini dünyanın en mutlu
insanı hissediyormuş... Sevgiyi öğrenen adam,
gerek papatyayı korumak için gerekse ona olan
doyumsuzluğundan dolayı papatyayı koparmayı
ve yanına almayı istemiş. Onu bu bahçeden
koparmak ona çok doğru gelmiş çünkü, onu
yanında hep koruyabilecek, sevebilecekmiş.
Papatyayı hiç düşünmeden çekmiş,
koparmaya çalışmış, papatya buna direnmiş,
direnmiş. Seven adam anlayamamış
bu direnci, daha da güçle yüklenmiş papatyaya.
Aklı o zaman neredeymiş, kim bilir...
Papatya gün geçtikçe solmuş, solmuş...
Adamın gölgesi onu öyle bir kapıyormuş ki,
soluk almasını engelliyormuş. İşin garibi
adam bunu görsede anlayamıyormuş,
papatya soldukça üzerine daha çok titriyor,
iyice kapıyormuş güneşini. Sevmeyi yanlış
öğrenen adam, en sonunda dayanamamış
ve papatyayı tüm gücüyle kendine çekmiş.
Tüm dünyaya ne mutlu.. Ve o salak adama
ne mutlu ki, papatya herşeye rağmen
direnebilmiş gücü kalmasa da. Ama bu
direniş o kadar büyük bir güç gerektirmiş ki,
o herşeyden çok sevdiği papatya boynu bükük
kalmış... Seven adam işte o noktada her şeyi
görmüş ve anlamış, yaptığının acısı ona
öyle bir koymuş ki, sendeleyip yere düşmüş.
Hayatında tanımadığı acıyı çekmiş adam.
Hayatta kendini ilk defa haksız, ilk defa
bencil, ilk defa küçük hissetmiş. Ağlamak
para etmezmiş, üzülmekte. Güneş de
hemen fayda etmezmiş papatyaya.
Sevmiş adam, bir çiçeğe nasıl davranması
gerektiğini görmüş gözündeki perdeler
kalkınca... Ağlayarak çiçeğin yanında durmuş,
rüzgara karşı kendini siper etmiş yine ama
çiçeği ne koparmaya çalışmış bir daha, ne de
üzerinde gölge etmeye... Papatya, tekrar mutlu
bir şekilde bütün asilliğiyle ve gücüyle dimdik
ayakta durana kadar bekleyecekmiş öylece,
yakınında olacakmış çünkü, çiçeğin ona ihtiyacı
olacağı bir zaman olursa o da o anda çiçeğinin,
papatyasının yanında olacakmış. Seven adam,
papatya onu bir daha hiç sevmese bile, onu
sonsuza dek sevecekmiş, çiçek isterse uzakta,
çiçek isterse yakında... Çünkü seven adam için
değerli olan tek şey varmış, o da çayırda
tek başına ayakta durmaya çalışan eşi benzeri
olmayan güzellikteki o tek papatya.

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
14 Nisan 2008 Pazartesi 14:04:50

MEVSİMLERİZ BİZ


Kaç kez yıkıldım, kaç kez ayağa kalktım bu hayat yolunda.
Kaç kez bitirip kaç kez yeniden başladım...
Kaç kez yaşama küstüğümün sayısı belli değil, kaç kez barıştığımın....


Her yıkılışımda sonbaharı hatırladım.
Sararıp soluşumu, yalnızlığımı, hayata çıplaklığımı...
Sonra kendi özüme dönüşümü.
Sessizliğin ve suskunluğun dilini çözmenin ne demek olduğunu...
Kendimi nadasa çekmeyi ve derinliklerime yolculuğu...
En çokta her şeyden vazgeçmeyi...


Sonra bulanık suları hatırladım.
Su işlevi görmeyen bir sıvıya dönüşen, kötü renkli, kötü kokulu, hiçbir şeye yaramayan... hatta sele dönüştüğünde önüne çıkan her şeyi yıkıp kıran.


Güneşin bulutların arkasına gizlenişine bile alınarak, kasvetin yüreğimi ele geçirişine seyirci kalmayı, görüntülerde sadece hüznü ve acıyı yakalamayı...

Kaç sonbaharları bıraktım arkada ve gün içinde kaç mevsimle yüzleştim....

Lapa lapa kar yağmıştı yaşadığım şehre.
Üşüyordum, ama yüreğime sıcacık bir saflık düşmüştü.
Her yıkılışımda tutunabileceğim bir enerji gibi bekliyordu bir yerlerde.
Göz alıcı aydınlığın şarkısına uyup sokaklara attım kendimi.
Daha çok tepelere tırmandım bata çıka.
Çıplak elle avuçladım kar tanelerini.
Dondursun istiyordum hüzünlerimi, artık büyümesinler.
En uygun yeri keşfettiğimde bıraktım bedenimi bembeyaz saflığın içine.


Geride bıraktıklarımın hiç önemi yoktu. Hiç durmadan kar yağsın istiyordum. Hiç durmadan kar yağsın ve bembeyaz örtü, düşünme gücümü sıyırıp alsın.

Kar tanelerinin toprağa süzülüşü öyle muhteşemdi ki.

Kış durgunluğu uzattı her zaman.
Tüm olumsuzluğun ortasında sessiz sedasız ve sabırla beklemeyi öğreti.
Ne kadar canım yansa da, ne kadar yıkılsam, ne kadar yenilsem de,
bundan daha kötüsü olamayacağını, artık yaşamın beni tokatlamaktan daha başka işleri olduğunu hatırlattı.
Sabrın bir mucize olduğunu öğrendim dondurucu kış mevsimlerinde.


Bir zaman sonra nasıl olduğunu anlayamadığım bir enerjinin kıpırdanışını hissettim derinlerimde.
-Çok sonraları fark edecektim o enerjinin yüreğime düşen saflık olduğunu.
- İstesem bile hüznü barındıramadığımı yüreğimde.


Puslu perdelerin yırtılma anıdır bahar.

Bulanık suların ne çok işe yaradığını gösterdi mesela.
Bağın, bahçenin yaz ortasında bulanık sulara nasıl sarıldığını...
Ve cana can kattığını...
Külün dibinde sönmeye yüz tutmuş korun nasıl alevlendiğini gösterdi.
Toprağın silkinişini, ağaçların yenilenişini...
Bir görünüp bir kaybolan güneşin umut serpiştirişini....


Bahar renk demekti, koku demekti, kıpırtı demekti.
Yüreğimi çelip uçurması demekti.
Şarkı demekti ezgilerle. Övgü demekti her şeyden önce...
Kendimi görmeyi, kendimi sevmeyi, gülüp geçmeyi, geçmişi silmeyi öğretti.
YENİDEN BAŞLAMAK anahtarını uzattı her seferinde.
´Ne istiyorsan yaşamdan o kapıyı aç,´ dedi.
´Hala geçmişte kalmak istiyorsan, sen bilirsin, şayet geleceğe yürüyorsan, aydınlığım senin!...´
Umuttu...
Aşktı...
Sevgiydi her şeyden önce...
Her mevsim başka mevsimlere gebedir...


Vakti saati gelen her mevsim özgün renkleriyle doğar, sarıp sarmalar bizi.
Bazen istemediğimiz mevsimleri konuk eder yüreğimiz,
yapışır genetik bir değer gibi...
Kader sabrımızı ölçer...
Savaşır bizimle ve yaşama tutunan kırılmaz inadımızı görünce pes eder.
Kazanmanın gücüyle yeniden bulup çıkartırız özlemlerimizi,
serpiştiririz içinde bulunduğumuz zamana.



Dimdik ayakta durmayı biliriz biz.

Pes etmeler yoktur hep çaresizde değiliz.
Ne zamanki ´durdurun zamanı inecek var!´ diyebiliyoruz.
Geçmişin içinden sıyrılıp geleceğin aydınlığını tutunarak ve
çaresizliğin perdelerin yırtarak,
bizim seçeceğimiz mevsimlere yürüyoruz göğsümüzü gererek.
Ve yeni bir yolda yürürken şu cümlelere tutunuyoruz,
fısıltı eşliğindeki ezgilerle.



Şans elini uzatır her zaman, görebilene

Umut yüklü yeni doğumlara gebedir her yeni gün

Uzatılan her el, dostluk tohumu eker yeşertmesini bilene.

En zoru güvendir, kıymetlidir, narindir, değişkendir.

Bazen tebessümlü bir yüzde belirir,

Bazen hiç ummadığın bir yürekten süzülür.

Yıkılmak son noktanın bir öncesi.

Nefes alan, yüreği çarpan, düşünen, seven,
nefret eden bir beden nasıl yok sayar kendini?



Silkinmektir yaşamak,

Zoru aşmaktır, çare yaratmaktır biraz da.

Yaraları sarmaktır, uzatılan eli tutmaktır.

En çok çabadır, en çok emektir.

Akmaktır mevsimlere doğru.

HERŞEYE RAĞMEN

deyip

YENİDEN BAŞLAMAK tır.



Hep ulaşmak istediğim menkıbenin yüzüne gözlerim bağlı dokundum.
Bu dokunuşu sevdim.
Ötesini merak etmemeyi sevdim. Yürekten bakabilmeyi sevdim.
Ha bir de yüreğimin, zaaflarımla kavgalarını sevdim.
Tüm bu gerginliği reddetmemi sevdim.


Huzur buldum...
Şükürler olsun...
Bir nebze de huzur sundum...


Yaşam huzuru bulmaktır.


NE MUTLAĞIM NE DE MUĞLAK..

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Nisan 2008 Pazartesi 14:06:32

AŞK NEDİR?

Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye

kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa...

Bu aşk değil HOŞLANMAK tır.



Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak

sarılmak istiyorsanız..

Bu aşk değil ARZULAMAK tır.



Yanınızda bir tek o olduğu için onu

istiyorsanız..

Bu aşk değil YALNIZLIK tır.



Herkes onunla olmanızı beklediği için

onunlaysanız..

Bu aşk değil SADAKAT tir.



Size sıcak, yakın davrandığı için

onunlaysanız..

Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİK tir.



Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız...

Bu aşk değil ACIMAK tır.



Ona değer verdiğiniz için hatalarını

hoşgörüyorsanız..

Bu aşk değil ARKADAŞLIK tır.



Bütün gün ondan başka hiçbirşey

düşünmediğinizi söylüyorsanız..

Bu aşk değil KOCA BİR YALAN dır.



onun iyiliği için kendinizden çok şey feda

edebiliyorsanız..

Bu aşk değil YARDIMSEVERLİK tir.



O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa..

İşte bu AŞK tır.



Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden

ondan bir türlü kopamadığınızı

düşünüyorsanız.

İşte bu AŞK tır.



O herkese güçlü görünmesine ragmen içindeki

zayıflığı hissedebiliyorsanız..

İşte bu AŞK tır.



Başkalarını da çekici bulmanıza ragmen hiç

pişmanlık duymadan onunla

kalmaya devam edebiliyorsanız..

İşte bu AŞK tır.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Nisan 2008 Pazartesi 14:07:11
BU SORUYU HİÇ SORDUNMU KENDİNE? BEN DOSTLARIMIN KIYMETİNİ BİLİYORMUYUM DEDİNMİ? BİR DÜŞÜN İSTERSEN.
ARADIKLARINDA AÇTINMI TELEFONU
MESAJLARINA CEVAP VERDİNMİ?
EN GÜZEL GÜNLERİNDE YANINDA OLDUNMU?
SIKINTILARINA BERABER GÖĞÜS GERDİNMİ?
ARADA BİRDE OLSA SESİNİ ÖZLEDİM DİYE BİR TELEFON ETTİNMİ?
BUNLAR BİRKAÇ SORU KENDİMİZE SORMAMIZ GEREKEN EĞER SORMADIYSAN VEYA CEVAPLAR HEP HAYIRSA SEN İYİ BİR DOST DEĞİLSİN HATTA ARKADAŞ BİLE DEĞİLSİN.

UNUTMA

ARKADAŞLIKLAR ÇIKARSIZDIR

SENİ SEVİYORUM SADECE SEVGİLİYE SÖYLENMEZ ARKADAŞINA DOSTUNADA SÖYLENİR

SİZİ SEVİYORUM

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
18 Nisan 2008 Cuma 16:48:58

 

 

Şiirin Dansı
 
Benimle dans edermisiniz,
Sabahlara kadar gözgöze
İsterseniz mutluluk olurum,
İsterseniz gözyaşı
Uçurabilirim sizi
Uçsuz bucaksız gökyüzüne


Benimle dans edermisiniz
Soluk soluğa elele
İsterseniz aşkı tadarız
İsterseniz hüznü, acıyı
Tıpkı masallardaki gibi
Kafdağının ardına gideriz sizinle


Benimle dans edermisiniz
Yavaşca ve sessizce
Ve ben son sözümü söyleyince
Geri alırız zamanı, tekrar yaşamak için
Tekrar varabilmek için
Kelimelerin bittiği yere
 
Bahadır Atay


 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
18 Nisan 2008 Cuma 17:01:55

 

 

YAVAŞ DANS
Hiç mayıs direğinin çevresinde
danseten çocukları izledin mi?
Ya da yere vuran yağmuru, dinledin mi?
Hiç bir kelebeğin ani uçuşunu,takip ettin mi?
Ya da geceye doğru kaybolan güneşi gözledin mi?
En iyisi yavaş ol.
Çok hızlı dans etme.
Zaman kısa ve MÜZİK ÇOK FAZLA SÜRMEYECEK


Uçan her güne doğru koşuyor musun?
Nasılsın diye sorduğunda,
cevabı duyuyor musun?
Günün bitiminde yatağına uzanıyor musun?
Yüzlerce yeni koro , beynine dolduğunda?
İyisi mi yavaş ol.
Çok hızlı dans etme.
Zaman kısa ve MÜZİK ÇOK FAZLA SÜRMEYECEK


Hiç bir çocuğa o işi yarın yapalım,dedin mi?
Ve sen kendi acelende,onun hüznünü gördün mü?
Hiç dokunmayı kaybettin mi?
Hadi ölümle iyi bir arkadaşlık kuralım.
Çünkü, hoşça kal demek için,
Hiç zamanın olmayacak.
İyisi mi yavaş ol.
Çok hızlı dans etme.
Zaman kısa, ve MÜZİK UZUN SÜRMEYECEK.


Bir yerlere yetişmek için, çok hızlı koştuğunda,
Oraya varmak için, eğlenceyi yarı yarıya kaçırıyorsun.
Endişelenip acele ettiğinde, bütün günün boyunca,
Tıpkı açılmamış bir hediye gibi,uzaklara atılmış.
Hayat bir yarış değildir.
Onu daha yavaşa al.
MÜZİĞİ DUY, ŞARKI BİTMEDEN ÖNCE


 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
19 Nisan 2008 Cumartesi 16:09:24
bır baskasıyla bıle olsanda aklın fıkrın hep bende bılıyorum
ellerını tutsanda o sıcaklıgı yakalayamayacagını bılıyorum
gozlerının ıcıne baksada benım gorduklerımı gormeyecegını bılıyorum
hayal ettgım sen ıle yanımdakı senın cok uzak dıyarlarda oldugunu bılıyorum
gordugum seyler yasadıgım seylere benzer ama sen kımseye benzemıyorsun onu da sen bılıyorsun
aklın fıkrın hep ben bılıyorum ama aklımdakı sen ıle fıkrımdekı senler senden farklı bılıyorsun
yasadıgımız seylerı baskasıyla yasayamayacagını tekıl sahısları bırbırımıze bı gun kullancagımı bılıyorsun
bızım bılmedıgımız seylerı ıse ınsanlar bılıyorlar ve o ınsanları da bız bılıyoruz

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
20 Nisan 2008 Pazar 18:04:49
Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstümüze yağar. ama rengarenk gökkuşağı da yağmurdan sonra çıkar...En Güzel Aşklara

Sayfa:1 - 2İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa