kültür sanat > Mesaj Panosu > Sosyoloji

Sosyoloji


GönderenMesaj

Suat (mavi_sakal)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
3427
20 Şubat 2008 Çarşamba 20:50:56

                          Türkiye`de Sınıflar Yok Oldu mu?





Türkiye’ye küreselleşme bağlamında ithal ettiğimiz postmodern kültür ortamı, daha çok da kökten İslamcı yönelimler ve talepler üzerinden sürdürülen demokrasi ve sivil toplum savaşımı toplumumuzda ekonomi politik açıdan sınıfların artık yok olduğu kanısı uyandırmaya başladı. Bir “moda” da olabilir bu... Ulusçu faşizan kesimler memnun böyle bir anlayışın yaygınlaşmasından. Yıllardır komünizm karşıtı olmakla övünenler rehavet içinde... Ne de olsa “imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz!..” Kemalist-İslamcı karşıtlığının giderek keskinleştiği demokrasicilik sınıf savaşımını gizliyor. Bir yanılsama içersindeyiz. Kimse bunun farkında değil... İşçi sınıfı hareketinin sona erdiği, işçilerin sosyalizmden hiçbir beklentisinin kalmadığı, toplumda başka görevleri yapanların, değişik kimliklerin bundan böyle sınıf nitelikli olmayan toplumsal hareketleri sürdürecekleri görüşü genel geçerlik kazanmış durumda. Entelektüel kesim, toplumdaki gelişmelere değin çözümlemelerini İslamcı, Kürt, Alevi gibi kültürel kimlikler, alt-kimlikler üzerinden yapmaktadır. Hizmet sektöründe çalışan orta sınıflar, bürokratlar öne çıkmaktadır. Dünyadaki toplumsal hareketler de göçmenler, lümpenler, yersiz yurtsuzlar üzerinden çözümlenmektedir. Özgürlüğün anlamı, “istediğini tüketebilmektir...”  Siyaseti, toplumun ekonomi politik çözümlemesini sınıflar üzerine oturtmak demode bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir.

            Finans kapitalin uluslararası serbest dolaşımı, yatırımların merkezden azgelişmiş ülkelere aktarılması bu ülkelerde ucuz işgücü bağlamında emeğin sömürüsünü artırmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde sınıfsallaşma giderek daha da artmaktadır. Kapitalist sömürünün üstü, “sanayi ötesi toplum”, “bilgi ve enformasyon toplumu” gibi kavramlarla örtülmektedir. Sınıfsallık, Marx ve Weber’in kuramlarına göre, üretim araçlarına sahip olup olmama(Marx), tüketim ve refahtan pay alıp almama(Weber) ölçütlerine göre belirlenmektedir. Karl Marx, sömürü oranının giderek artışı ve kapitalist üretimin tıkanması sonucu devrevi bunalımlarla emekçi sınıfların durumunun iyice kötüleşmesini öngörürken, toplumbilimci Dahrendorf, işçi sınıfının kendi içinde giderek farklılaştığını, Marx’ın beyaz yakalı orta sınıfı hiç hesaba katmadığını, bu grubun proleterleşmesi durumunun ortaya çıkmadığını söylemektedir. Dahrendorf, sınıf kavramını terk etmek yerine, daha geniş biçimde tanımlamıştır. Buna göre siyasal ve toplumsal çatışmanın içine tüm toplumsal gruplar girmektedir. Bir başka toplumbilimci Wright, “kapitalist toplumda sınıf konumları tipolojisi” adı altında on iki kategori saptamıştır. Sınıf kavramını sadece üretim araçları mülkiyetiyle değil, beceri düzeyi, yöneticilik konumuyla da ilişkilendirmiştir. Günümüzde toplumbilim kuramlarında sınıf kavramı hala önemli bir yer tutmakla birlikte sınıfı başka değişkenlerle de tanımlama eğilimi giderek güç kazanmaktadır.

            Siyasette sol ve sağ siyasetin tanımlamaları da değişmektedir. Geleneksel sol işçilerle dayanışmaya devam etmekle birlikte “yeni sol”, “post-burjuvazi”, “post-siyaset” ve “post-materyalizm” gibi kavramlar ortaya atılmıştır. Batılı gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan bu yaklaşımlar postmodern kültürün sol siyasete sızarak onu sulandırmasından başka bir şey değildir. Batıdaki sosyalist ve komünist partilerin programlarında üretim araçlarının mülkiyeti ve denetimi ön planda gelmemektedir artık. Gelişmiş toplumlarda refahın artması insanları hobilere, eğlenceye, lüks tüketime yöneltmekte, yabancılaşma konuları gözardı edilmektedir. Refah; hiyerarşileri, cemaatçiliği zayıflatmakta, bireyciliği teşvik etmektedir. Çoğu gelişmiş ülkede hizmet sektöründe çalışan emek gücünün oranı artarken, el emeği işçileri azalmıştır. El emeği işçiliği azgelişmiş ülkelere kaydırılmaktadır. Bu değişimler 19.yy. sınıf belirlemelerinin günümüzde geçerli olmadığını bize gösterdiği için önemlidir. Daha karmaşık bir yapı kazanarak çok boyutlu duruma gelen sınıfsal yapılar sınıfların ölmekte olduğu tezinin kanıtı değildir.

            Kapitalist sistemin varlığını sürdürmesi sınıfsal yapıların devamına organik biçimde bağlıdır. Aksi halde, artık-değer, değişim değeri, soyut emek vb. kapitalizmin iç dinamiğini oluşturan yapılar açıklanamaz. Günümüzde ulus-devletlerin yok olma sürecine girmesi ve küresel kapitalizm, sınıf çözümlemelerinin küresel ve enternasyonalist boyularda yapılması gerektiğini ortaya çıkartmaktadır. Özellikle finans kapitalin sömürüsüne baş kaldıran Porto Alegre türünden enternasyonalist kitle hareketlerine yeni anarşizm sahip çıkmaya çalışsa da bu hareketler özünde kimliklerle değil sınıfsal olarak çözümlenmeli ve yönlendirilmelidir. Marksizmin “demode” olduğu tezi, bürokratik totaliter sosyalist uygulamaların başarısızlığıyla ve anti-hümanizmiyle ilgilidir. Marksizmi “uzun anlatı”(Jameson) olarak yorumlayan postmodernite onun sona ermediğinin de farkındadır. Sınıfsız toplumlar, dünya toplumlarının sınırsızlaşma ve gerçek demokrasiye doğru gelişiminden doğacaktır. Ülkemizde sınıflar vardır. Dincilik ve Kemalist faşizmle gerçek kurumsal demokrasiye ulaşılamaz. Çünkü her ikisi de kendine göre totaliter düzenler kurmak peşindedir. Dinsel özgürlüklerin birer

Suat (mavi_sakal)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
3427
20 Şubat 2008 Çarşamba 20:52:32

birer kazanılması sivil bir demokrasi anlamına gelmeyecektir. Kemalizmin kuramadığı demokrasiyi din üzerinden dine göre kuramayız. AKP, sivil toplum ve gerçek kurumsal demokrasiyi gerçekleştiremediği, verdiği sözleri tutmadığı takdirde merkez partisi olamayacaktır. Demokrasi, totaliter Kemalist semboller ve dinsel simgelerin değil, toplumsal sınıfların ekonomi politik uzlaşması olarak gerçekleşen bir rejimdir. Din, sınıf savaşımı ve sömürüyü gizliyor!

 

 

Suat (mavi_sakal)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
3427
21 Şubat 2008 Perşembe 20:20:37

sınıflar arası uçurum git gide açılacak...gidişat bunu gösteriyor...

Seray (redsgün)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1235
23 Şubat 2008 Cumartesi 12:50:01

ben anlamıorum şimdiye kadar biz müslaman değilmiydikşimdi mi müslaman oluyoruz?ya türk milletinin gözü dinle boyanıyor bence.

Suat (mavi_sakal)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
3427
23 Şubat 2008 Cumartesi 17:05:06
göz boyamadan ziyade uyutmak için kullanılıyor...