|
1 Mayıs 2008 Perşembe
19:06:22
|
|
|
İSLAM ve KADIN
Medeniyet kadına çok şey borçludur, ilkel cemiyetlerde erkek, avcılıkla meşgul olurken kadın çadır civarındaki yenilebilir kök ve meyveleri toplayarak yaşama kavgasına katkıda bulunuyordu.
Tohumları toprağa ekmek suretiyle ilk muntazam ziraatı gerçekleştiren de belki kadındır. Giyim eşyalarını, lüzumlu kap-kaçağı hep kadın yapıyordu. Kısacası "Yuvayı yapan dişi kuş" idi. Erkeğin çobanlık ve avcılık gibi işlerden başka işlerle uğraşmamaları sebebiyle, ticaret dahi kadının inhisarında idi. Kadın zamanla erkeği de bu gibi işlere alıştırarak onu sosyal yönden eğitmiştir. Hayvanı ehlileştirerek ziraate sokan da yine kadındır. Kadının böyle bir ekonomik üstünlüğü erkeğe kaptırmasından sonra bir çok haklarının elinden alındığını savunanlar vardır. Oysa, gerek bu merhalede ve gerekse daha sonraları köle gibi kullanılmış olması ve ezilmesi, onun fizik gücü yönünden erkekten daha zayıf yaratılmış bulunmasındandır.
Tabiidir ki, kadının zayıf yaratılmış olması onun köleleştirilmesi için bir sebeb değildir. Ama anlayışsız topluluklar bu durumu istismar etmişlerdir. Türkler gibi sosyal durumları ve medeniyetleri eskiden beri çok yüksek cemiyetler hariç, hemen hemen dünyanın her yerinde kadın horlanmış, ezilmiş, köleleştirilmiştir. Dünyanın bir çok yerinde kadın, kocası öldüğü zaman mülk olarak miras bırakıldı. Fiji, Hindistan, Salemon Adaları gibi yerlerde, kocası öldüğü zaman erkeğine hizmete devam etsin gerekçesi ile kadın öl dürülerek onunla birlikte gömüldü. Veya kocasının ardından kendi canına kıyması istendi. Bir baba karısını, kızlarını, dilediği gibi satmakta, hediye etmekte, ödünç vermekte serbestti. Kadın için, "insan mıdır hayvan mıdır?" şeklinde tartışmaların olduğu ülkeler vardır. Ana hakkına çok önem veren Kızılderililer de bile en ağır işler kadına gördürüldü ve ondan "Köpek" diye söz edildi. Kız çocuğu doğurmak bir kadın için züldü. Erkek için utanma vesilesi idi. Bazı analar ilerde kız çocuğunun başına gelecekleri düşünerek, ona iyilik olsun diye öldürmüşlerdir. Yeni Kaledonya`da erkek içerde uyurken kadın dışarıda yatıyordu. Mabedlere köpekler girebiliyor ama kadınlar giremiyordu. Chippevva`ların reisine göre, kadın her işi yapabilir, çadırları kurar, söker, yük taşır, giyim-kuşamı sağlar, bozulan aletleri tamir eder, her şeyi yapar. Ayrıca çok ucuza da mal olur. Çünkü yemekleri de kadın pişirdiği, için , kıtlık zamanlarında bir şey yemeden, parmaklanır, yalayarak dahi yaşayabilir.
Hz. Muhammed`in (S.A.S.) doğduğu yıllarda Arap yarımadasında kadının durumu yukarıda anlatılandan pek farklı değildi. Üstelik dünyanın pek çok yerinde de böyle idi. Kadın alınıp-satılıyor, ağır işlerde çalıştırılıyor, cinsel acıdan tam bir serbesti içinde bulunuyordu. Kız çocuklarının kumlara gömülerek öldürüldüğü herkesçe bilinmektedir. Bir kadın evinin damına bir bayrak çekmek suretiyle istediği kadar erkekle temas kurabiliyor ve bu durum tabii karşılanıyordu. Kadının ailedeki ve sosyal yapıdaki müsbet yönleri tamamen unutulmuş bulunuyor, hesaba katılmayan bir mahlûk addediliyordu.
Kadını bu korkunç durumdan Hz. Muhammed (S.A.S.) ve onun Allah`tan getirdiği hükümler kurtarmıştır. Kadını cemiyetteki gerçek yerine İslâm dini yerleştirmiş, onu şeref sahibi yapmıştır. Her türlü kölelikle mücadele eden İslâm dini, kadını köle haline getirecek ne kadar eski inanç ve hükümler varsa hepsini ortadan kaldırmış ve bir daha geri gelmemelerini sağlayacak ebedî kaideler koymuştur.
İslâm dininin kadın hakkındaki tutumu konusunda cemiyetimizde pek çok yanlış kanaatler mevcuttur. Bunların kasıtlı olarak çıkarılıp yayıldığı inancındayız. Kadının geçmişini bilmeden ve bugünkü durumunun onu nereye doğru sürüklediğini düşünmeden verilecek hükümler isabetli olamaz.
İslâm sağlam bir aile düzeni kurarak, kadına orada çok şerefli bir yer vermiştir. Kadın bu aile içinde rakipsiz eğitimcidir. Evin ekonomisini o düzenler. Ailenin dışarı acılan penceresidir. Kadınsız bir ev halkının diğer ailelerle münasebet kurması pek zordur. Çocuklar hayatları boyunca kendilerini ihata edecek ilk terbiyeyi anneden almaktadır. Kadın ırz ve namusunu İslâm aile anlayışı ile korumuştur. İslâm temiz soya önem verir. Temiz soyları da ancak meşru evliliğin ortaya çıkarttığı aileler sağlayabilirler.
"Rabbin yalnız kendisine tapmanızı ve ana-babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı öf bile demeyesîn, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin. Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger. Ve Rabbim beni küçükten yetiştirdikleri için sen de onlara merhamet et de." (1) ifadeleri Kur`an-ı Kerim`i n ebeveyne, dolayısı ile anaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir. İslâmda kadından istenen ibâdetlerin yanı sıra, ırzını koruması, evine, çocuklarına, kocasına bağl! olmasıdır. Elbette erkek de aynı şeylerden sorumludur. Bu şartlarla kadın, tarlada, devlet dairesinde çalışabilir, ticaret yapar, icabettiğinde savaşa bile gider.. İslâm, kadını hor görmemiştir ki, onu bu işlerden men ve cemiyetten tecrit etmiş olsun. Kadının bedenen erkekten zayıf olması sebebiyledir ki, "Erkekler, kadınlar üzerinde idareci ve hâkimdirler." (2) âyeti ile aile reisliği erkeğe verilmiştir. Bu durumu kadın için bir eksiklik görmek doğru değildir. Erkeğin de kadından zayıf olduğu yerler vardır. Şefkat ve sevgi yönünden kadın da erkekten üstündür. Allah her iki cinsi böylece dengeleyerek yaratmıştır. "Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadunların da onlar üzerinde hakları vardır." (3) Her iki cins de birbirine muhtaç ve Allah katında eşittir. Allah, müjdeleyici veya korkutucu âyetlerinde erkeği ve kadını hep beraber anmıştır: "Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyi emreder, kötülükten ahkorlar, namaz kılar, zekat verirler, Allaha ve peygambere itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir. Allah mü- min erkeklere ve mümin kadınla" temelli kalacaktan, içlerinden ı maklar akan cennetler, Adn cenne Ser
|
|