|
| Gönderen | Mesaj |
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:26:11
|
|
|
Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…
Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin… Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma atlar gibi sevdalanışımdan… Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın… Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın… Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep... Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan… Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz çözüldüm… Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir telaşla söylersin… Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin kendini tutamazsın. Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek… Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi. Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş gibi… Bir tür gurur muydu bu? Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:26:33
|
|
|
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu… Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı masanın üstünde dururdu hep. Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl katlanır…Sinemada nasıl oturulur… Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen inanırdım… Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! … Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? … Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir araya gelmişiz tesadüften de öte… Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz… Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız. Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! … Evet cok geç anladım… Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş… Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz… İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti. Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman ediyordu… Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydik… Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık… Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü engel olamadığımız o felaket duygusu… Anlamıştım senin ailen de böyleydi… Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! … Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! … Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten sonra… Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın her şeye… Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken kaybetmiş gibisin hep… Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız kadınlarda… Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız erkeklerde… Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın… Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür gibi konuşanlara sevdalanacağız… Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz… Ölesiye, amansız seveceğiz onları… Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların orada, burada… Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın… Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun… Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı… Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka kıtalara gitmeyi düşlerlerdi… Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın… Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim… Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim gibi… Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi… Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini sevmeyi özleyenler arıyor…Ken
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:26:58
|
|
|
Yüreğimin devrik hükümdarlığı isyanın eşiğindedir.. Ve artık her şeyin boşluğunda salınırken,her şeyden tanım çıkarmaya ve anlam bulmaya zorlanırken yabancılar kolonisidir her bildik yüz...
Bir amaçsızlık yatağına varmaktadır her eylemimle içimde yükselen nehir... Şimdi; Her yaşadığım bir fotoğraftır... İncelen ve giderek soluklaşan her bakışta, kalbimde bir telaş hazırlanır yeni bir yaşama............
Yaşama ve aşka dair gizlerim ayaklandığında bir özlem parçalar sızlayan yüreğimin kapakçıklarını...
Nabız zorlar, çözerim gözlerimi, kendimle oynadığınım oyunu bitiririm.. Gelmeye çalışırım gittiğim yerlerden zordur kendime dönüş, artık bilirim..........
Şimdi, gecenin bir vakti, erken ve hesapsız devinimlerimde inceldiği yerlerden kopmasına izin verdiğim bir şeyleri bağlamaya çalışıyorum... Onarılması zor yanlarımı anestezik yazılarla uyuşturuyorum... Herkese bir şeylerin açıklamasını yapmaya çalışan ben, herkesin sorunlarının cevap anahtarlarını çoğaltmaya uğraşan ben, anahtarını kaybetmiş bir çilingir gibi dışarıdayım şimdi... Üşüyorum, sabah güneşinin aydınlığı ortaya çıkarıyor karanlığımı ve ben karanlıkta görebiliyorum ama üşütüyor beni görebildiğim her şey... Üflediğim zaman geçmişin tozlarını, geleceğin pasları ortaya çıkıyor sanki... Hiç tanımadığım insanlar hakkında bildiklerimi, kendime ait bilgisizliğe dönüştüren ne??? O bir türlü dindiremediğim en derinlere inebilme isteği mi??? Yoksa başkalarının yaşamlarını, aşklarını, acılarını paylaşırken, bir türlü kendi iç dökümünü kimseye yapamayan kalbim mi???
Nedir, içimi en acıyan yerlerinden mühürleyen? Nedir insanı en yükseklerden kuytulara sürükleyen?
Ve konuşur içim, dudağımı ısırırken düşlerim: "Aşk; ihanetine bile ihtiyacım var... Artık biliyorum... Yokluğunda çoğalıyor yokluklar..."
Şimdi ben, vaktin ağır aksak ivmesinde, bir sigara paketinin arkasına yazmış olduğum imlası alkollü şu satırları okuyorum:
"Gözlerimle kurşuna dizebilmek için seni, son bir hoşçakal ıssızlığını yaşayabilmek için geldim kapılarına korkma ; içeri girecek değilim sadece kapına asılı kalsın istedim dualarım, gözlerim ve tüm düşlerim..."
Bir "Hoşçakal" ıssızlığıyla kalmak nedir bilir misin?......
Bilir misin ardından kapanan kapılara asılı kalan göz bebeklerinin inanılmaz harabeliğini? Tüm anlamlarını kaybetmiş bir alfabeyle, "Lütfen" kelimesini kekeleyebilir misin? Defalarca yutkunarak ve direnmeye çabalayarak gözlerini sürüklemeye hazır sele, nasıl "Kendine iyi bak" denir bilir misin? "Sen de" dendiğinde çoktan dağılmış yanlarını saklayabilir misin?.... Aşkın ihanetini bile özleyecek kadar, Aşkı sevebilir misin?.....
Aynaya baktığımda bu sabah, canlanmak için sabırsızlanan bir heykel duruyordu karşımda... Nedense bu sabah erken başladım içmeye, nedense erken uyandı, içimdeki kozasını kalın ören duygu sinsilesi. Kozasından çıkabilmek için tek kanadını feda etmeye hazır bir kelebek gördüm içimde bu sabah. Ve hatırladım ne kaldıysa dün geceden... Suskunluğum yeni cinayetler tasarlıyordu, Eski tanıdıklar geçiyordu içimden...
Üçüncü tekil şahıs olarak, nesnesiz ve kimsesiz kurabildiğim tüm cümleler, tek tek yıkılıyor işte bu sabah... Kendimi düelloya davet ettim bu sabah. Senin için düello eden iki erkek, ikisi de benim... İkisi de ölecek ve sen gideceksin, ben kalacağım cesedimle, yine gömüleceğim içime, kendimi bulamayacak kadar derinlere... Oysa ne kadar huzurdun, ne kadar bendin, biliyorum belki uzaktın ama o gece uyuduğumda suydun, başucumdaydın.. Uyandığımda yoktun devrilmişti bardak akmıştı su... İçimde; bir düşün yükseklerden düşme korkusu...
Okuduğun bu darmadağın yazı, darmadağın bir Pazar sabahında kendime özgü bir sen anlatımıdır sadece. Satır aralarında saklı hiçbir anlam kendimden sakladığım,yüzleşmeye korktuğum anlamları açıklayabilecek kadar cüretkar değil...
Seni özledim sevgilim... Sana sevgilim dememi yadırgıyor musun sevgilim? Çocuk yanlarımın kimliğini sana gösterebilmek isterdim sevgilim... Aşkın ihanetine bile ihtiyacım olduğunu bilebilmeni isterdim, Sevgilim...
Çok eski bir zamanda ailesiz, oyunsuz, şaşkınlığını ve açlığını örtbas etmeye çalışan gözleriyle, kimseyle konuşmayan, baktığı her şeyi anlamaya ve küçük aklına sığdırmaya çalışan bir çocuk varmış. Üşümesini ve açlığını sıcacık düşleriyle örtermiş küçük çocuk... Susarmış susmasına, düşleri büyürmüş, bedeni açlıktan küçülürken yine de direnmeye çalışırmış küçük busesinden taşan yaşlarına... Bir gün düş tacirleri gelmiş küçük çocuğun büyük şehrine... Büyük paralar veriyorlarmış büyük düşlere... Açlığından, üşümesinden bitkin düşen küçük çocuk daha fazla dayanamamış. Satmış düşlerini... Sahip olduğu tek varlığını da takas etmiş düş tacirleriyle.. Aldığı paralarla karnını doyurmuş, üstünü örtmüş küçük çocuk. Ama şimdi daha çok üşüyormuş.. Şimdi midesi aç değilse bile içinde bir yerlerde bilemediği bir yanları acıyormuş tokluk açlığından...
Şimdi senden bana kalan ne bir resim ne de yüzünü anımsatacak bir hayal bıraktın zaman denilen ve senden olan şerefsizin işbirliğiyle... Ama sen unuttun mu yoksa şizofren oyununda sürükleyici bir sahne yaratma düşüncesi miydi bilmiyorum...
Seninleyken yap-bozundaki yanlış adlandırmalarına kurban giden soğuk benliğime ters kaynayan kalbimin alt katındaki eksik çocukluk geçiren mide ağrılarım seni hatırlamaya ve yaşamaya yetiyor.Onun için ülser krizim başladıkça sen daha bir sen oluyorsun ruhum tırmıklanırken midem ağrıyor ve kalbim aldanıyor yine aldatan sana...
Satılık düşün var mı sevgilim?
Bu yazının ilk harfinden bu yana üç saat geçti. Bu yazıyı yazan parmaklardan ka&
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:27:39
|
|
|
sustum... zehirim içime akıyor ankara..
uzunca bi yoldan cıkıp geldim sıgındım sana.. yorgundum.. yeniktim.. üstelik biliyordum bu durumda kimseyi sevemeyecektim, güvenemeyecktim, kapanmayan yaralarımı saklamaya çalıssamda kan izleri ele verecekti beni.... üzecektim seni K.I.Y.A.M.A.D.I.M
yoksun(um)yok
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:28:02
|
|
|
kim ölmüş yalandan bugün kim ben öldüm yalandan , onlar dirildi,ölümümden yaşam buldu eskiden bir köleydim , kral oldum sonra bütün köleleri köle bıraktım,kendim hariç efendi olmalıydım,efendim gibi olmalıydım tanrının nasıl yaratıldığını öğretiler bana önce sonra kırbaçların mısır pramitlerini yaptığını söylediler ben kraldım,bütün dünya krallıklarına savaş açan tek krallık için roma da kendimi(köleleri) arslanlara yem eden...
anne ben kimseyi kimseye yem etmek istemiyorum, ben kral olmak istemiyorum anne köle de... ...olsun istemem anne kimse, ne olur anne uyandır beni bu kötü düşten,bu kabustan bu lenetti al üstümden anne ben o kralların saltanatın yıkacağım anne köle olmayacak anne hiç kimse sevdiğinden önce kimseyle olmayacak anne kimse pranga vurmayacağız ,kimseye anne yada bir sokak ortasında ansızın ensesinde bir mermi indirmiyeceğiz kimseyi anne ,kötüler hariç hiç kimseyi öldürmeyeceğiz anne arslanlarıda öldürmeyeceğiz anne ceylanlarıda,biz annee bizzz biz kötü bir şey istemiyoruz anne anne ,ne olur anla beni bu yüzyılda açlıktan ölen insanlar var anne dünyanın her köşesinde ben öldürmedim ,biz öldürmedik anne bir hiç uğrana;arabaları ,yatları, katlar,paraları ve zevkleri için anne zevkleri için ölüyorlar birilerinin... birileri kanlarını ,kanlarımızı içiyor anne şimdi gel anne yanıma,yanı başıma,okşa saçlarımı gözlerime bak ve bana sarıl ve evlatları ölen anaları düşün anne kendini onların yerine koy yavrusuz,torunsuz kalmayı düşün anne ,yurtsuz olmayı göçebe olmayı düşün anne,ne lanet şeydir göçebelik bu devirde,herşeyin herşeyle karışır sen kaybolursun ,ben kaybolurum lanett etmiyorum anne,biliyorum nasıl değişmeli bu köhne kör bu çivisi çıkmış bozuk düzen, şimdi yanıma gel anne,ıraklı anneyi düşün afrikalı anneleri,yavrusunu akbabalara nasıl yemettiğini ve sende gel anne,oğlun olduğumdan değil insan olduğum için gel zalime karışı durduğumdan gel anne hadi anne sende gel sende gel anne gel anne annnneeeeeeee gelllllllllll sende omuzuma omuzunu ver anne
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:28:30
|
|
|
Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim. Niye öyle burnumun sızladığını, içimin burulduğunu, gözlerimin çaktırmadan ıslandığını anladım da ondan seni özlediğimi söylemedim. Bu güzel eylül gününde Boğaz’ı seninle seyretmek isterdim, sigaramın yarı dumanını rüzgarla paylaşmaya hazır, bedenim göğsüne yaslanmış öylece bakardım görüntüye. Bakarken güzel şeyler düşünürdüm! Sabah rastgele müzik dinlerken kimin söylediğini bilmediğim bir şarkının sözü çok hoşuma gitti. Kıymetimi bilmen için illa gitmem mi lazım, sevdiğini duymak için illa ölmem mi lazım diye soruyordu. Ya da benim bu şarkıdan çıkardığım sonuç bu emin değilim. İnsan hem sevdiğini söyleyip de hem neden sevdiğinin yanına gelmez.
Hani sana okuduğum kitapların konularını ve kişiliklerini anlatıyorum ya “Kürk Mantolu Madonna”nın erkek kahramanı geldi aklıma bugün. Kitabı sana anlatırken, hissettiklerimi dile döküşüm ve adama nasıl sinir olduğumu hatırladım sana sinir olurken. Aşık olduğu kadını evinin işleri bitince yanına almayı düşünen bir adam. O evin inşaat işleriyle uğraşırken kadıncağız Almanya’da hastalıktan ölüverdi. Bu garibim de aşkından gözleri kör, kadını mutlu etmek için evi güzelleştirmeye çalışıyor, kadının öldüğünden habersiz bir şekilde. Aşkın boya badanaya ihtiyacı yok ki. Sonrada bir ömür boyu terkedildiğini düşünerek mutsuz yaşadı. Ama ille de boyayacağım diyorsan ben yanındayken boya. Benim öyle “benden uzak olsanda mutlu ol“, “gideceğin yere beni de götür sorana başımın belası dersin”, “sabret aşkım sabret” gibi şarkı sözleriyle hiç işim olmaz. Arada söylüyorsun ya “Endamın yeter” diye biz onu söyleyelim.
Ben seni öyle ilahi bir aşkla seviyorum ki anlatmaya kalksam, kelimelere döksem ifade edememekten korkuyorum. Ya da dile dökülenin basitleşmesinden. Ben eğer becerebilsem parmaklarımla kaburgalarımı ayırıp seni içimdeki buğuda saklarım. Uykunun en derin yerinde birden uyanınca seni yanımda görmek, pişirdiklerimin güzel olduklarını gözlerinden okumak, kış gecesinde söylenmeden patlatılmış mısırı paylaşmak, televizyondaki filmi seyretmek için demlenmiş çayı birlikte içmek, hastalıklarda sevgiyle sıkılmış limonata içirmek, kahvenin telvesinde yazanları birlikte yaşamak, sabahın kör saatinde çıplak denize girmek, emanet alınmış bir motorsikletle gezintiler yapmak, sırtıma dolanmış kollarınla güneşi batırmak, bizim batırdığımız güneşin doğduğu ülkedeki insanların hayatları hakkında abuk hikayeler uydurmak, bozuk musluk yüzünden kavga etmek, ne kadar rahat adamsın ne kadar telaşlı kadınsınlarla başlayan cümlelerle tartışmak. Hayatı, hayatın getirdiklerinin tümünü seninle paylaşmak. Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim.
Hani geçen akşam trafik kazası yüzünden ölmüş birini görmüştük. Üzerini örtmüşlerdi de sadece ayakkabıları görünüyordu. Ben çok etkilenmiştim de sen “adamı tanımıyorsun bile” diyerek etkilenmemin sebebini anlamamıştın. İlk düşündüğüm hayatın çok mu değerli olduğu yoksa düşünmeye değmeyecek kadar basit mi olduğu hakkında aklım karışmıştı. Ne zaman ölümle karşılaşsam aynı karmaşık duyguları hissederim zaten de sevince insanın içi daha çok acıyor. Öleni tanıman gerekmiyor ölüm karşısında. Orada yatan sende olabilirdin bende. Seni düşünmek bile istemiyorum. Kendimi öldükten sonra düşünemeyeceğime göre sana acı çektirmek istemiyorum. Eee diyeceksin. Eee si ölüm var, eve gitme süresince bile ertelenemiyor seni yolun ortasında yakalayıveriyor ve bulduğu yerde götürüyor. Bu yol kıyısında bize göre zamansız bir kaza olabilir, deniz gezmesinde söylenenler söylenmeden gelebilir, yaşanacakları beklemeden de… Yaşamak istediklerini söylemeden… Bir akşam denizden dönerken aynı duygu karmaşasını hissederek, sana telefon açıp “Hayatı benimle paylaşır mısın” diye sormuştum. Güzel şeyler söyledin de hala net bir cevap alabilmiş değilim artık hiçbirşey sormuyorum. Sende unuttum zannediyorsun herhalde. Artık çok özlediğimde bile özlediğimi bu yüzden söyleyemiyorum. Cevapsız sorular varsa ortalıklarda, yalansız olmuyor yaşananlar.
Bugün seni çook özledim de yinede söylemedim bu yüzden. Orada yatan bende olabilirdim. Bırak işlerini de ben söylemeden kendin gel.
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:28:53
|
|
|
BATAKLIĞA TESLİM "Sevmesi Yasaklanan`a" Sana acıyorum, Kendime acıyorum belki bundan zevk alıyorum Ama sana acıyorum Ve kahrediyor beni her gün daha fazla. Nasıl böyle sevdim, nerede hata yaptım diye Düşünmekten alamazken kendimi Halen nasıl böyle sevdiğime de şaşıyorum... Yüreğimin sana boyadığım rengini silmek geçiyor aklımdan, Aklımdan geçen gözyaşlarım, sana boyadığım yüzümdeki Boyayla birlikte düşüyor yere, Sensizliğimi Umutlarla avuttuğumu bilmeden, Her şeyimi alırken sen, Ve bana lazım olur diye bir küçük umut bile bırakmadan Çekip giderken, yüzündeki o menfaat gülümsemeyle Arkanda bıraktığın her sözcükten yeni bir tabut yapıyorum kendime. Dizlerine yatırdığım sabahları unuttun Kollarımın arasına teslim ettiğin uykularını, Asi ruhumu dizginleyen aşık sesini duyurmuyorsun artık, Emanet ettiğin yaralarıma artık tütün basıyorum, Baldıranla ovuyorum, kanayan yüreğimi, Beni artık şehitler arasında ara, Özlersen, beni uçurumların dibinde bekle... Dudaklarımdan çıkmıyor artık, sana yaşatacaklarım, Sana yaşatamadıklarım, çok derin yaralar halinde, Yerlerini almış durumdalar iki dudağımın arasında. Seni beklemenin, seni özlemenin Özlesem de gelmeyeceğinin, Gelsen bile eskisi gibi Bedenimde yatıya kalmayacağının Zorla ezberletildiği Henüz reşit olamamış yasak aşkım Çaresizlik içinde kıvranıyor şimdi, Ben bileklerimdeki ustura izlerini öperken... Özgürlüğüm; can verdiğinde, Sen uyurken başucunda, Bana bunları da yaşatacağını nerden bilebilirdi ? Sana acıyorum, Tüm kapıları sana açıyorum bilmesen de, Bensiz geçtiğin her kapı infazım oluyor, Görmüyorsun... Çok kolay öpebilirdim seni Çok kolay sahip olabilirdim ben`liğine, herkes gibi Bir cesete bile karşı koyacak gücün yoktu, Seni güçlendirirken günden güne, Her gece yarasalar düşlerimi kemiriyordu, Dayanacak gücüm yoktu, Ama hep zulada senin için saklıyordum ne gücüm varsa. Seninle ışıkları söndürmek de mümkündü, Ve tüm çektiklerime ortak etmek seni, Dokunmaya kıyamadığım saçlarını Tel tel terketmek yataklarda; Git diyecek gücün yoktu. Yutkunduğunda gecenin buğusundaki sesime karşı Avaz avaz bağırmana aldırmadan, Dünyanın en acımasızları arasında Kendime itibar edinmek kolaydı. Yalancı aşklarının uğultularını dinleyerek geçerken saatler, Beni sevmediler diye ağlarken sen yüzüme, "Şu adam rüyama girdi, Bu kadın önümden geçti, Cebim para doluydu, Anneme köpek saldırdı" gibi içinde kalanları Anlattığında kimse dinlemiyorken seni Suratının ortasına "onlar senin sorunun" diyip Çarpıp çıkmak vardı kapıyı Hiçbir şey diyemez oturup ağlardın, Yine umutlarını bana bağlardın... Sana acıyorum çünkü bana yetemedin, Beklemesem bile Sevgimin karşılığını veremedin, Ben; Ne de olsa beni de seven var diye Göğsünü gere gere dolaşmanı isterken sokaklarda, Bundan aldığın güçle küçümsedin beni, sen... Sana seviyorum demek çok zordu, Sana sevmiyorum demek imkansız Ama Seni görmemek kolay, Dokunmamak, öpmemek, Beni sev diye beklemeden, Sadece bendeki aşkla avunmak kolay, Ne kadar zor olsa da kolay karşılıksız sevmek seni, Ben yeterim kendime, Kendi içimde, Kendi yangınımda ısıtırım soğursa yüreğim... Sen yok olacaksın, Canım dediklerin canını isteyecek senden, Gülüm dediklerin dikenlerini hayallerine saplayacak, Aşkım dediklerin aşkını ezip geçecekler, Aşksız kaldığına ağlayacaksın bu defa, Beni bir defa küçümsedin, Bin ömür ağlayacaksın. Aşkımı bu halde gördüğüm için çok üzgünüm Seni bu halde görmeye dayanamıyorum, Kimbilir benimle yaşadıklarına kim el koydu, Kim yasakladı bana söylediğin seviyorum`lu kelimeleri Kim yalan yere yemin ettirdi sana Ömür boyu seveceğim diye. Ben koca hasretleri eritmeye çalışırken, düşevlerimde, Kana boyarken hüznümü, Beş para etmez jiletlerin öncülüğünde, Seni kim gönderdi, Aşkımı kundakla diye... Ben tüm dünyayı kurban etmeye and içmişken Sadece aşkın için Nereden çıktı bu suni dost duruşların ? Bahanesi nedir bu yapmacık susuşun ? Geceleri benden hınç alır gibi sevişmen nedendir ? Ben mi düşürdüm seni O aç insan kalabalığına, ? Ben mi vurdum seni, güpe gündüz, ulu orta ? Ben mi çaldım ekmeğini sofra vakti ? Ben mi kilitledim seni o yapmacık hayata ? Hapsolduğun tüm zindanların anahtarlarını benden almadın mı ? Üzerine bol gelen özgürlüğünü başucuna ben bırakmadım mı ? Gözlerini umuda ben boyamadım mı ? Üşürsün diye, gece gündüz aşkımı üzerine yorgan yapmadım mı ? Tüm tuzaklarına düşmedim mi senin ? Herkesten, herşeyden vazgeçip sırf senin, seninle olmadım mı ? Hayatımı harcamadım mı senin için ? Sus.... Ben biliyorum... Seni Seviyorum... Seni seviyorum, Taşıyamasan da, katlanamasan da, Korksan da bunu yüzüne söylememden, Benimle birlikte yaşamaktan korkup, Uzak tutmak için beni kendinden, Benimle savaşsan da, Değişmeyecek. Beni yenmiş olmanın gururunu ve Beni böyle çaresiz bırakıp Oyun oynadığına inandırarak, Kazanılmış bir zaferin derin sarhoşluğunu, Büyük mutluğunu yaşıyorsun şimdi Halime gülüyorsun, Aşkım; Beni öldürüyorsun, Uzaklaşıyorum senden ve Bu ısmarlama aşktan, Sana tüm verdiklerime rağmen, Bir çingene açlığıyla Gördüğün en küçük aşk parçasına bile saldırırken sen, Seni böyle gördüğüm için, son derece huzursuzum. Kimsin, neredesin, nasılsın bilmiyorum, Beni sevdiğin için mi, Bana katlanamadığın için mi Sana yetmediğim için mi, Yapıyorsun bunları bilmiyorum, bilemiyorum... Bu şehri, bu hayatı ve bû-sen`i,bırakıyorum. Çok acı; Sana acıyorum, Bensiz kaldığında başına gelecekleri düşünüp, Ne kadar güçlüyüm desen de, Ne kadar ç
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
21:59:37
|
|
|
benden başka yazan yok hım
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
15:59:33
|
|
|
Su istemeye geldiler çocuklar Kumsalda çimerken farımışlar Mayolarıyla geldiler En arkada sarışın şipşirin Olsun olsun dört yaşında bir oğlan Güler su veriyor onlara
Ben de olsam onlara daha ne verebilirim ki Musluktan taşan su seslerine karışan O cıvıl cıvıl seslerini cankulağıylan Dinlemekten başka
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
16:01:13
|
|
|
Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
16:01:45
|
|
|
Kovalamayın beni yatağa Hiç uykum yok Daha lafınıza karışacağım Ortalığı dağıtacağım Televizyonu kapatacağım Ayçiçeği resmi yapacağım daha Başparmağıma şiir okuyacağım Islık çalacağım Daha çok işim var Gecenizi karartacağım Kütahya vazonuzu kıracağım Vakitsiz yatırmayın beni Daha çok erken
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
16:02:13
|
|
|
Bir limon kalmış güneşten Bi de daluçlarında buhur Bulutlar ki kar Bulutlar yağıyor Dizdüşümlerime... Bir tahtaboştasın loş Sarmanlar gelip gidiyor Silüsler beyazdan da yılan Sen bu tipiden çıkmıyacan... Bir limon kalsada güneşten Bide ölümcül umut Sen bu umuttan iflah Olamaya Can. .
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
16:28:12
|
|
|
Kuşlar vardır, cana benzer havalarda; Soğuksa kar, baharsa yaprak; Bir başına büyür toprakta ömrümüz, Güneşle yeşil elleriyle çıplak;
- Uslu ayaklarla başlamış yolculuk - Yürünmez öyle, bazen durulur, Ve iner erenler katına yorgunluk; Kapanır sukun üzre kitaplar.
Nefeslerle sürüp giden yaşamamız Bir su kenarına gelir durur; Ekmekten, şaraptan öte nimetler vardır; Yürünmez öyle hep, bazen susulur.
http://www.ortanokta.com/on/sair.asp?sair=38
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
19:10:38
|
|
|
Gozlerin ne renk pek hatirlamiyorum. Bakamadigim icin sanirim. Aglamak icin gözler ve gulmek icin bi agiz var yuzumuzdeSenin yüzünde ne bir gulumseme ne de agzinda bir tebesssum var.
Ellerini tutmadan da sevebilirim sni, gozlerine bakmadan daSn hissedersin belki kendimi geri cekislerimi
|
|
|
12 Temmuz 2008 Cumartesi
18:35:35
|
|
|
SEVDİMMİ TAM NEFRET ETTİMMİ TAM, YARIM YOKTUR BENDE!...
|
|
|
12 Temmuz 2008 Cumartesi
20:16:09
|
|
|
Kimsin sen, seni kendimde bulduğum ben misin? Kelimelerini gördüğüm, cümlelerinden vurgularını tahmin etmeye çalıstığım, orda olup yazdıklarımı okuduğuna, beni anladıgına inandıgım sen. Konuşurken suratın nasıldır, elini oynatır mısın? Dokunur musun konuştuğun kişiye? Ya mimiklerin? Bakamadıgım gözlerinin rengi ne? Sen de merak ediyor musun yüzümün konuşurken ki halini? Konuşurken gözlerine bakarım karsımdakinin, Bilebilir misin tüm bunları?....Sanmıyorum Peki nedir ikimizi bu denli yakınlaştıran? Görmediğimde özlettiren seni? Saatlerce yazıştığım, gülmekten sandelyeden düşeceğimi hissettiğim, hayatımın en gizli yerlerini paylaştığım sen kimsin? Nedir seni bu denli özel kılan? Kelimelerce herkes güzel galiba. Kelimeler zırh gibi.Kelimeler sığınak. Daha kolay ifade edebiliyoruz kendimizi. Yüzleri görmeyince daha yakın, daha mı insan oluyoruz yoksa? Sana kelimelerle ulaşırken daha mı açık oluyorum? Kavga ederken kelimeler daha mı aslan kesilmene neden oluyor? Nedir sana güvenmeme sebep? Kelimelerin yeterlimi seni hayatıma sokmama özlememe... Seni gördüğümde sevinmeme... Gideceğinde, gitme! dedirten;dur daha konuşacaklarımız var dedirten ne bana? Gittiğinde ekranda kalakalmamı sağlayan ne? Kabullensem sanallıgını, gerçek yaşantıma geçirmesem, gerçek anlara sokmasam seni... Olmuyor, yapamıyorum...Nasıl silebilirim ki seni? Sevincimi, üzüntümü paylaşmak için sabırsızlandığım... Beni sevmenden, benim seni sevmemden nasıl vazgeçebilirim
|
|
|
12 Temmuz 2008 Cumartesi
20:23:19
|
|
|
Seni özlüyorum. Gecenin en zifiri anında bile odamı aydınlatan bu aşkı özlüyorum en çok da her gün duyabilmek için çırpındığım sesini. Seni özlüyorum işte... Her kavgamızın sonunda çektiğim sancıları, seni kaybetmek korkusu yüreğimi bir bıçak gibi kestiği anları bile. Seni özlüyorum kabul ettim artık bunu... Gözbebeklerimin içine yerleşmişsin ve dünyada iyiye ve güzele dair ne varsa içinde sen varsın. Meleklerin kanatlarında geliyorsun sen bana her gün, martıların gözlerinde. Bir papatya demetinin üstündeki uğur böceği oluyorsun, ayın şavkında, umudun mavisindeki en çok bu renge tutkunum bilirsin sen varsın. Yüreğime işlemişim seni bir dantel gibi ince ince düğümlerle... Çözülemezsin çözmem seni. Oradasın orada kalmalısın. Çünkü bir tek sen yüreğime yakışırsın.
Her gün içimi ısıtan asıl sensin sıcacık ışıklarında tüm ruhumu saran, her yeni güne gözümü acar açmaz içine doluştuğunbir günaydınsın. Seni özlemek dayanılmaz hale geldiğinde bile hiç isyan etmiyorum. Çünkü içimdesin ve seni göz yaşlarımla akıtmaya kıyamıyorum. Özlemin sancılarıyla bedenim her gün ölse de aslında her güne yeniden doğuyorum.
Seni özlüyorum çünkü seni seviyorum hemde çok.. Doğrularını yanlışlarını sorgulamadan, bir çocuk yüreği gibi masumca yaşıyorum seni. Bu hayata verdiğim her nefeste gittiğim her yerde sende benimle birlikte varsın. O yüzden yalnızlık hiç bilmiyorum. Asla değiştirmeden, en katıksız halinle seviyorum seni. Özgürleşiyor aşkımız, sevdikçe büyüyor özledikçe yüceliyor. İşte en çok bunu, özlüyorum seni sevmeyi özlüyorum. Sevdikçe daha çok özlüyorum, özledikçe daha çok seviyorum
|
|
|
13 Temmuz 2008 Pazar
17:50:10
|
|
|
Bu yarayı ancak şiirler kapatır.
Lakin şiirler panzehir değildir.
Bu daha çok, bir yarayı başka bir yarayla kapatmaya benziyor...
AHMET IŞIKGÖZ
|
|
|
13 Temmuz 2008 Pazar
18:06:04
|
|
|
eyvalllah ahmet arkadaş
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi
00:41:29
|
|
|
|
Rica ederim dost.Yaralanan yanlız sen değilsin ve yaranı sararken de yanlız olmayacaksın...
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|