|
| Gönderen | Mesaj |
|
16 Şubat 2008 Cumartesi
18:16:41
|
|
|
YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK
Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğruna. işte yüzünde badem çiçekleri saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
Bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar. yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz, taşın ve toprağın elleri. yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza. türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten dağlara biz verirdik morluğunu, henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne ne tan atışı doğumların sevincine ey bir elinde mezarcılar yaratan, bir elinde ebeler koşturan doğa bu seslenişimiz yalnızca sana yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün zulüm biter. menekşelerde açılır üstümüzde leylaklarda güler. bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler...
Şiirler doğacak kıvamda yine duygular yeniden yağacak kıvamda. ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda. ey herşey bitti diyenler korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler. ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek
Adnan Yücel
|
|
|
17 Şubat 2008 Pazar
17:39:46
|
|
|
BİR KOMŞU KIZI İÇİN
Güneşin korkusuyla, gizlendim elbisemin ardına. Can sıkıcı baharda, üşençle kalkıp giyindim.
Nadide bir mücevher bulmak kolaydır. İyi bir adam bulmak neredeyse imkansız.
Yastıkta gizliden dökülmüş gözyaşları, Açılan çiçekte kırılmış bir kalp.
Eğer Sung Yü`nün gözüne ilişebilseydim, Ne derdim olurdu ki, bitişik evdeki delikanlıyla?
Yu Hsuan Chi
|
|
|
17 Şubat 2008 Pazar
20:20:08
|
|
|
AŞK UYKUDA
gitmeye yalnızlık düşmesin diye aşk`ı damarında tutan elim büyür
zamanı incitemez kan döken dudağın
gözlerim ölüme son durağın önce deniz yıkılır
yaz gelir, ıslıklarız şehri sarılmak ışığa vurulur, yaz biter
sevişme vaktinde gebeyiz içimizde özgür balıklar
|
|
|
27 Şubat 2008 Çarşamba
19:58:35
|
|
|
DÜŞÇÜ
artık anımsamıyorum her yanını sarmaşıkların bürüyüp sardığı kıvrılıp içeri dönen denizdi denizin esrarıydı hayır değildi
denizin esiriydim demiyorum içimdeki son duvar denizdi demiyorum yıkıldı ve kurtuldum da demiyorum içimdeki duvarların sonuncusuydu deniz içimdeki duvarların sonuncusu da yıkıldı
yaz kırığı bir akşamdan ayaklarımı uzatıp dayansam bulutlara bütün düğümler çözülmüş de sanki salt kalbim karşıcı
ötekim sevebilir beni ötekim sevebilir mi beni belki belki yeryüzü sensin zaman sensin iyesi olduğun büyük saat de diyen kimse
yaşam sensin yaşam bedenin kuş pastel tören artığı bir akşammış değilmiş arzu güvenli bir sığınak değil mi ki raks boşlukta rakkas ölümünü oynuyor seni seviyorum diyen kimse ey ötekim
siyah ölümün zaferiyle girdi günlerimize gördün mü cumartesiler de buruklaştı sonunda kış da ödeşti şehirle
arkamdan kasaphavası çalsın kemanlar bahçedeki kuyuyu kapatma
E.topaloğlu
|
|
|
28 Şubat 2008 Perşembe
19:22:06
|
|
|
KİR
Ruhu bel fıtığı olmuş,haddinden fazla zorlanmış hiç bir ada hiç bir ev hiç bir ağaç imdadına yetişmemiş yükün altında begonya çiçeği taklidi yapmaktan fena halde canı sıkılmış insanlardan umudunu kestikçe,sesi eflatun bir defineye, ki ; keşfi imkansız, sonsuz kuyuların içinde yankısı tümden telaş tümden tufan ve tümden yanlışlaşmış ..
ay çekirdeği gözlerimi boşluğa dayamış,boşluğun o keskin , o ıslak yüzünde rutin bir kırmızı içinde hareketli nesnelere tavrını koymuş, tavır gereği uçan sinekle bire bir düelloya tutuşacak kadar ahmak ve yine tavır gereği hamile bir itin doğum sancısını alnının ortasında taşıyacak kadar geniş bir yelpaze dantellerin arasında el işlemeli bir ur ve adaletin boşlukta maddeye uzanışı konulan teşhisle uygulanan tedavi arasında ki o organik bağın müthiş uyumsuzluğunun ardında geniş bir yelpaze düşümdeki uru serinleten dantelleri huzurla havalandıran o erime noktası..
kaba taslak bir hesapla ciğeri beş para etmez bir ölümlü isem ; boşluğun o onanmaz cesaretini kıramıyorsam ve psikiyatrik bir vuruşla sersemlemekten adaletin kanını akıtıyorsam dantellerimin üstüne bu derece anti steril bu derece habis bir toplum olmuşsam kendi içimde şimdi söyle neye yarar ; bir kadının önünde tanrısal sözler ve bedenimin tavafa açık tutulması artık insan kanı suyun altına tutulmalı evet ,evet! kir daha çok kir!
yani bildiğimiz aklın lekesi....
|
|
|
1 Mart 2008 Cumartesi
21:23:49
|
|
|
ŞARAP KOKUSU
Nicedir gökyüzü hasret mavisi bulutlar yatağında beyaz pamuk yastıksız kalan uykularda rüya rüzgarın çağrısı bir garip sazda...
bu nasıl sema güneşi yangın yağmuru ıslak öpüş duası teni buğday kaçağı bu şehrin sokuldukça koynuna esmer geceler ne zordur kendinde solumak bir rüyaya açılır göğsün bir ışıltıdır düşer gözlerinde sonrası, sonrası öykü düzmesi…
sırtıkara yüzlü düşün güzü alıngan uzansan tanıdık gelir unutsan yabancı kalır elleri tele alışkın bir şarkıda hüzün alçalıp yükselir deniz döngülü uçuk sarı yaprak döküntüsü zaman; pırıltı alır gece satar düş sevişir döş acır ertelemeden yeniden uyanır sabaha…
bu kaçıncı kadehtir kırmızı yalancısı dudak izi tango kalıntısı ellerim Darvin bir sancı geçmişi uyutup geleceğe çaldığı ıslıktı şarkı…
arşınlanan sokaktı acıyan yanımız ayraç attığımız kısır umutlarda yürür yürüdükçe arnavut kaldırımında bir dilber inadına söverdi bir köşe şarapçısı martılar hicaz bir bağırtı incinen yazgının tellalı olurdu.
asi bir göçtür ömür geceler, şehirler birbirine benzer karanlık uykulara sabahtır beklenen asma da koruğa zamandır tat veren.
Bir üzüm tanesi tattı aşk asma da şarap kokusu
|
|
|
4 Mart 2008 Salı
20:12:01
|
|
|
Serseri
Gel uzun bir tatile çıkalım seninle Koşalım varisli yalnızlıklara inat. Yanımıza devrik cümleler alıp Hayatı kışkırtalım. Her durakta Hırpalanmış bir şiir bırakıp Kaçalım. Ardımızdan şairler köpürsün Serseri bilsinler bizi Her yerde arasınlar. Korkma, Birbirimizin aklına yatarsak Bulamazlar bizi.
|
|
|
5 Mart 2008 Çarşamba
13:02:59
|
|
|
BAHARA İZİN
“Bahar geldi” diye yazdım içerdeki arkadaşa. Dedim ki “tomurcuklanan yapraklar gelecekten bir müjdeyi taşıyorlar incecik kanatlarında.” Dedim ki “çiçeklerin rengi yansıyor yüzümüze, konuşkan kuşların sesi yüreğimize”
Bunları yazdım ve arkadaşımı düşündüm, on yıllık hapsi ve daha yatılacak olanı.... Dikenli teller, demir kapılar ve beton duvarlar izin verir mi baharın ulaşmasını içerdeki arkadaşa?
|
|
|
5 Mart 2008 Çarşamba
13:25:41
|
|
|
TUTSAK
Sen kıramadıktan sonra kabuğunu,
Ne fark eder,
dalda olman
toprağa düşmen…
v.ipek
|
|
|
5 Mart 2008 Çarşamba
13:26:38
|
|
|
KÜÇÜK KIZIN DÜŞSEL AĞITI
Küçük kız kendi kendine ağıt yakıyor, düşsel bir kardeşin ölümüne ağıt bu. Küçük kız düşsel kardeşi tanımıyor, ama ölümü tanıyor.
Küçük kız yemek pişiriyor düşsel konuklarına, görülmez yemekler bunlar. Bilmiyor yemeklerin ne olduğunu Ama açlığı biliyor.
Küçük kız oynuyor küçük çöplerle, büyük anlamlar yüklüyor incecik dal parçalarına, ama bilmiyor yaşamın anlamı ne.
c.çakır
|
|
|
5 Mart 2008 Çarşamba
13:28:26
|
|
|
VİŞNE LEKESİ
bir konuğum sadece: erkek ve yorgun
ten durgun; en kestirme yol günah: merhaba şehir
-artık ay büyürse yalandır-
ikiye katlanmış bir evin içinde çocuklar
anneler ve babalar kadar katılaşır
içindeki prens ölür öpülüp durdukça:
nereden kapansa kapı sen biraz dışarıda
kirli bir tabak gibi bırakır kalbini
yol yorgunu her şeyi bilen yazdan yapılma acı
birisi öldürülmüş gibi erkenden sabah
gözlerin küser kendiliğinden anlasan
uyanmazsın: perdeleri çektikçe bir aydınlık
aynanda çekirge sürüsü
yeni örgütlenmiş bir anlam:
bundan daha yalnız olamazsın
istediğin sessizlikse önce kalbimi durdur
sözün acısı: vişne lekesi
o.akyıl
|
|
|
7 Mart 2008 Cuma
18:56:11
|
|
|
LA`L SOPRANO DÜŞLERİ
I
“gibi’ye sone”
Ansızın gelecek gibisin. Şuracıkta, köşede tanıdık bir yerlerde duran iki elimin arasına konacak gibi yüzün. Bir suyu avuçlar gibisin, bir kadehi iki parmağımın arasına alacakmışım gibi. Kırılgansın sevgilim, parçalandıkça sen, içimde çoğalıyor yüzler ve sesler ve küller. Ansızın gelecek gibisin. Bir aynaya, bir su damlasına, bir cam parçasına düştüğünde yüzüm, saçım, başım, dağınıklığım, pencereye düşecek gibi birazdan yüzün. Beni toparlar mısın? Çok fazlayım, eksilt beni, Çarpma, bölme, kategorize etme, Susuştu yüzün hatırlıyorum, kaçı bana ait gülümsenin, en iyisi çıkar beni ama önce kendimden. Nereye saklandım bilmiyorum, neyi kaybettiysem lanet, bırak orada kalsın! Yalnız, kırıklarımı topla, yürür mü bilmem sana doğru kör, topal!
II
“ıraksama”
Geldin! Varsay ki ben yokum, yanında gibiyim, alıştır varlığına yokluğumu. Dilimin söylediğini işitmesin kulakların önce, sıkkınlığını gidermesin gözlerim, boş bak! Varsay ki hani yan odadayım, bir duvar var aramızda tuğlalarıyla iç içe, tırnaklarını yırtarcasına dokun, sütten ak etini sürtün, kupkuru derinliğe, hissetmesin ellerin bir soğukluktan başka şey! Varsay sevgilim varsay, özle. Önce kendini. Düşmüş saatlerin başıboş sarhoşlukları tütsün vücudunda, kendini okşa önce. Önce kendi etini acıt, oyruğundan boşalan tuzlu suyunu sen tat önce, evde yokum de kendine! Var say sevgilim varsay yokluğumu var say!
III
“beniz etme”
Benzimi dökmüşüm, kırıntısıyla karıncalar ilgilenir, Nereye döktüysem toplayanı da var hani, Suya karışmıyor, düşüyor sade, Bu anda kırıntı çok bayat bir kelimedir! Kıpırtısıyla ilgileneni de var ama daha çok teni para ediyor, Kaybetmeyeyim kendimi, çakallarıyla yaklaşır karanlıklar, Hazırdır ormanı her vadinin, ıraksa bacası tüten ev! Yakılacak ne kaldı ki, neyin külünden bu yeni doğmuş yalan. Kökü var mıdır her sevişmenin, Bir aralık sızıntı mıdır sade, Bu anda bulanıklık gayr-i ihtiyari bir yanılsamadır. Yanıldığım bir şey var biliyorum. Zaman, Eksik olan tek şey şu biliyorum: Her şeyi ve her sev(iş) meyi bu anda Kendime ben(i)z etmem Sana söz, bundan sonra ben iz etmem!
|
|
|
19 Mart 2008 Çarşamba
20:05:56
|
|
|
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
Gözlerim gözlerine değince felaketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felaketim olurdu ağlardım...
ne vakit maçkadan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi bir rüzgar aklımı alırdı sessizce bir cigara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin bakardın üşürdüm içim ürperirdi felaketim olurdu ağlardım
akşamlar bir roman gibi biterdi jezabel kan içinde yatardı limandan bir gemi giderdi sen kalkıp ona giderdin benzin mum gibi giderdin sabaha kadar kalırdın hayırsızın biriydi fikrimce güldümü cenazeye benzerdi hele seni kollarına aldı mı FELAKETİM OLURDU AĞLARDIM... (ATTİLA İLHAN)
|
|
|
5 Nisan 2008 Cumartesi
21:58:35
|
|
|
Ölmezlik Yontusu
o ölmezlik yontusu var ya hani şu ihtiyar çocuk gözlerinden tanıdım sımsıkı yakalayıp soğuk taşları kirpikleriyle ıpılık bakıyordu en uzaklara gök boşlukla hüznün kesiştiği noktada öyle çoktu ki ve uysaldı yanıp sönen Horus’un Gözleri alazlandı yıllar yürüdü geçti sevdanın mırıltısı akrebin tırmandığı duvarlarda elveda dedi gün yarısı bitimsiz çavlan o ölmezlik yontusu hani şu ihtiyar çocuk bir dinleseydiniz sözlerini sırılsıklam her yanı yağmur sesi ellerinden su içer hala kuş sürüleri de… delirir gök mavi
|
|
|
18 Nisan 2008 Cuma
23:20:26
|
|
|
Kayıp gitmektedir hatıra silinmez bir yumuşaklıkla bir çan sesiyle ta uzakta.
Che Guevera
|
|
|
18 Ekim 2008 Cumartesi
18:57:33
|
|
|
|
yazdıklarınızı beğenemedim nedense.sorun var sitede yani galiba sanırsam falan filan
|
|
|
23 Kasım 2008 Pazar
18:14:01
|
|
|
boşver gitsin abicim
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|